Genç Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün dünyaya veda edişinin 87. yıl dönümü bu gün.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 87. ölüm yıl dönümünde ülke genelinde, KKTC ve dış temsilciklerimizde düzenlenen çeşitli etkinliklerle anılmakta bu gün.
Onu, saygıyla, şükranla ve rahmetle anıyoruz.
Ruhu şad olsun…
Evet, bu gün yine onunla ilgili söylevler çekilecek, şiirler okunacak…
Kimi belediyelerde, okullarda farklı slogan ve yaklaşımlarla anma toplantıları yapılacak…
Devletin resmi protokolleri de alışılmış rütiellerle onu anacak…
O’nu “özlüyoruz, çok özledik, onu özlemeyen var mı” gibi flamalar, bayraklar taşınacak her zamanki gibi.
Sloganlar atılacak, ‘Özledik’ diye..! Özlemek!..
Kuşkusuz çok insani bir duygu bu…
İnsan, çok sevdiği ve yeniden görebilme umudu olan insanları özler oysa..!
Yani yeniden kavuşma umudu olanları…
* * *
Bugünün Türkiye’sinde Atatürk’ü özleyebilecek insan sayısı çok ama çok azdır, doğal olarak.
Aradan 87 yıl geçmiş çünkü…
Ve özlemek, ortak zamanlar yaşamaya yani ortak insanî deneyimlere sahip olmaya bağlıdır…
Bu durumda olanlar varsa, yani O’nu görmüş olanlar varsa bu gün hala aramızda onların ağzında özlemek sözü kuşkusuz doğru olur.
Kısaca ortak anlarımız ve anılarımız olmayan insanları asıl olan özlemek değil de, onları saygı, minnet duyarak rahmetle anmak gerekir.
Onu, anlayarak, şükran ve minnetimizi göstermek daha doğru olur hiç kuşkusuz.
Bunu içselleştirerek yapamadığımızdan ne yazık ki, toplum olarak Atatürk’ün yerini bir türlü normalleştiremedik kafalarda hala..!
Bu yüzden, eleştiri adına kafalar Atatürk’ün kişisel yaşamının kamuyu ilgilendirmeyen kısımlarına, fiziksel özelliklerine takılmakta, ahlak sınırlarını aşan karalamalar yapılmakta..!
* * *
Kimileri ‘Atatürkçülükten geçinmekte’ kimileri ‘Atatürkçü geçinmekte’ öte yandan!
Asıl olan onun kurduğu çağdaş Türkiye Cumhuriyetini ve devrimlerini korunmak ve yüceltmek, Cumhuriyetini demokrasiyle taçlandırmak ikinci plana atıldı.
Oysa onları ortadan kaldırmak için dün de, bu gün de iç ve dış güçlerin iş başında olduğu çok açık değil mi?.
Türk ulusu olarak bu gerçekleri bilerek; onun ilkelerine, devrimlerine ve kurduğu Cumhuriyete sahip çıkarak Atatürk'ümüzü yaşatabiliriz. Yaşatmak, anlamak ve anlatmaktır... Özlemek değil!..
* * *
Atatürk kurucu önderimiz…
Kurucu bir önder olarak bu toplum hafızasında önemli bir yer etmiş bir büyük değerimiz…
Kuşkusuz ona yaraşır bir ritüelle anma programları yapılacaktır ve yapılmaktadır da çoğunlukla… Saygıyla anılmalı, şükranla, rahmetle anılmalıdır.
Ama “Özlemek” farklı bir duygu olsa gerektir…
Doğrusu onu anlayarak, saygıyla, şükran ve rahmetle anmayı daha çok önemsiyorum ben… Anlamak…
Bunu doğru-düzgün yapabilmeyi daha çok önemsiyorum.
Eğer O yaşasaydı, tüm olan-bitenler hakkında ne düşünürdü bu gün?
Toplumun değer yargılarını bir türlü anlayamayıp, bir asrı aşan bir süreçte bir arpa boyu yolu aşamayıp, bu topluma direnenler ve her şeyi O’ndan bekleyenler için ne derdi acaba?
“Ben sizlere hiçbir dogma bırakmıyorum” diyen büyük önderi bu gün nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Ve kimler nasıl anlıyor?
Asıl önemli olan bu değil mi?
