Herhangi bir zanaat gibi, gazetecilik çalışmaları da ister yazarlık ister foto muhabirliği ister video gazeteciliği yahut etkileşimli gazetecilik olsun kuşkusuz pratikle öğrenilir.
Ama eğitimin önemi de yadsınamaz...
İletişim Fakülteleri bu iş için kurulmuş değiller midir?
Gazeteciliğin kendine özgü, yetkin bir profesyonelliği vardır.
Ne ki, ülkemizde Gazetecilere Avukatlar, Doktorlar yahut Mühendisler gibi bir lisans verilmiyor...
Bir Meslek Birliği yok, Odası yok.!
Mesleğin tam anlamıyla tanımı yok.!
* * *
Türkiye’de tüm meslek grupların hemen hemen bir odası, birliği bulunmaktadır…
Salt herkesinhak ve çıkarlarını korumaya çalıştığını savlayan Gazeteciler hariç.!
Onların bir Meslek Odası, Meslek Birliği yok.!
Türkiye'de Gazetecilerin, Mühendisler, Eczacılar gibi Odaları yahut Barolara benzer yasal statüye sahip bir Meslek Birliği yok.
Hiç kuşkusuz bunun hukuki, yapısal ve siyasi temel nedenleri vardır.
Gazetecilik mesleğini tanımlayan, yetki ve sorumlulukları bağlayıcı özel bir Meslek Yasası bulunmadığından doğal olarak yasal bir Meslek Birliği, Oda yapısı da kurulamamaktadır...
Türkiye’de önce Gazetecilik mesleğinin tanımını yapan, Gazeteciliğin yetki ve sorumluluklarını kapsayan bir çerçeve yasaya gereksinim vardır...
Her isteyenin, herhangi bir resmî belgeye yahut eğitime gereksinim duymadan haber üretip yayımlayabilmesi, Dijital platformların ve internet haberciliğinin büyümesiyle mesleği yapanların sınırlarının çizilememesi ve ‘Kim gazetecidir?’ sorusuna ortak bir yasal yanıtverilememesi örgütlenmeyi de zorlaştırmaktadır.
Merdiven altı gazetecilik ve yayıncılık, medyanın güvenilirliğini zedeleyen ve bilgi kirliliğine yol açan en büyük sorunlardan biridir.
* * *
Bugün Türkiye’de Gazeteciler haklarını ve mesleki dayanışmayı Oda yerine Cemiyetler, Dernekler ve Sendikalar aracılığıyla yürütmeye çalışmaktalar...
Bu yapıların üyelik zorunluluğu olmaması ve kamu gücüne (denetleme, imza yetkisi vb.) sahip bulunmaması, mesleki otokontrolü zayıflatmaktadır.
Basın ve ifade özgürlüğü ile bağımsızlık ilkeleri gereğince, devlet vesayetine yahut sıkı denetimine açık olabilecek resmi bir meslek odası yapılanmasının olmayışından gazeteciler ne yazık ki bugün kaygı ve endişe içinde bulunmaktadırlar...
* * *
Türkiye'de gazeteciliğin sınırlarını net bir şekilde çizen, mesleğe giriş ölçütlerini zorunlu bir ‘Basın Meslek Yasası’ ile sabitleyen bağlayıcı bir çerçeve bulunmadığından meslek gün geçtikçe itibar da yitirmektedir...
Elindeki telefon ve açılan bir internet sayfasıyla ‘Ben de Gazeteciyim’ döneminin bitmesi gerektiği çok açıktır...
Bu gereklilik devlet ve toplum çıkarları açısından da bir gerekliliktir.
Ahlaki ve devletin yaşamsal çıkarlarını görmezden gelen, ‘Merdiven altı’ pratiği ile bilgi kirliliğinin de önüne geçilemeyeceği açıktır.
Gazeteciliğin temel işlevi kamu adına güç odaklarını denetlemektir. Resmî ve devlet destekli/zorunlu bir meslek birliği kurulması durumunda, bu birliğin mesleğin bağımsızlığını yitireceği ve basın özgürlüğüne gölge düşürebileceği endişesi yersiz bir endişedir...
Özellikle son dönemde, ülkemizde birçok gazetecilik mecralarında ‘Gazetecilik’ yaptığı savındaki kimi isimlerin, medya iş kolu dışındaki alanlarda ticari ortaklıklar, şirket yöneticilikleri yahut sermaye ilişkileri içinde olmaları Gazetecilerin bağımsızlığına, ifade özgürlüğüne daha mı az neden olmaktadır?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
‘Merdiven altı’ Yayımcılık önlenmelidir.!
