Cumhuriyeti gerçekten ‘Kimsesizlerin kimsesi’ yapmak... (2)
Yazının Giriş Tarihi: 29.10.2026 18:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.10.2026 18:01
Cumhuriyet sözcüğü, literatürde şahıs egemenliği yerine yöneticilerin seçimle işbaşına geldiği bir yönetim biçimi olarak adlandırıldığı için kuşkusuz demokratik, özgürlükçü ve sevimli görünmektedir...
Ne ki, dünyada resmi olarak Cumhuriyet (devlet başkanının halk yahut meclis tarafından seçildiği, monarşi olmayan) sistemiyle yönetilen ancak gerçek anlamda çoğulcu, özgür ve demokratik olmayan pek çok ülke bulunmaktadır...
Adı Cumhuriyet olan bu ülkeler genellikle tek parti diktatörlükleri, askeri cuntalar, teokratik rejimler yahut otokratik başkanlıklar şeklinde yönetilir.
Bunun tersi olarak adı Cumhuriyet olmayan Monarşi Krallıklar da vardır ve buralarda çoğulcu, demokratik, özgür seçimler yapılmaktadır...
İngiltere Krallığı gibi...
İspanya, İsveç, Norveç, Danimarka ve Hollanda Parlamenter Krallıkları gibi...
Şimdi bu ülkelerin yönetim biçimi ‘Cumhuriyet’ değil diye ‘Demokratik ülke’ sayılmıyorlar mı yani?
O açıdan ‘Cumhuriyet’ sözcüğü tek başına çoğu yerde, her zaman ‘Kimsesizlerin kimsesi’ olamamaktadır...
Önemli olan Cumhuriyeti gerçek anlamda ‘Kimsesizlerin kimsesi’ yapabilmektir.
* * *
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki reformların (dil, kılık kıyafet, hukuk vb.) geniş halk kitlelerinin rızası alınmadan, "üstten inmeci" ve bürokratik bir yöntemle yaşama geçirildiğini savunan geniş bir kesim vardır...
Osmanlı'dan devralınan tarihi, dini ve kültürel birikimle ani bir kopuş yaşandığı, bunun da toplumda kimlik bunalımlarına yol açtığı öne sürülmektedir.
Tek parti döneminde (1923-1945) ve sonrasında benimsenen resmî ideolojinin; etnik, dini ve kültürel çeşitliliği homojenize etmeye çalıştığı eleştirisi yapılır...
Devletin din üzerindeki sıkı kontrolü (Diyanet İşleri Başkanlığı gibi yapılar üzerinden) ve kamusal alandaki dışlayıcı dindarlık yaklaşımları, farklı kesimlerce eleştirilmiştir...
Cumhuriyetin ilanından sonra muhalefet denemelerinin kısa sürede kapatılması ve uzun yıllar tek parti rejimiyle yönetilmesi, demokrasinin ve çok partili siyasi kültürün gelişmesini geciktirdiği gerekçesiyle eleştirilmiştir...
Gücün ve yetkinin merkezi bir bürokraside toplanması da eleştiri konusu olmuştur...
* * *
Bugün dünya üzerinde resmen bir Cumhuriyet ve "halk cumhuriyeti" adını taşısa da tek parti ve aile diktatörlüklerinin uygulandığı, özgür seçimlerin yapılmadığı ve temel insan haklarının egemen olmadığı ülkeler vardır...
Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimi olsa da ülke, dini liderin ve vesayet sisteminin egemen olduğu teokratik bir Cumhuriyet uygulamaları çokça görülmektedir.
Ülke başında Devlet Başkanı bulunsa ve Cumhuriyet rejimiyle yönetilse de Çin Komünist Partisi'nin tek parti rejimi egemen değil midir?
Yani tek parti yönetimi yahut otokratik rejimlerin egemen olduğu, güçler ayrılığının ve şeffaf demokratik mekanizmaların bulunmadığı birçok ‘Cumhuriyet’ yok mudur?
Bir yandan ‘Cumhuriyet bize çok yakışıyor’ diyeceksin, ardından da Yolsuzluk soruşturmalarını ‘Siyasi’ olarak adlandıracaksın, Seçilmiş Cumhurbaşkanı’na gerekli saygıyı göstermeyeceksin.!
İlk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanı sürecinde ve sonrasında yaptığı konuşmalarda, "Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir" ifadesini kullanarak Cumhuriyet rejiminin sosyal adalet, eşitlik ilkelerine dayanması gerektiğini vurgulamıştır...
