Kral, değişik nedenlerle iki adamı ölüme mahkûm etmiş.
Kralın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkûmlardan biri;
-Hayatımı bağışlarsanız bir yıl içinde atınıza uçmayı öğretebileceğimi bilmenizi isterim, deyince, kendini dünyadaki tek uçabilen ata binerken hayal eden kral, sonucun değişmeyeceğini bilse de her olasılığa karşın bunu kabul etmiş…
Mahkum zindana geri döndüğünde diğer mahkumlar inanmayan gözlerle mahkuma bakmışlar ve;
-Atların uçamadığını ve uçamayacağını da biliyorsun, senin bunu öğretemeyeceğini de. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya?.. Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar… demişler.
Mahkûm başını sağa, sola sallayarak;
-Pek değil, yanılıyorsunuz, demiş.
Ve şöyle sıralamış olasılıkları;
-Kendime dört özgürlük şansı veriyorum aslında…
-Nasıl? demişler diğer mahkumlar, açıkla o halde, neymiş bunlar?
-Basit aslında, diye karşılık vermiş mahkum;
-İlki, Sultan bu bir yıl içinde ölebilir...
-İkincisi, bu süre içinde ben ecelimle ölebilirim…
-Üçüncüsü, At ölebilir bir olasılıkla...
-Ve dördüncüsü, belki de gerçekten ata uçmayı öğretebilirim… demiş, ata uçmayı öğretecek mahkum, diğeri idam sehpasında sallanırken...
(Anlayan Hikayeler’den alıntı)
Kıssadan Hisse:
Umutsuzluk bir yöntem değildir...
Eğer daha başlamadan yitirmek istemiyorsak, yenilgi bize bir umutsuzluk kaynağı değil, taze bir başlangıç olabilir...
Deneyemeyeceğimiz her yeni şey için kendimize şans tanımalıyız. Kendimizi küçük, umarsız görmemeliyiz.
Kendimize inancımızı hep diri tutmalıyız ve sürekli kendimize inanmalıyız.
Önemli olan elde edilen sonuç değil, bu yolda harcanan çabadır.
İçinde yaşadığımız dünya nasılsa bize ait değil; burada misafiriz. Öyleyse neden bu kadar korku içinde tüketelim ki kendimizi?
Bize verilen nefes alma hakkını, en iyi şekilde kullanmadan hızlıca tüketelim ki?
Neden hep başkalarına bakarak, dinleyerek, korkarak, boyun eğerek, suçlayarak, şansım yok, diye kendimize kocaman aşılmaz dağlar yaratıyoruz ki?
Yahut neden kendimizi koruma duygumuza köle oluyoruz?
Öyleyse o zaman yarınlar dün olmadan, bugünü yaşamak için geliştirelim kendimizi ve şansa bir adım atalım.
Başarıya ulaşmanın dört sırrı vardır.
İstediklerimizi net olarak tanımlamalıyız.
Çevremizdekilere hoş görünmeliyiz.
Zorluklarla başa çıkmayı başarabilmeliyiz.
Kendimize saygı duyulmasını sağlamalıyız.
Özgüven; kendimize yönelik iyi duygular geliştirerek, kendimizi iyi hissetmemiz demektir.
Kendimiz olmaktan memnun olmak kendimiz ve çevremizle barışık olmamız demektir.
Umut, gelecek ile ilgili bir amacı gerçekleştirmede olasılığı sıfırdan fazla olan beklentilerdir.
Bir çıkış yolu olduğuna ve yardım ile bireyin varlığında değişiklikler oluşabileceği inancı en önemli özelliğidir.
Umutsuzluk ise bir amacı gerçekleştirmede olasılığı sıfırdan az olan olumsuz beklentiler şeklinde tanımlanır.
Gerek umut gerekse umutsuzluk, her ikisi de kişinin gelecekteki gerçek hedeflerine ulaşma olanaklarının olası yansımasıdır.
Umut ve umutsuzluk karşıt beklentileri simgeler.
Umut da hedefe ulaşmak için uygulamaya konulan planların başarılacağı öngörüsü varken; umutsuzluk da başarısızlık yargısı vardır.
Yaşayan herkesin umudu vardır...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
Dört Şans..!
