Arabaya bindiğimde, salt birkaç kilometre sonra, şehrin kronik hastalığı olan trafik beni yine durdurmuştu...
Normalde böyle anlarda hemen radyoyu açar, dünyanın gürültüsünü dinlerdim. Ama bu kez bir tuhaflık vardı, içimde tarif edemediğim bir eksiklik hissiydi bu…
Otoparka vardığımda, otonom bir hareketle elimi telefonumu koyduğum cebime attım.
Yoktu, telaşla diğer ceplerimi, arabanın koltuklarını yokladım, evet yoktu ve onu evde unutmuştum..!
O an hissettiğim boşluğu, o anlık kopuşu anlatamam, yaşamla bağlantım kesilmiş gibiydi sanki…
Bir an geri dönmeyi düşündüm, ne ki kendime olan öfkemle sarsıldım sonra karar verdim, bu gün telefonsuz geçecekti…
İş yerime çıktığımda, ilk refleksim avucumdaki telefonu masaya koymak olurdu. O boşluğu fark edince, bağımlılığımın ne kadar fizikselleştiğini anladım..!
Oyalanmak için kendime bir çay koydum, ama zihnim sürekli telefona gidiyordu. İş notlarım, sunumlarım, paylaşımların, arayanlar, mesajlar, hepsi oradaydı… Öğle yemeğine kadar vakit geçmek bilmedi...
Dayanamayıp dışarı çıktım…
Kaldırımda yürürken, ayağımın ucunda hissettiğim bir hareketle irkildim.
Başımı eğdiğimde donakaldım.
Bir karınca kolonisi…
İncecik siyah gövdeler, kendilerinden büyük yiyecek kırıntılarını taşıyor, birbirlerine yol veriyorlardı.
Ayaklarımın altında, sessiz bir düzenle işleyen, minicik bir evren vardı sanki…
Eğer her zamanki gibi başım öne eğik, bir ekrana bakarak yürüyor olsaydım, o evreni hiç düşünmeden ezip geçecektim..!
Kalbim sıkıştı, gözlerim doldu..!
Karıncalardan biri, düşen bir yaprağın altında sıkışmıştı.
Eğildim, o yaprağı nazikçe kaldırdım.
Küçücük bir hareketti, ama o an benim için dünyalar kadar anlamlıydı.
Başımı kaldırdığımda gökyüzü geniş ve masmaviydi, uzaktan bir çocuk gülüyordu...
Eve döndüğümde, gözlerim hemen sehpada duran telefonu aradı.
Onu orada gördüğüm halde elime almadım..!
Ekranı açmadan, olduğu yere geri bıraktım, direnmeliydim.
O gece, uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yaptım.
Elime bir kâğıt kalem alıp tek bir cümle yazdım: ‘Bugün bir karıncayı ezmedim.’
Ama o gece uyumak kolay olmadı..!
Artık ne yapacağımı biliyordum…
Evime en yakın telefoncunun kapısına vardım…
‘Salt arama ve mesaj yapabilen, en basit, en eski model bir telefon istiyorum,’ dedim…
Adam şaşırdı ve eski bir şey çıkartıp verdi, aradığım tam olarak buydu.
O günden sonra yaşamım yavaşladı.
Artık vaktimi bir ekrana değil, hayata veriyordum…
O gün unuttuğum telefon yüzünden hayata yeniden bağlanmıştım…
Yaşamla aramdaki asıl bağlantı, işte o gün yeniden kurulmuştu.
Gökyüzü, ağaçlar, bir karıncanın telaşı ve bir yabancının gülümsemesi…
Dünya böyle çok daha güzeldi...
Artık gözlerim hep bir ekrana değil, sağa sola, gökyüzüne, dünyaya bakıyordu.
Bir kedinin miyavlaması, bir çiçeğin solgunluğu, bir çocuğun yalnızlığı…
Ve biliyorum ki, eğer bir gün yine dalıp gidersem, yine o dijital uykunun kollarına düşersem, kaldırımın kenarındaki o karınca kolonisinin hayali ayak izleri beni yeniden durduracak..!
Ve biliyorum ki, ‘Güneşin bu kadar sıcak, gökyüzünün bu kadar mavi ve geniş’ olduğuna şaşıramayacağım..!
Artık salt bakmayı değil, görmeyi de öğrendim çünkü..!
* * *
Tıpkı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, kişinin günlük yaşam aktivitelerini, sosyal ilişkilerini ve psikolojik sağlığını olumsuz etkileyen, bireylerin dijital cihazlara ve dijital içeriklere aşırı derecede bağımlı hale gelmesi durumu olan ‘Dijital bağımlılık’ a dikkat çekmek amacıyla bu alıntıyı paylaşmak istedim…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
Dijital uykudan uyanmak..!
