Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de Muhafazakârlık, İslamcılık ve Milliyetçilik ideolojilerini bir arada temsil eden iki önemli siyasal lider oldu…
İki lider de yönetimleri esnasında aynı ülkünün peşinde koştu...
İkisi de Türkiye’yi Ortadoğu’nun lideri yapmak istedi...
Bu ülküyü gerçekleştirebilmek için iki lider de devlet politikası olarak siyasal liberalizmi benimsedi.
Bu ideoloji bireyi devletten daha çok önemseyen bir ideolojidir...
‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ düsturu yani…
Her iki lider de Türkiye’de ülkede hantallaşan Türk bürokrasisini yıkmak ve ‘birey için devlet’ anlayışını geliştirmek istemişlerdir.
Özal yaşamı uzun sürmediği için kısmen, Başkan Erdoğan’sa çok şeyi değiştirdi…
* * *
1980-1990 yıllarında Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ‘Özal Dönemi’ olarak adlandırılır.
Özal döneminde uygulanan ekonomi politikalarının ana temasını, serbest piyasa ekonomisi oluşturdu.
Devletin ekonomideki payının azaltıldı.
Türkiye ekonomisinde 1980 öncesi daha çok korumacılık hedeflenmiş, yerli üretim yerine dışarıdan alınması tercih edilmişti.
1980 sonrasında liberal politikalarla rekabete açık bir ekonomik yapıyla etkinlik, verimlilik artışı ve teşviklerle dış ticaretin artırılması, kalkınmanın sağlanması hedeflendi…
12 Eylül Faşist yönetiminin ardından iktidara gelen Özal, ‘Türkiye’yi dışarı açacağız’ dediği zaman bütün muhalefet, Özal’ın ülkeyi satacağını, batıracağını anlatırdı halka…
Doğrusu bizler de gençlik dinamizmi ve bize yanlış öğretilen siyasal anlayışlarla muhalefetin bu anlatımını onaylardık…
Ancak Türkiye üretimi arttırıp, kalkındıkça ve dış satıma rekabet koşulları içinde yöneldikçe anlayabildik dışa açılmanınne demekolduğunu..!
Ama o gençlik yıllarımız muhalefet etmekle geçmişti Özal’a karşı!
* * *
2002 yılından bu yana iktidarda olan AK Parti ve onun lideri Erdoğan da, ilk yıllarda, “İstanbul’u değiştirdiğimiz gibi Türkiye’yi de değiştireceğiz” dediğinde yine aynı çevreler onun ülkeyi geriye götüreceğini, satacağını, karanlıklara gömüleceğimizi anlatmaya başlamışlardı…
AK Parti’nin gizli ve radikal başka gündemleri olduğunu yayıyorlardı sağa-sola ısrarla.
Bu uzun süre kullanıldı, baktılar Erdoğan ülkeyi geri götürmüyor, gizli bir gündemi de yok başka bir söylem geliştirdiler…
Erdoğan yoruldu, demeye başladılar ama kendileri de sorunlara çözüm, proje üretemiyorlar…
Vaatlerine de kimse kanmıyor…
Başındakilerin değişmesi fark etmiyor, gelen gideni aratıyor…
Zaten yolsuzluk savlarına karşı koşturmaktan başkaca da bir şey yapamıyorlar.
* * *
TürkiyeOrtadoğu’nun yeniden şekillendirilmesine yönelik egemen güçlerin planlarına karşı direnmekte son yıllarda…
Dünya dengeleri değişiyor, bölgede değişimler yaşanmakta.
Türkiye her zamankinden güçlü olmak zorunda…
Türkiye değişiyor, hepimiz sürekli bir değişimden geçiyoruz.
Gelişmelere kayıtsız kalıp, kabul edip, etmeme lüksümüz yok…
Türkiye’nin artan ekonomik ve askeri kapasitesi, daha aktif Ortadoğu politikasının temelini oluşturmakta.
Özellikle Suriye’de PKK/YPG ile iş birliğini tercih eden ABD ile yaşanan mücadele ve gerginlikler ile Suriye’yi arka bahçesi olarak gören Rusya ile bu ülke topraklarında yaşanan güç mücadelesi, son on yılda Türkiye’nin Ortadoğu politikasının şekillenmesine etki eden faktörlerin başında gelmekte.