Ruhu şad olsun…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
Saygı, şükran ve rahmetle anıyoruz…
Genç Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün dünyaya veda edişinin 87. yıl dönümü bu gün.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 87. ölüm yıl dönümünde ülke genelinde, KKTC ve dış temsilciklerimizde düzenlenen çeşitli etkinliklerle anılmakta bu gün.
Onu, saygıyla, şükranla ve rahmetle anıyoruz.
Ruhu şad olsun…
Evet, bu gün yine onunla ilgili söylevler çekilecek, şiirler okunacak…
Kimi belediyelerde, okullarda farklı slogan ve yaklaşımlarla anma toplantıları yapılacak…
Devletin resmi protokolleri de alışılmış rütiellerle onu anacak…
O’nu “özlüyoruz, çok özledik, onu özlemeyen var mı” gibi flamalar, bayraklar taşınacak her zamanki gibi.
Sloganlar atılacak, ‘Özledik’ diye..!
Özlemek!..
Kuşkusuz çok insani bir duygu bu…
İnsan, çok sevdiği ve yeniden görebilme umudu olan insanları özler oysa..!
Yani yeniden kavuşma umudu olanları…
* * *
Bugünün Türkiye’sinde Atatürk’ü özleyebilecek insan sayısı çok ama çok azdır, doğal olarak.
Aradan 87 yıl geçmiş çünkü…
Ve özlemek, ortak zamanlar yaşamaya yani ortak insanî deneyimlere sahip olmaya bağlıdır…
Bu durumda olanlar varsa, yani O’nu görmüş olanlar varsa bu gün hala aramızda onların ağzında özlemek sözü kuşkusuz doğru olur.
Kısaca ortak anlarımız ve anılarımız olmayan insanları asıl olan özlemek değil de, onları saygı, minnet duyarak rahmetle anmak gerekir.
Onu, anlayarak, şükran ve minnetimizi göstermek daha doğru olur hiç kuşkusuz.
Bunu içselleştirerek yapamadığımızdan ne yazık ki, toplum olarak Atatürk’ün yerini bir türlü normalleştiremedik kafalarda hala..!
Bu yüzden, eleştiri adına kafalar Atatürk’ün kişisel yaşamının kamuyu ilgilendirmeyen kısımlarına, fiziksel özelliklerine takılmakta, ahlak sınırlarını aşan karalamalar yapılmakta..!
* * *
Kimileri ‘Atatürkçülükten geçinmekte’ kimileri ‘Atatürkçü geçinmekte’ öte yandan!
Asıl olan onun kurduğu çağdaş Türkiye Cumhuriyetini ve devrimlerini korunmak ve yüceltmek, Cumhuriyetini demokrasiyle taçlandırmak ikinci plana atıldı.
Oysa onları ortadan kaldırmak için dün de, bu gün de iç ve dış güçlerin iş başında olduğu çok açık değil mi?.
Türk ulusu olarak bu gerçekleri bilerek; onun ilkelerine, devrimlerine ve kurduğu Cumhuriyete sahip çıkarak Atatürk'ümüzü yaşatabiliriz.
Yaşatmak, anlamak ve anlatmaktır...
Özlemek değil!..
* * *
Atatürk kurucu önderimiz…
Kurucu bir önder olarak bu toplum hafızasında önemli bir yer etmiş bir büyük değerimiz…
Kuşkusuz ona yaraşır bir ritüelle anma programları yapılacaktır ve yapılmaktadır da çoğunlukla…
Saygıyla anılmalı, şükranla, rahmetle anılmalıdır.
Ama “Özlemek” farklı bir duygu olsa gerektir…
Doğrusu onu anlayarak, saygıyla, şükran ve rahmetle anmayı daha çok önemsiyorum ben…
Anlamak…
Bunu doğru-düzgün yapabilmeyi daha çok önemsiyorum.
Eğer O yaşasaydı, tüm olan-bitenler hakkında ne düşünürdü bu gün?
Toplumun değer yargılarını bir türlü anlayamayıp, bir asrı aşan bir süreçte bir arpa boyu yolu aşamayıp, bu topluma direnenler ve her şeyi O’ndan bekleyenler için ne derdi acaba?
“Ben sizlere hiçbir dogma bırakmıyorum” diyen büyük önderi bu gün nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Ve kimler nasıl anlıyor?
Asıl önemli olan bu değil mi?
Ruhu şad olsun…