Siyasetçi-gazeteci ilişkisi, kamu yararı adına mesafeli ve denetleyici olması gerekirken, ne ki sıklıkla arkadaşlık yahut çatışma eksenine kayabilen karmaşık bir süreç kuşkusuz…
Gazetecinin görevi zor soruları sormak ve eleştirmek, siyasetçinin görevi de açıklıkla yanıt vermek, hesap vermektir...
Siyasetçiler, kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici bile olsa eleştirilere katlanmak zorundadır.
Bu durum, demokratik bir toplumun temel ilkesidir.
Gazeteciler siyasetçilerle yakın arkadaş olabilirler ama siyasetçilerin gazeteciler küsmesi gibi bir şey olmaz, olmamalıdır…
* * *
Gazetecinin, ‘partinin adamı’ gibi etiketlenmesi yanlıştır ne ki, Gazeteci de siyasetçiyi ‘Düşman’ gibi görmesi de yanlıştır…
Gazeteci tarafsız olabilir mi peki?
Kanımca ‘Tarafsızlık’ diye bir şey yoktur.!
Her insanın olduğu gibi gazetecinin de bir dünya görüşü, az-çok bir ideolojisi, en azından sempati duyduğu bir siyasi parti olur…
Burada önemli olan tarafsızlık değil, vicdanlı olmaktır, objektif olmaktır.
Yalana baş vurmadan söylenmesi gerekeni söyleyebilmek, sorabilmektir asıl olan.
Gazeteci, kamu adına siyaseti denetlemekle yükümlüdür, siyasetçinin hoşuna giden şeyleri sormak-yazmak zorunda değildir…
Kısaca Gazeteci ve siyasetçi arasındaki ilişki, her iki tarafın da mesleki sorumluluklarının farkında olduğu, karşılıklı saygı ve açıklık ilkesine dayanan bir çerçevede yürütülmelidir…
* * *
Siyaset, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş yahut anlayış, olarak tanımlanmakta güncel alanda.
Evet, kimi vesilelerle Anadolu’nun pek çok yerini ve yurtdışında da kimi yerleri gezme-göre şansımız oldu, olmakta…
Kuşkusuz bu gezilerimde Anadolu’da hemen tüm köylerimizin yolarının asfalt ile kaplanmış, köy iç yollarının da parke taşlarıyla döşenmiş olduğunu, elektrik ve su sorunlarının neredeyse tamamen giderilmiş olduğunu gördüğümde halkın AK Parti’ye neden teveccüh gösterdiğini de anlamış oluyor insan…
Siyaseti ciddi bir biçimde ele alarak, toplum değerlerine saygı göstererek sorun çözenlerin milletin gönlünde nasıl taht kurduğunu anlamak hiç de zor olmuyor.
Siyaset ciddi bir iş, siyaset kutlu bir uğraş…
Türkiye’de siyaset ve siyasetçi için zaman-zaman toplumumuzda tereddütler, siyaseti ve siyasetçiyi hafife almalar olsa da siyasetin, siyasetçinin ülke yönetiminde ve toplumsal sorunların çözümünde oynadığı rol açıktır…
Kabul etmek gerekir ki, ülke sorunlarının çözümü, refah ve huzurun sağlanması ancak siyaset ile olasıdır…
Ne ki siyaseti bir meslek olarak da görmemek gerekir.!
Bütün yaşamını siyasete endekslemek, ele geçirdiği koltuktan ömür boyu ayrılmamak değildir siyaset.!
Siyaset, bulunduğu makamın güç ve olanaklarını kendi ve yakın çevresi çıkarları için kullanmak değildir.!
* * *
Siyaset; ahlaki ilkelere, şeffaflığa, hukukun üstünlüğüne ve dürüstlüğe dayanıp, kişisel çıkar yerine kamu yararını gözeterek yapıldığında anlamlıdır, temiz olanı da budur…
Temiz siyaset, yolsuzluktan arınmış, hesap verebilir, açık ve etik kurallara bağlı olmalıdır…
Siyasetçilerin ahlak ve vicdan pusulasıyla hareket etmesi, kamu gücünü kişisel çıkarları için kullanmamasıdır doğru olanı…
Bugün eğer siyaset ve siyasetçi kavramlarına toplumda eskisi kadar değer verilmiyorsa bunun nedeni de siyasetçilerin kendileri değil midir?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ORHAN KAPLAN
Siyasetçi-Gazeteci ilişkisi üzerine…
Siyasetçi-gazeteci ilişkisi, kamu yararı adına mesafeli ve denetleyici olması gerekirken, ne ki sıklıkla arkadaşlık yahut çatışma eksenine kayabilen karmaşık bir süreç kuşkusuz…
Gazetecinin görevi zor soruları sormak ve eleştirmek, siyasetçinin görevi de açıklıkla yanıt vermek, hesap vermektir...