Dünya tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru yol alırken, Türkiye’nin de çok yönlüdış politikalar geliştirmeye başlaması yanlış değil...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
Özal ve Erdoğan…
Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de Muhafazakârlık, İslamcılık ve Milliyetçilik ideolojilerini bir arada temsil eden iki önemli siyasal lider oldu…
İki lider de yönetimleri esnasında aynı ülkünün peşinde koştu...
İkisi de Türkiye’yi Ortadoğu’nun lideri yapmak istedi...
Bu ülküyü gerçekleştirebilmek için iki lider de devlet politikası olarak siyasal liberalizmi benimsedi.
Bu ideoloji bireyi devletten daha çok önemseyen bir ideolojidir...
‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ düsturu yani…
Her iki lider de Türkiye’de ülkede hantallaşan Türk bürokrasisini yıkmak ve ‘birey için devlet’ anlayışını geliştirmek istemişlerdir.
Özal yaşamı uzun sürmediği için kısmen, Başkan Erdoğan’sa çok şeyi değiştirdi…
* * *
1980-1990 yıllarında Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ‘Özal Dönemi’ olarak adlandırılır.
Özal döneminde uygulanan ekonomi politikalarının ana temasını, serbest piyasa ekonomisi oluşturdu.
Devletin ekonomideki payının azaltıldı.
Türkiye ekonomisinde 1980 öncesi daha çok korumacılık hedeflenmiş, yerli üretim yerine dışarıdan alınması tercih edilmişti.
1980 sonrasında liberal politikalarla rekabete açık bir ekonomik yapıyla etkinlik, verimlilik artışı ve teşviklerle dış ticaretin artırılması, kalkınmanın sağlanması hedeflendi…
12 Eylül Faşist yönetiminin ardından iktidara gelen Özal, ‘Türkiye’yi dışarı açacağız’ dediği zaman bütün muhalefet, Özal’ın ülkeyi satacağını, batıracağını anlatırdı halka…
Doğrusu bizler de gençlik dinamizmi ve bize yanlış öğretilen siyasal anlayışlarla muhalefetin bu anlatımını onaylardık…
Ancak Türkiye üretimi arttırıp, kalkındıkça ve dış satıma rekabet koşulları içinde yöneldikçe anlayabildik dışa açılmanın ne demek olduğunu..!
Ama o gençlik yıllarımız muhalefet etmekle geçmişti Özal’a karşı!
* * *
2002 yılından bu yana iktidarda olan AK Parti ve onun lideri Erdoğan da, ilk yıllarda, “İstanbul’u değiştirdiğimiz gibi Türkiye’yi de değiştireceğiz” dediğinde yine aynı çevreler onun ülkeyi geriye götüreceğini, satacağını, karanlıklara gömüleceğimizi anlatmaya başlamışlardı…
AK Parti’nin gizli ve radikal başka gündemleri olduğunu yayıyorlardı sağa-sola ısrarla.
Bu uzun süre kullanıldı, baktılar Erdoğan ülkeyi geri götürmüyor, gizli bir gündemi de yok başka bir söylem geliştirdiler…
Erdoğan yoruldu, demeye başladılar ama kendileri de sorunlara çözüm, proje üretemiyorlar…
Vaatlerine de kimse kanmıyor…
Başındakilerin değişmesi fark etmiyor, gelen gideni aratıyor…
Zaten yolsuzluk savlarına karşı koşturmaktan başkaca da bir şey yapamıyorlar.
* * *
Türkiye Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesine yönelik egemen güçlerin planlarına karşı direnmekte son yıllarda…
Dünya dengeleri değişiyor, bölgede değişimler yaşanmakta.
Türkiye her zamankinden güçlü olmak zorunda…
Türkiye değişiyor, hepimiz sürekli bir değişimden geçiyoruz.
Gelişmelere kayıtsız kalıp, kabul edip, etmeme lüksümüz yok…
Erdoğan Türkiye’yi, kafaları, anlayışları değiştirdi, hepimizi değiştirdi.
Türkiye’nin artan ekonomik ve askeri kapasitesi, daha aktif Ortadoğu politikasının temelini oluşturmakta.
Özellikle Suriye’de PKK/YPG ile iş birliğini tercih eden ABD ile yaşanan mücadele ve gerginlikler ile Suriye’yi arka bahçesi olarak gören Rusya ile bu ülke topraklarında yaşanan güç mücadelesi, son on yılda Türkiye’nin Ortadoğu politikasının şekillenmesine etki eden faktörlerin başında gelmekte.
Dünya tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru yol alırken, Türkiye’nin de çok yönlü dış politikalar geliştirmeye başlaması yanlış değil...