Arabaya bindiğimde, salt birkaç kilometre sonra, şehrin kronik hastalığı olan trafik beni yine durdurmuştu...
Normalde böyle anlarda hemen radyoyu açar, dünyanın gürültüsünü dinlerdim. Ama bu kez bir tuhaflık vardı, içimde tarif edemediğim bir eksiklik hissiydi bu…
Otoparka vardığımda, otonom bir hareketle elimi telefonumu koyduğum cebime attım.
Yoktu, telaşla diğer ceplerimi, arabanın koltuklarını yokladım, evet yoktu ve onu evde unutmuştum..!
O an hissettiğim boşluğu, o anlık kopuşu anlatamam, yaşamla bağlantım kesilmiş gibiydi sanki…
Bir an geri dönmeyi düşündüm, ne ki kendime olan öfkemle sarsıldım sonra karar verdim, bu gün telefonsuz geçecekti…
İş yerime çıktığımda, ilk refleksim avucumdaki telefonu masaya koymak olurdu. O boşluğu fark edince, bağımlılığımın ne kadar fizikselleştiğini anladım..!
Oyalanmak için kendime bir çay koydum, ama zihnim sürekli telefona gidiyordu. İş notlarım, sunumlarım, paylaşımların, arayanlar, mesajlar, hepsi oradaydı… Öğle yemeğine kadar vakit geçmek bilmedi...
Dayanamayıp dışarı çıktım…
Kaldırımda yürürken, ayağımın ucunda hissettiğim bir hareketle irkildim.
Başımı eğdiğimde donakaldım.
Bir karınca kolonisi…
İncecik siyah gövdeler, kendilerinden büyük yiyecek kırıntılarını taşıyor, birbirlerine yol veriyorlardı.
Ayaklarımın altında, sessiz bir düzenle işleyen, minicik bir evren vardı sanki…
Eğer her zamanki gibi başım öne eğik, bir ekrana bakarak yürüyor olsaydım, o evreni hiç düşünmeden ezip geçecektim..!
Kalbim sıkıştı, gözlerim doldu..!
Karıncalardan biri, düşen bir yaprağın altında sıkışmıştı.
Eğildim, o yaprağı nazikçe kaldırdım.
Küçücük bir hareketti, ama o an benim için dünyalar kadar anlamlıydı.
Başımı kaldırdığımda gökyüzü geniş ve masmaviydi, uzaktan bir çocuk gülüyordu...
Eve döndüğümde, gözlerim hemen sehpada duran telefonu aradı.
Onu orada gördüğüm halde elime almadım..!
Ekranı açmadan, olduğu yere geri bıraktım, direnmeliydim.
O gece, uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yaptım.
Elime bir kâğıt kalem alıp tek bir cümle yazdım: ‘Bugün bir karıncayı ezmedim.’
Ama o gece uyumak kolay olmadı..!
Artık ne yapacağımı biliyordum…
Evime en yakın telefoncunun kapısına vardım…
‘Salt arama ve mesaj yapabilen, en basit, en eski model bir telefon istiyorum,’ dedim…
Adam şaşırdı ve eski bir şey çıkartıp verdi, aradığım tam olarak buydu.
O günden sonra yaşamım yavaşladı.
Artık vaktimi bir ekrana değil, hayata veriyordum…
O gün unuttuğum telefon yüzünden hayata yeniden bağlanmıştım…
Yaşamla aramdaki asıl bağlantı, işte o gün yeniden kurulmuştu.
Gökyüzü, ağaçlar, bir karıncanın telaşı ve bir yabancının gülümsemesi…
Dünya böyle çok daha güzeldi...
Artık gözlerim hep bir ekrana değil, sağa sola, gökyüzüne, dünyaya bakıyordu.
Bir kedinin miyavlaması, bir çiçeğin solgunluğu, bir çocuğun yalnızlığı…
Ve biliyorum ki, eğer bir gün yine dalıp gidersem, yine o dijital uykunun kollarına düşersem, kaldırımın kenarındaki o karınca kolonisinin hayali ayak izleri beni yeniden durduracak..!
Ve biliyorum ki, ‘Güneşin bu kadar sıcak, gökyüzünün bu kadar mavi ve geniş’ olduğuna şaşıramayacağım..!
Artık salt bakmayı değil, görmeyi de öğrendim çünkü..!
* * *
Tıpkı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, kişinin günlük yaşam aktivitelerini, sosyal ilişkilerini ve psikolojik sağlığını olumsuz etkileyen, bireylerin dijital cihazlara ve dijital içeriklere aşırı derecede bağımlı hale gelmesi durumu olan ‘Dijital bağımlılık’ a dikkat çekmek amacıyla bu alıntıyı paylaşmak istedim…