Ancak bir yönetim biçimi olarak Cumhuriyet ile ilgiliAtatürk’ün bu idealine ne zaman ve ölçüde ulaşabildiğimizi sorgulamak zorunda değil miyiz?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
ORHAN KAPLAN
Cumhuriyeti gerçekten ‘Kimsesizlerin kimsesi’ yapmak... (2)
Cumhuriyet sözcüğü, literatürde şahıs egemenliği yerine yöneticilerin seçimle işbaşına geldiği bir yönetim biçimi olarak adlandırıldığı için kuşkusuz demokratik, özgürlükçü ve sevimli görünmektedir...
Ne ki, dünyada resmi olarak Cumhuriyet (devlet başkanının halk yahut meclis tarafından seçildiği, monarşi olmayan) sistemiyle yönetilen ancak gerçek anlamda çoğulcu, özgür ve demokratik olmayan pek çok ülke bulunmaktadır...
Adı Cumhuriyet olan bu ülkeler genellikle tek parti diktatörlükleri, askeri cuntalar, teokratik rejimler yahut otokratik başkanlıklar şeklinde yönetilir.
Bunun tersi olarak adı Cumhuriyet olmayan Monarşi Krallıklar da vardır ve buralarda çoğulcu, demokratik, özgür seçimler yapılmaktadır...
İngiltere Krallığı gibi...
İspanya, İsveç, Norveç, Danimarka ve Hollanda Parlamenter Krallıkları gibi...
Şimdi bu ülkelerin yönetim biçimi ‘Cumhuriyet’ değil diye ‘Demokratik ülke’ sayılmıyorlar mı yani?
O açıdan ‘Cumhuriyet’ sözcüğü tek başına çoğu yerde, her zaman ‘Kimsesizlerin kimsesi’ olamamaktadır...
Önemli olan Cumhuriyeti gerçek anlamda ‘Kimsesizlerin kimsesi’ yapabilmektir.
* * *
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki reformların (dil, kılık kıyafet, hukuk vb.) geniş halk kitlelerinin rızası alınmadan, "üstten inmeci" ve bürokratik bir yöntemle yaşama geçirildiğini savunan geniş bir kesim vardır...
Osmanlı'dan devralınan tarihi, dini ve kültürel birikimle ani bir kopuş yaşandığı, bunun da toplumda kimlik bunalımlarına yol açtığı öne sürülmektedir.
Tek parti döneminde (1923-1945) ve sonrasında benimsenen resmî ideolojinin; etnik, dini ve kültürel çeşitliliği homojenize etmeye çalıştığı eleştirisi yapılır...
Devletin din üzerindeki sıkı kontrolü (Diyanet İşleri Başkanlığı gibi yapılar üzerinden) ve kamusal alandaki dışlayıcı dindarlık yaklaşımları, farklı kesimlerce eleştirilmiştir...
Cumhuriyetin ilanından sonra muhalefet denemelerinin kısa sürede kapatılması ve uzun yıllar tek parti rejimiyle yönetilmesi, demokrasinin ve çok partili siyasi kültürün gelişmesini geciktirdiği gerekçesiyle eleştirilmiştir...
Gücün ve yetkinin merkezi bir bürokraside toplanması da eleştiri konusu olmuştur...
* * *
Bugün dünya üzerinde resmen bir Cumhuriyet ve "halk cumhuriyeti" adını taşısa da tek parti ve aile diktatörlüklerinin uygulandığı, özgür seçimlerin yapılmadığı ve temel insan haklarının egemen olmadığı ülkeler vardır...
Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimi olsa da ülke, dini liderin ve vesayet sisteminin egemen olduğu teokratik bir Cumhuriyet uygulamaları çokça görülmektedir.
Ülke başında Devlet Başkanı bulunsa ve Cumhuriyet rejimiyle yönetilse de Çin Komünist Partisi'nin tek parti rejimi egemen değil midir?
Yani tek parti yönetimi yahut otokratik rejimlerin egemen olduğu, güçler ayrılığının ve şeffaf demokratik mekanizmaların bulunmadığı birçok ‘Cumhuriyet’ yok mudur?
Bir yandan ‘Cumhuriyet bize çok yakışıyor’ diyeceksin, ardından da Yolsuzluk soruşturmalarını ‘Siyasi’ olarak adlandıracaksın, Seçilmiş Cumhurbaşkanı’na gerekli saygıyı göstermeyeceksin.!
İlk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanı sürecinde ve sonrasında yaptığı konuşmalarda, "Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir" ifadesini kullanarak Cumhuriyet rejiminin sosyal adalet, eşitlik ilkelerine dayanması gerektiğini vurgulamıştır...
Ancak bir yönetim biçimi olarak Cumhuriyet ile ilgili Atatürk’ün bu idealine ne zaman ve ölçüde ulaşabildiğimizi sorgulamak zorunda değil miyiz?