13-15 yaşlarındaki bir genç, sokakta bir cüzdan bulur ve hemen karakola götürür.
İçine dahi bakmadan cüzdanı karakola verir...
Karakoldaki komiser cüzdanın içini açar ki cüzdan şehrin zenginlerinden birine aittir…
Hemen adamı arar, cüzdanı alması için çağırır.
Adam cüzdanı almak için gelir, cüzdanı alır, içene bakar ve hiddetle çocuğa bağırır;
‘Bütün parayı bu almış! Paranın hepsi bu değil, soyup soğana çevirin, şunun üzerinde ne varsa alın!..’
Çocuk der ki;
‘Amca, ben hiçbir şey almadım, cüzdanı olduğu gibi getirdim.’
Adam çocuğun üzerini silkeler, cebinden 10 lira çıkar. 10 lirayı alır üzerinden. Çocuk der ki;
‘Amca, o benim bu günkü simit param, alma paramı!’
Adam, çocuğu dinlemez. Komiser, adama der ki;
‘Tamam, ikiniz de gidin. Olayı araştıracağız. Sizi tekrar ararız.’
İkisi de oradan ayrılır. Çocuk ağlayarak çıkar karakoldan. Okula gider, bir azar da okul müdüründen işitir geç kaldığı için.
Okul bitince döner. Dönerken vakit ikindidir. Bir cenaze görür. Cenazede komiser, çocuğu görünce ‘Buraya doğru gel.’ der. Çocuk, komisere yaklaşır.
‘Bu cenaze kimin, biliyor musun?’
‘Kimin’ der çocuk.
‘Sabah 10 liranı alan adam var ya, cüzdanını bulduğun adam. Onun cenazesi.’
Çocuk şaşırır, ama adamın neden öldüğünü anlamaz...
Tam oradan uzaklaşırken iki kişinin konuşması gelir kulağına. Biri şunları söylemektedir arkadaşına;
‘Bu kadar zenginlik, bu kadar varlık... Koskoca dünyada boğulmaz da insan, 10 liralık kahveyi içerken mi boğulup ölür arkadaş!?’
Çocuk, cebinden alınan 10 lirayı hatırlar…
(Mustafa Uyan’ın gönül bahçesinden alıntı…)
Çıkarım:
Her nefs bencildir…
Nefs tamahkârdır…
Tamahkârlık ise; güç arzusunun zirve yaptığı noktadır…
Hakkın olmayanı edinme hırsı; körlüğü beraberinde getirir.
Aşırı hırs, çarpık büyümedir...
Tamahkâr istediğini elde etmek için ahlakını ve değerlerini tehlikeye atar.
Yaşamın her alanına sızmaya çalışır…
Kontrol etme güdüsü had safhadadır…
Her şeye hakkı olduğunu düşünür.
Hırs bir bakıma ekonomik ve sosyal gelişmenin itici gücü olarak görülebilir.
Hırsın normali yararlı, tamahkârlık seviyesine gelmesi zararlıdır…
Elbette insanın fıtratında dünyevi nimetlere karşı arzu ve heves bulunur.
Allah ‘Kadınlara, çocuklara, altın ve gümüş (cinsin)den birikmiş hazinelere, soylu atlara, sığırlara ve arazilere yönelik dünyevî zevkler insanoğlu için çekici kılınmıştır.İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.’ Buyurur.
Müslümana yakışan dünya malını ne reddetmek ne de dünyevi arzulara tamah etmektir.
Bu dünya bize bir sınav mekânıdır…
Bu sürecinde bizim için en önemli husus, dünyanın gelip geçici olduğunu, asıl ve sonsuz yaşamın ise öteki dünya, gerçek dünya yaşamı olduğunun farkında olmamızdır.
Evet, İnsan onurlu bir mahlûktur…
Onun özgürlük, onur, namusgibi maddi-manevî hukukuna yönelik bir haksızlık kadar, canına ve malına yapılan bir saldırı da o oranda ağır bir sorumluluk gerektirir.
Bilerek yahut bilmeyerek, birisine haksız bir davranışta bulunmayanımız var mıdır?
İnsanlık hali olan böyle bir durum karşısında ne yapmalıyız?
‘Bir kez oldu, bir daha yapmayız, keşke yapmasaydım.’ diyerek, iç dünyamızda hesaplaşmamız yeterli gelir mi acaba?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
10 liralık kahve..!