Siyasetçiler, kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici bile olsa eleştirilere katlanmak zorundadır.
Bu durum, demokratik bir toplumun temel ilkesidir.
Gazeteciler siyasetçilerle yakın arkadaş olabilirler ama siyasetçilerin gazeteciler küsmesi gibi bir şey olmaz, olmamalıdır…
* * *
Gazetecinin, ‘partinin adamı’ gibi etiketlenmesi yanlıştır ne ki, Gazeteci de siyasetçiyi ‘Düşman’ gibi görmesi de yanlıştır…
Gazeteci tarafsız olabilir mi peki?
Kanımca ‘Tarafsızlık’ diye bir şey yoktur.!
Her insanın olduğu gibi gazetecinin de bir dünya görüşü, az-çok bir ideolojisi, en azından sempati duyduğu bir siyasi parti olur…
Burada önemli olan tarafsızlık değil, vicdanlı olmaktır, objektif olmaktır.
Yalana baş vurmadan söylenmesi gerekeni söyleyebilmek, sorabilmektir asıl olan.
Gazeteci, kamu adına siyaseti denetlemekle yükümlüdür, siyasetçinin hoşuna giden şeyleri sormak-yazmak zorunda değildir…
Kısaca Gazeteci ve siyasetçi arasındaki ilişki, her iki tarafın da mesleki sorumluluklarının farkında olduğu, karşılıklı saygı ve açıklık ilkesine dayanan bir çerçevede yürütülmelidir…
* * *
Siyaset, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş yahut anlayış, olarak tanımlanmakta güncel alanda.
Evet, kimi vesilelerle Anadolu’nun pek çok yerini ve yurtdışında da kimi yerleri gezme-göre şansımız oldu, olmakta…
Kuşkusuz bu gezilerimde Anadolu’da hemen tüm köylerimizin yolarının asfalt ile kaplanmış, köy iç yollarının da parke taşlarıyla döşenmiş olduğunu, elektrik ve su sorunlarının neredeyse tamamen giderilmiş olduğunu gördüğümde halkın AK Parti’ye neden teveccüh gösterdiğini de anlamış oluyor insan…
Siyaseti ciddi bir biçimde ele alarak, toplum değerlerine saygı göstererek sorun çözenlerin milletin gönlünde nasıl taht kurduğunu anlamak hiç de zor olmuyor.
Siyaset ciddi bir iş, siyaset kutlu bir uğraş…
Türkiye’de siyaset ve siyasetçi için zaman-zaman toplumumuzda tereddütler, siyaseti ve siyasetçiyi hafife almalar olsa da siyasetin, siyasetçinin ülke yönetiminde ve toplumsal sorunların çözümünde oynadığı rol açıktır…
Kabul etmek gerekir ki, ülke sorunlarının çözümü, refah ve huzurun sağlanması ancak siyaset ile olasıdır…
Ne ki siyaseti bir meslek olarak da görmemek gerekir.!
Bütün yaşamını siyasete endekslemek, ele geçirdiği koltuktan ömür boyu ayrılmamak değildir siyaset.!
Siyaset, bulunduğu makamın güç ve olanaklarını kendi ve yakın çevresi çıkarları için kullanmak değildir.!
* * *
Siyaset; ahlaki ilkelere, şeffaflığa, hukukun üstünlüğüne ve dürüstlüğe dayanıp, kişisel çıkar yerine kamu yararını gözeterek yapıldığında anlamlıdır, temiz olanı da budur…
Temiz siyaset, yolsuzluktan arınmış, hesap verebilir, açık ve etik kurallara bağlı olmalıdır…
Siyasetçilerin ahlak ve vicdan pusulasıyla hareket etmesi, kamu gücünü kişisel çıkarları için kullanmamasıdır doğru olanı…
Bugün eğer siyaset ve siyasetçi kavramlarına toplumda eskisi kadar değer verilmiyorsa bunun nedeni de siyasetçilerin kendileri değil midir?