Uludağ’ın güney yamaçlarında bulunan 850 metre yükseklikteki 2 mağaradan doğan ve 203 kilometre uzunluğu ile Bursa ovasını baştan aşağı dolaşarak Karacabey Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne dökülen Nilüfer Çayı, ne yazık ki yoğun kirliliği nedeniyle Marmara’nın  müsilaj nedenlerinden biri olarak gösterilmeye başlandı.

Yani bir günah keçisidir artık Bursa’nın değerli su kaynağı… Adı Bursa ile bütünleşen Nilüfer Çayı’nın; bir akarsu mu yoksa akar atık mı olduğu son 10 yıldır ciddi anlamda tartışılır hale gelmişti zaten…

Aslında akarsuyun kirlilik hikâyesi 30 yıl öncesine dayanıyor. Devletin verdiği teşviklerle 1. sınıf tarım arazileri üzerine kurulan sanayi tesislerinin yarattığı tehlikeli kirlilik, 30 yıldan bu yana Nilüfer Çayı’nın adeta canına okudu. Akarsu çevresinde kurulmuş 52 köyü yakından ilgilendiren bu çevresel sorun, artık iyice can sıkmaya başladı.

Bu akarsudan tarım alanı sulaması yapmak zorunda kalan köylüler, yetiştirilen tarım ürünlerinde tehlikeli kimyasallar bulunduğuna dikkat çekerken, Nilüfer Çayı’nın çevreye yaydığı kötü kokuları da yıllardır yüksek sesle dile getiriyorlar.

Kat ettiği uzun yol boyunca geçtiği her bölgeden sanayi ve evsel atıklar bırakılan Nilüfer Çayı, şu anda hiçbir canlının yaşamadığı bir atık su merkezi oldu.

Daha da önemlisi: bu dereden motorlarla çekilen pis sularla yetişen ürünler, gıda güvenliğinde bir kabus olma yolunda oldukça hızlı gidiyor. Bu tarım ürünleri ile beslenenlerin kanser-ülser-alerji ve üreme organı rahatsızlıkları doğacağı bildirilirken, geçmişte Bursa’nın gurur duyduğu bir akarsu olan Nilüfer’in bugün ulaştığı görünümün ne yazık ki içler acısı olduğu ortaya çıkıyor.

Geçmişte kocaman dere balıkları tutulan, 50-70 yaş kuşağındaki Bursalılar için yüzme öğrenme ve piknik mekânı olan bu doğa harikası, şu anda zehir ve koku üretim merkezi oldu. Daha da önemlisi; şu anda deniz salyası ile can çekişen Marmara Denizi’nin katillerinden biri olarak gösteriliyor.                 

                 “PİS KOKAN DEĞİL, ÇİÇEK KOKAN KÖYDE YAŞAMAK”

Gelişmiş dünya ülkelerinde sanayi-çevre ilişkileri anlamında çok bilinen ve uygulanan bir yöntem vardır: Kirleten öder!..

Özellikle AB ülkelerinde;  üretim yaparken bir şekilde çıkardıkları atıklarla çevrenin kirletilmesine neden olanlar, bunun bedelini ağır bir şekilde ödemek zorunda kalırlar.

Ya gelişmiş bir atık arıtma tesisi kurarak ya da yaydığı kirliliğin çok yüksek vergisini vererek… Daha da kötüsü; yaptığı hata karşılığında büyük cezalar ödeyerek… Hatta üretimlerinin durdurulmasına kadar gidecek bir işleme tabi tutulurlar.

Şimdi burada da sormak gerekiyor aslında… Bugüne dek; Nilüfer Çayı’nı kirleten kaç işletmeye ceza kesilmiştir acaba?..

“Kirleten öder” yöntemi, Bursa Çevre Müdürlüğü tarafından bugüne kadar hiç uygulanmış mıdır ki?..

Kısacası… Artık zehir akan Nilüfer Çayı’nın kurtuluşu için bir şeyler yapılmış mıdır?..

Nilüfer Çayı kirliliğinin durdurulması amaçlı imza kampanyalarının birinin tanıtım toplantısında;  bir köy çocuğunun elinde “Pis kokan değil,  çiçek kokan köyde yaşamak istiyorum” pankartını görmüş ve çok etkilenmiştim.

Nilüfer Çayı’nı kirletenler, bu çocuğa istediğini verebilir mi acaba?..

Ne dersiniz?..

Bir gün Nilüfer Çayı’nda balık tutulabilir mi eski günlerdeki gibi…

Veya Nilüfer’de Eskişehir’deki Porsuk çayı gibi Bursa’nın sembolü olabilecek turistik bir güzelliğe kavuşur mu ki?..

Ve daha da önemlisi… Nilüfer Çayı ve Marmara Denizi eski güzel hallerine gelir mi acaba bir gün… Yeniden?..

----------------------------------------------------------------------------------------------------------                   

Özlü sözler:  İyi ağaçlar kolay yetişmez. Rüzgar ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlarda o kadar sağlam olur. (Williard MARRİOT)

 -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

              PORSUK ÇAYININ TEMİZLENME HİKAYESİ..!

Bundan 10 yıl önce; Mudanya Çayönü Köyü sakinleri tarafından kent gündemine sokulan “Nilüfer Çayı Temiz Akmalı” kampanyası sırasında; Eskişehir’in içinden geçen Porsuk Çayı’nın ne şekilde temizlendiği de açıklamalara konu olmuştu.

Hiç unutmuyorum o anı… Kirliliğin gündeme geldiği bir toplantıda; şu anda üzerinde turistik teknelerin gezdiği Porsuk Çayı’nın sanayi atıklarından temizlenme ve kokudan arındırılma yönteminin Nilüfer Çayı’nda da uygulanması gerektiğini söyleyen bir köylü kadını, ilgilileri göreve davet etmiş ve “Artık bu dere temiz akmalı, koku da üretmemeli. Başka kentler yapıyor, Bursa’da yapabilir” diyerek tepkisini ve talebini dile getirmişti.

24 Ağustos 2012’di bu çağrının tarihi… Yıllar geçti bu çağrının üstünden… Hiçbir şey değişmedi. Hatta daha da kirlendi bu önemli değerimiz…

Eskişehir’i Venedik gibi yapan Porsuk Çayı da evsel ve endüstriyel atıklarla doluydu eskiden… Sakarya Nehri’nin en uzun kollarından biri olan ve 430 km. uzunluğa sahip olan Porsuk Çayı, 2000’li yılların başında örnek olabilecek bir temizlik harekatı ile doğaya ve çevreye kazandırılmıştı. Ardından Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in yenileşim projesi ile kentin canlı yaşam merkezi haline getirilen Porsuk Çayı, bugün iç ve dış turizmin de gözde mekânı olarak biliniyor. Hatta Porsuk Çayı düzenleme projesini AB’nin başkentinde hayata geçirmek isteyen Brüksel Belediyesi yetkilileri kenti ziyaret etmişler ve Anderlecht Nehri için bu projeyi örnek almışlardı.

Ama bizim Nilüfer Çayı, Eskişehir’e güzellik katan Porsuk Çayı gibi hiç olmadı. Sahipsiz kaldı güzelim akarsuyumuz… Sonunda da Marmara Denizi’nin katillerinden biri olarak gösterildi işte… Marmara Denizi kirlilik cinayetini görenler, katiller arasında Nilüfer Çayı’nı da gösteriyorlar artık…

Ama… Evliya Çelebi’nin “su kenti Bursa’sına” hiç yakışmıyor bu kirlilik!..