Gazetecilik bir zanaat ve bir meslektir...
Herhangi bir zanaat gibi, gazetecilik çalışmaları da ister yazarlık ister foto muhabirliği ister video gazeteciliği yahut etkileşimli gazetecilik olsun kuşkusuz pratikle öğrenilir.
Ama eğitimin önemi de yadsınamaz...
İletişim Fakülteleri bu iş için kurulmuş değiller midir?
Gazeteciliğin kendine özgü, yetkin bir profesyonelliği vardır.
Ne ki, ülkemizde Gazetecilere Avukatlar, Doktorlar yahut Mühendisler gibi bir lisans verilmiyor...
Bir Meslek Birliği yok, Odası yok.!
Mesleğin tam anlamıyla tanımı yok.!
* * *
Türkiye’de tüm meslek grupların hemen hemen bir odası, birliği bulunmaktadır…
Salt herkesin hak ve çıkarlarını korumaya çalıştığını savlayan Gazeteciler hariç.!
Onların bir Meslek Odası, Meslek Birliği yok.!
Türkiye'de Gazetecilerin, Mühendisler, Eczacılar gibi Odaları yahut Barolara benzer yasal statüye sahip bir Meslek Birliği yok.
Hiç kuşkusuz bunun hukuki, yapısal ve siyasi temel nedenleri vardır.
Gazetecilik mesleğini tanımlayan, yetki ve sorumlulukları bağlayıcı özel bir Meslek Yasası bulunmadığından doğal olarak yasal bir Meslek Birliği, Oda yapısı da kurulamamaktadır...
Türkiye’de önce Gazetecilik mesleğinin tanımını yapan, Gazeteciliğin yetki ve sorumluluklarını kapsayan bir çerçeve yasaya gereksinim vardır...
Her isteyenin, herhangi bir resmî belgeye yahut eğitime gereksinim duymadan haber üretip yayımlayabilmesi, Dijital platformların ve internet haberciliğinin büyümesiyle mesleği yapanların sınırlarının çizilememesi ve ‘Kim gazetecidir?’ sorusuna ortak bir yasal yanıt verilememesi örgütlenmeyi de zorlaştırmaktadır.
Merdiven altı gazetecilik ve yayıncılık, medyanın güvenilirliğini zedeleyen ve bilgi kirliliğine yol açan en büyük sorunlardan biridir.
* * *
Bugün Türkiye’de Gazeteciler haklarını ve mesleki dayanışmayı Oda yerine Cemiyetler, Dernekler ve Sendikalar aracılığıyla yürütmeye çalışmaktalar...
Bu yapıların üyelik zorunluluğu olmaması ve kamu gücüne (denetleme, imza yetkisi vb.) sahip bulunmaması, mesleki otokontrolü zayıflatmaktadır.
Basın ve ifade özgürlüğü ile bağımsızlık ilkeleri gereğince, devlet vesayetine yahut sıkı denetimine açık olabilecek resmi bir meslek odası yapılanmasının olmayışından gazeteciler ne yazık ki bugün kaygı ve endişe içinde bulunmaktadırlar...
* * *
Türkiye'de gazeteciliğin sınırlarını net bir şekilde çizen, mesleğe giriş ölçütlerini zorunlu bir ‘Basın Meslek Yasası’ ile sabitleyen bağlayıcı bir çerçeve bulunmadığından meslek gün geçtikçe itibar da yitirmektedir...
Elindeki telefon ve açılan bir internet sayfasıyla ‘Ben de Gazeteciyim’ döneminin bitmesi gerektiği çok açıktır...
Bu gereklilik devlet ve toplum çıkarları açısından da bir gerekliliktir.
Ahlaki ve devletin yaşamsal çıkarlarını görmezden gelen, ‘Merdiven altı’ pratiği ile bilgi kirliliğinin de önüne geçilemeyeceği açıktır.
Gazeteciliğin temel işlevi kamu adına güç odaklarını denetlemektir. Resmî ve devlet destekli/zorunlu bir meslek birliği kurulması durumunda, bu birliğin mesleğin bağımsızlığını yitireceği ve basın özgürlüğüne gölge düşürebileceği endişesi yersiz bir endişedir...
Özellikle son dönemde, ülkemizde birçok gazetecilik mecralarında ‘Gazetecilik’ yaptığı savındaki kimi isimlerin, medya iş kolu dışındaki alanlarda ticari ortaklıklar, şirket yöneticilikleri yahut sermaye ilişkileri içinde olmaları Gazetecilerin bağımsızlığına, ifade özgürlüğüne daha mı az neden olmaktadır?