Kral, değişik nedenlerle iki adamı ölüme mahkûm etmiş.
Kralın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkûmlardan biri;
-Hayatımı bağışlarsanız bir yıl içinde atınıza uçmayı öğretebileceğimi bilmenizi isterim, deyince, kendini dünyadaki tek uçabilen ata binerken hayal eden kral, sonucun değişmeyeceğini bilse de her olasılığa karşın bunu kabul etmiş…
Mahkum zindana geri döndüğünde diğer mahkumlar inanmayan gözlerle mahkuma bakmışlar ve;
-Atların uçamadığını ve uçamayacağını da biliyorsun, senin bunu öğretemeyeceğini de. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya?.. Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar… demişler.
Mahkûm başını sağa, sola sallayarak;
-Pek değil, yanılıyorsunuz, demiş.
Ve şöyle sıralamış olasılıkları;
-Kendime dört özgürlük şansı veriyorum aslında…
-Nasıl? demişler diğer mahkumlar, açıkla o halde, neymiş bunlar?
-Basit aslında, diye karşılık vermiş mahkum;
-İlki, Sultan bu bir yıl içinde ölebilir...
-İkincisi, bu süre içinde ben ecelimle ölebilirim…
-Üçüncüsü, At ölebilir bir olasılıkla...
-Ve dördüncüsü, belki de gerçekten ata uçmayı öğretebilirim… demiş, ata uçmayı öğretecek mahkum, diğeri idam sehpasında sallanırken...
(Anlayan Hikayeler’den alıntı)
Kıssadan Hisse:
Umutsuzluk bir yöntem değildir...
Eğer daha başlamadan yitirmek istemiyorsak, yenilgi bize bir umutsuzluk kaynağı değil, taze bir başlangıç olabilir...
Deneyemeyeceğimiz her yeni şey için kendimize şans tanımalıyız. Kendimizi küçük, umarsız görmemeliyiz.
Kendimize inancımızı hep diri tutmalıyız ve sürekli kendimize inanmalıyız.
Önemli olan elde edilen sonuç değil, bu yolda harcanan çabadır.
İçinde yaşadığımız dünya nasılsa bize ait değil; burada misafiriz. Öyleyse neden bu kadar korku içinde tüketelim ki kendimizi?
Bize verilen nefes alma hakkını, en iyi şekilde kullanmadan hızlıca tüketelim ki?
Neden hep başkalarına bakarak, dinleyerek, korkarak, boyun eğerek, suçlayarak, şansım yok, diye kendimize kocaman aşılmaz dağlar yaratıyoruz ki?
Yahut neden kendimizi koruma duygumuza köle oluyoruz?
Öyleyse o zaman yarınlar dün olmadan, bugünü yaşamak için geliştirelim kendimizi ve şansa bir adım atalım.
Başarıya ulaşmanın dört sırrı vardır.
İstediklerimizi net olarak tanımlamalıyız.
Çevremizdekilere hoş görünmeliyiz.
Zorluklarla başa çıkmayı başarabilmeliyiz.
Kendimize saygı duyulmasını sağlamalıyız.
Özgüven; kendimize yönelik iyi duygular geliştirerek, kendimizi iyi hissetmemiz demektir.
Kendimiz olmaktan memnun olmak kendimiz ve çevremizle barışık olmamız demektir.
Umut, gelecek ile ilgili bir amacı gerçekleştirmede olasılığı sıfırdan fazla olan beklentilerdir.
Bir çıkış yolu olduğuna ve yardım ile bireyin varlığında değişiklikler oluşabileceği inancı en önemli özelliğidir.
Umutsuzluk ise bir amacı gerçekleştirmede olasılığı sıfırdan az olan olumsuz beklentiler şeklinde tanımlanır.
Gerek umut gerekse umutsuzluk, her ikisi de kişinin gelecekteki gerçek hedeflerine ulaşma olanaklarının olası yansımasıdır.
Umut ve umutsuzluk karşıt beklentileri simgeler.
Umut da hedefe ulaşmak için uygulamaya konulan planların başarılacağı öngörüsü varken; umutsuzluk da başarısızlık yargısı vardır.
Yaşayan herkesin umudu vardır...