Bir ormanın derinliklerinde yan yana iki köy varmış...
Bu iki köyde de hayvanlar yaşarmış...
İki köyün sakinleri birbirleri ile herkesin nedenini unuttuğu bir konu nedeniyle yıllardır düşmanmış...
Bu iki köyün ortasından da bir ırmak akarmış...
Hayvanlar bu ırmaktan su içer, her seferinde de birbirleri ile karşıdan karşıya ağız dalaşına girerlermiş...
Irmak derin olmasa hani karşıya geçip neredeyse birbirlerini boğazlayacak durumdalarmış.
Bir gün göç etmekte olan bir kunduz ailesinin yolu bu köylerden geçmiş.
Kunduz ailesi ırmağın karşısına geçmek için bir köprü yapmışlar. Köprüyü de olduğu gibi bırakıp gitmişler.
Köprü yapıldıktan iki gün sonra karşı köyde yangın çıkmış.
Hayvanlar nereye kaçacaklarını bilememişler.
Derken köprüyü görmüşler.
Can havli ile köprüden geçip düşman oldukları köye sığınmışlar. Köylüler ne yapacaklarını bilememişler.
Yıllardır düşman oldukları köyün hayvanları arasında artık ırmak yokmuş.
Kimsenin içinden kavga etmek gelmemiş.
Hatta bu zaman kadar niçin kavga ettiklerine bile anlam verememişler. Hallerine gülüp birbirleri ile kucaklaşmışlar.
Yıllardır süren, nedenini bile bilmedikleri bu düşmanlık, bir köprü ile çözülüvermiş.
Köprünün adını barış köprüsü koymuşlar...
İki köy, barış ve kardeşlik içinde yaşamlarına mutlu mesut devam etmişler...
(Alıntı)
Çıkarım:
Zaman ilerliyor, takvimler değişiyor, ne ki, konularımız ve konuşup-yazdıklarımız ne yazık ki aynı.!
Orta-Doğu tam bir kaos halinde.!
Her ne kadar ateş henüz evimizin içine düşmüş değil ama insanız ve yanı başımızdaki acıyı hissediyoruz.!
Barış umudu yitip gitmese de tam anlamıyla, bombalar patlamayı sürdürüyor...
Günümüz dünyasında savaşlar, toplumsal huzursuzluklar ve barış arayışları, insanlığın en derin soruları arasında yer almayı sürdürüyor...
Savaş ve barış, insanlık tarihiyle yaşıt, siyaset ve ahlak felsefesinin temel çatışma alanlarıdır.
Savaş, devletlerarası güç mücadelesi ve politika aracı olarak tanımlanırken, barış, güvenlik ve adaletin tesisi olarak görülür.
‘Barış istiyorsan savaşa hazır ol!’ vecizesinde olduğu gibi savaş ve barış arasındaki uzun ve yıkıcı mücadele kısmen burada düğümlenmekte...
İnsanlık tarihi her ne kadar daha iyi bir gelecek için çaba göstermiş olsa da çelişkili ve karanlık yönlerinden hiçbir zaman kurtulamıyoruz...
Ne ki, savaş, yasadışı olarak kabul edilsin yahut da edilmesin, savaşanlar etik davransın ya da davranmasın bir gerçeklik bu.!
Barış severler olarak sürekli barışı tercih etsek de bir savaşın savunulmasını bir sıkıntı olarak görmeyen görüşlere de rastlamak olası günümüz dünyasında...
Öyle olsa da Orta-Doğu’daki savaşta barış severlere düşen top yekûn savaşa karşı olmaktır...
Barış güzeldir, sağlıklıdır, insanoğlu için en ideal yaşam iklimidir.
Buna karşı çıkmanın hiçbir rasyonel gerekçesi olamaz.!
Ne ki, barış sürecinin koşullarını, ileride doğabilecek kimi sosyal, bölgesel sorunları önleyebilme adına sorgulayana da ‘barış karşıtı’ damgası vurmak da adil olmasa gerektir...
Mutlak gerçekliğin salt barış olması tek dileğimiz olsun...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
Barış Köprüsü.!