13-15 yaşlarındaki bir genç, sokakta bir cüzdan bulur ve hemen karakola götürür.
İçine dahi bakmadan cüzdanı karakola verir...
Karakoldaki komiser cüzdanın içini açar ki cüzdan şehrin zenginlerinden birine aittir…
Hemen adamı arar, cüzdanı alması için çağırır.
Adam cüzdanı almak için gelir, cüzdanı alır, içene bakar ve hiddetle çocuğa bağırır;
‘Bütün parayı bu almış! Paranın hepsi bu değil, soyup soğana çevirin, şunun üzerinde ne varsa alın!..’
Çocuk der ki;
‘Amca, ben hiçbir şey almadım, cüzdanı olduğu gibi getirdim.’
Adam çocuğun üzerini silkeler, cebinden 10 lira çıkar. 10 lirayı alır üzerinden. Çocuk der ki;
‘Amca, o benim bu günkü simit param, alma paramı!’
Adam, çocuğu dinlemez. Komiser, adama der ki;
‘Tamam, ikiniz de gidin. Olayı araştıracağız. Sizi tekrar ararız.’
İkisi de oradan ayrılır. Çocuk ağlayarak çıkar karakoldan. Okula gider, bir azar da okul müdüründen işitir geç kaldığı için.
Okul bitince döner. Dönerken vakit ikindidir. Bir cenaze görür. Cenazede komiser, çocuğu görünce ‘Buraya doğru gel.’ der. Çocuk, komisere yaklaşır.
‘Bu cenaze kimin, biliyor musun?’
‘Kimin’ der çocuk.
‘Sabah 10 liranı alan adam var ya, cüzdanını bulduğun adam. Onun cenazesi.’
Çocuk şaşırır, ama adamın neden öldüğünü anlamaz...
Tam oradan uzaklaşırken iki kişinin konuşması gelir kulağına. Biri şunları söylemektedir arkadaşına;
‘Bu kadar zenginlik, bu kadar varlık... Koskoca dünyada boğulmaz da insan, 10 liralık kahveyi içerken mi boğulup ölür arkadaş!?’
Çocuk, cebinden alınan 10 lirayı hatırlar…
(Mustafa Uyan’ın gönül bahçesinden alıntı…)
Çıkarım:
Her nefs bencildir…
Nefs tamahkârdır…
Tamahkârlık ise; güç arzusunun zirve yaptığı noktadır…
Hakkın olmayanı edinme hırsı; körlüğü beraberinde getirir.
Aşırı hırs, çarpık büyümedir...
Tamahkâr istediğini elde etmek için ahlakını ve değerlerini tehlikeye atar.
Yaşamın her alanına sızmaya çalışır…
Kontrol etme güdüsü had safhadadır…
Her şeye hakkı olduğunu düşünür.
Hırs bir bakıma ekonomik ve sosyal gelişmenin itici gücü olarak görülebilir.
Hırsın normali yararlı, tamahkârlık seviyesine gelmesi zararlıdır…
Elbette insanın fıtratında dünyevi nimetlere karşı arzu ve heves bulunur.
Allah ‘Kadınlara, çocuklara, altın ve gümüş (cinsin)den birikmiş hazinelere, soylu atlara, sığırlara ve arazilere yönelik dünyevî zevkler insanoğlu için çekici kılınmıştır. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.’ Buyurur.
Müslümana yakışan dünya malını ne reddetmek ne de dünyevi arzulara tamah etmektir.
Bu dünya bize bir sınav mekânıdır…
Bu sürecinde bizim için en önemli husus, dünyanın gelip geçici olduğunu, asıl ve sonsuz yaşamın ise öteki dünya, gerçek dünya yaşamı olduğunun farkında olmamızdır.
Evet, İnsan onurlu bir mahlûktur…
Onun özgürlük, onur, namus gibi maddi-manevî hukukuna yönelik bir haksızlık kadar, canına ve malına yapılan bir saldırı da o oranda ağır bir sorumluluk gerektirir.
Bilerek yahut bilmeyerek, birisine haksız bir davranışta bulunmayanımız var mıdır?
İnsanlık hali olan böyle bir durum karşısında ne yapmalıyız?
‘Bir kez oldu, bir daha yapmayız, keşke yapmasaydım.’ diyerek, iç dünyamızda hesaplaşmamız yeterli gelir mi acaba?