Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu...
Çiftçi; -Benim sırrımın yanıtı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi...
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye gerek duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi...
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.!
(Eğitici Hikayelerden alıntı)
Çıkarım:
Öykü, kazan-kazan yaklaşımına çok iyi bir örnek olsa gerektir...
Kazan-kazan yaklaşımı çatışmayı, düşmanca saldırmak ve savunmaktan, birlikte çalışmaya, birlikte kazanmaya dönüştürür...
Ortaklaşa sorun çözüm yaklaşımını sürekli olarak uygulayan bir kişi, fark oluşturma yeteneğine de sahiptir...
O nedenle, ikna etmek zorunda olduğunuz ilk kişi aslında kendinizsinizdir...
Çoğunlukla mevcut durumda en iyi yaklaşımın ne olduğunu bir an bile düşünmeyiz...
Aslında böyle bir yaklaşım, güç mücadelesinden başka bir şey olamaz ve kaybetme olasılığı da taşır...
Oysa, ‘Ben kazanmak istiyorum ama senin de kazanmanı isterim.’ demek başka bir şeydir. Paylaşmak, insanca yaşamanın ve toplumsal bağları güçlü tutmanın temel kuralıdır da ayrıca...
Paylaşmak, insanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışma bağlarını da güçlendirir.
Oysa kıskançlık öyle mi?
Neredeyse bütün toplumlarda kıskançlık duygusu vardır ve neredeyse tüm bireyler yaşamlarında az ya da çok kıskançlık duyarlar.
Kimilerine göre kıskançlık kültürel tutumlar ve alışkanlıklar tarafından belirlenen öğrenilmiş bir tepkidir...
Karşılıklı iyilik ve şefkat hem vereni hem de alanı mutlu eder...
Kazan-kazan yani...
Kıskançlık yerine paylaşmayı seçmek hem bireysel hem maddi ve hem de sosyal yaşamda insanı çok daha huzurlu, mutlu ve başarılı bir birey haline getirir.
Bilimsel araştırmalar, bir şeyi başkalarıyla paylaşmanın yahut yardım etmenin beyinde mutluluk hormonlarının salgılanmasını tetiklediğini de göstermektedir.
Paylaşımcı insanlar çevrelerinde güvenilir, samimi ve sevilen kişiler olarak görülürler ayrıca.
Bu da yalnızlık hissini ortadan kaldırır...
Başkalarının gereksinimlerini fark etmek ve onlara katkı sağlamak, dünyayı salt kendi penceremizden görmeyi engeller...
Bilgi de paylaşıldıkça çoğalır...
Siz başkalarına yardım edip elinizdekileri paylaştıkça, insanlar da sizinle karşılıklı olarak yeni fikirler, fırsatlar ve olanakları paylaşmaya başlar...
İş ve sosyal yaşamda yıkıcı bir rekabet yerine, yardımlaşma ve karşılıklı başarı ön plana çıkar.
Kazan-kazan yani...
Kazan-kazan ilkesine göre davranışlar taraflardan birinin kaybetmesi üzerine kurulmaz; herkesin kazanç elde etmesini hedefler.
Rekabeti ve çatışmayı ortadan kaldırarak ortak bir çözüm bulmayı sağlar.
Uzun vadeli, güvene dayalı ve kalıcı ilişkiler korunur.
Kıskançlık hissettiğiniz anlarda bunu fark edip "Ben de onun gibi nasıl başarılı olabilirim?" yahut "Elimdeki hangi güzelliği başkasıyla paylaşabilirim?" sorusuna odaklanmak, bu yıkıcı duyguyu yapıcı bir güce dönüştürmenin en etkili yoludur...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
Kazan-kazan yaklaşımı...
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu...
Çiftçi;
-Benim sırrımın yanıtı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi...
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye gerek duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi...
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.!
(Eğitici Hikayelerden alıntı)
Çıkarım:
Öykü, kazan-kazan yaklaşımına çok iyi bir örnek olsa gerektir...
Kazan-kazan yaklaşımı çatışmayı, düşmanca saldırmak ve savunmaktan, birlikte çalışmaya, birlikte kazanmaya dönüştürür...
Ortaklaşa sorun çözüm yaklaşımını sürekli olarak uygulayan bir kişi, fark oluşturma yeteneğine de sahiptir...
O nedenle, ikna etmek zorunda olduğunuz ilk kişi aslında kendinizsinizdir...
Çoğunlukla mevcut durumda en iyi yaklaşımın ne olduğunu bir an bile düşünmeyiz...
Aslında böyle bir yaklaşım, güç mücadelesinden başka bir şey olamaz ve kaybetme olasılığı da taşır...
Oysa, ‘Ben kazanmak istiyorum ama senin de kazanmanı isterim.’ demek başka bir şeydir.
Paylaşmak, insanca yaşamanın ve toplumsal bağları güçlü tutmanın temel kuralıdır da ayrıca...
Paylaşmak, insanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışma bağlarını da güçlendirir.
Oysa kıskançlık öyle mi?
Neredeyse bütün toplumlarda kıskançlık duygusu vardır ve neredeyse tüm bireyler yaşamlarında az ya da çok kıskançlık duyarlar.
Kimilerine göre kıskançlık kültürel tutumlar ve alışkanlıklar tarafından belirlenen öğrenilmiş bir tepkidir...
Karşılıklı iyilik ve şefkat hem vereni hem de alanı mutlu eder...
Kazan-kazan yani...
Kıskançlık yerine paylaşmayı seçmek hem bireysel hem maddi ve hem de sosyal yaşamda insanı çok daha huzurlu, mutlu ve başarılı bir birey haline getirir.
Bilimsel araştırmalar, bir şeyi başkalarıyla paylaşmanın yahut yardım etmenin beyinde mutluluk hormonlarının salgılanmasını tetiklediğini de göstermektedir.
Paylaşımcı insanlar çevrelerinde güvenilir, samimi ve sevilen kişiler olarak görülürler ayrıca.
Bu da yalnızlık hissini ortadan kaldırır...
Başkalarının gereksinimlerini fark etmek ve onlara katkı sağlamak, dünyayı salt kendi penceremizden görmeyi engeller...
Bilgi de paylaşıldıkça çoğalır...
Siz başkalarına yardım edip elinizdekileri paylaştıkça, insanlar da sizinle karşılıklı olarak yeni fikirler, fırsatlar ve olanakları paylaşmaya başlar...
İş ve sosyal yaşamda yıkıcı bir rekabet yerine, yardımlaşma ve karşılıklı başarı ön plana çıkar.
Kazan-kazan yani...
Kazan-kazan ilkesine göre davranışlar taraflardan birinin kaybetmesi üzerine kurulmaz; herkesin kazanç elde etmesini hedefler.
Rekabeti ve çatışmayı ortadan kaldırarak ortak bir çözüm bulmayı sağlar.
Uzun vadeli, güvene dayalı ve kalıcı ilişkiler korunur.
Kıskançlık hissettiğiniz anlarda bunu fark edip "Ben de onun gibi nasıl başarılı olabilirim?" yahut "Elimdeki hangi güzelliği başkasıyla paylaşabilirim?" sorusuna odaklanmak, bu yıkıcı duyguyu yapıcı bir güce dönüştürmenin en etkili yoludur...