Bir ormanın derinliklerinde yan yana iki köy varmış...
Bu iki köyde de hayvanlar yaşarmış...
İki köyün sakinleri birbirleri ile herkesin nedenini unuttuğu bir konu nedeniyle yıllardır düşmanmış...
Bu iki köyün ortasından da bir ırmak akarmış...
Hayvanlar bu ırmaktan su içer, her seferinde de birbirleri ile karşıdan karşıya ağız dalaşına girerlermiş...
Irmak derin olmasa hani karşıya geçip neredeyse birbirlerini boğazlayacak durumdalarmış.
Bir gün göç etmekte olan bir kunduz ailesinin yolu bu köylerden geçmiş.
Kunduz ailesi ırmağın karşısına geçmek için bir köprü yapmışlar. Köprüyü de olduğu gibi bırakıp gitmişler.
Köprü yapıldıktan iki gün sonra karşı köyde yangın çıkmış.
Hayvanlar nereye kaçacaklarını bilememişler.
Derken köprüyü görmüşler.
Can havli ile köprüden geçip düşman oldukları köye sığınmışlar. Köylüler ne yapacaklarını bilememişler.
Yıllardır düşman oldukları köyün hayvanları arasında artık ırmak yokmuş.
Kimsenin içinden kavga etmek gelmemiş.
Hatta bu zaman kadar niçin kavga ettiklerine bile anlam verememişler. Hallerine gülüp birbirleri ile kucaklaşmışlar.
Yıllardır süren, nedenini bile bilmedikleri bu düşmanlık, bir köprü ile çözülüvermiş.
Köprünün adını barış köprüsü koymuşlar...
İki köy, barış ve kardeşlik içinde yaşamlarına mutlu mesut devam etmişler...
(Alıntı)
Çıkarım:
Zaman ilerliyor, takvimler değişiyor, ne ki, konularımız ve konuşup-yazdıklarımız ne yazık ki aynı.!
Orta-Doğu tam bir kaos halinde.!
Her ne kadar ateş henüz evimizin içine düşmüş değil ama insanız ve yanı başımızdaki acıyı hissediyoruz.!
Barış umudu yitip gitmese de tam anlamıyla, bombalar patlamayı sürdürüyor...
Günümüz dünyasında savaşlar, toplumsal huzursuzluklar ve barış arayışları, insanlığın en derin soruları arasında yer almayı sürdürüyor...
Savaş ve barış, insanlık tarihiyle yaşıt, siyaset ve ahlak felsefesinin temel çatışma alanlarıdır.
Savaş, devletlerarası güç mücadelesi ve politika aracı olarak tanımlanırken, barış, güvenlik ve adaletin tesisi olarak görülür.
‘Barış istiyorsan savaşa hazır ol!’ vecizesinde olduğu gibi savaş ve barış arasındaki uzun ve yıkıcı mücadele kısmen burada düğümlenmekte...
İnsanlık tarihi her ne kadar daha iyi bir gelecek için çaba göstermiş olsa da çelişkili ve karanlık yönlerinden hiçbir zaman kurtulamıyoruz...
Ne ki, savaş, yasadışı olarak kabul edilsin yahut da edilmesin, savaşanlar etik davransın ya da davranmasın bir gerçeklik bu.!
Barış severler olarak sürekli barışı tercih etsek de bir savaşın savunulmasını bir sıkıntı olarak görmeyen görüşlere de rastlamak olası günümüz dünyasında...
Öyle olsa da Orta-Doğu’daki savaşta barış severlere düşen top yekûn savaşa karşı olmaktır...
Barış güzeldir, sağlıklıdır, insanoğlu için en ideal yaşam iklimidir.
Buna karşı çıkmanın hiçbir rasyonel gerekçesi olamaz.!
Ne ki, barış sürecinin koşullarını, ileride doğabilecek kimi sosyal, bölgesel sorunları önleyebilme adına sorgulayana da ‘barış karşıtı’ damgası vurmak da adil olmasa gerektir...
Mutlak gerçekliğin salt barış olması tek dileğimiz olsun...