Bursa’da yaşanan ve silahlı kavgaya kadar büyüyen Muşlu ve Vanlı aileler arasındaki gerilim, sıradan bir olay değildi.
Bu tür husumetler, çoğu zaman büyür, kök salar ve yıllarca süren düşmanlıklara dönüşür. Ancak bu kez süreç farklı ilerledi.
Çünkü bu kez devreye bir isim girdi Erhan Öztürk.
Erhan Öztürk bu olayda sadece bir dernek başkanı gibi davranmadı.
O, açık şekilde bir barış elçisi oldu. Sadece tarafları bir araya getiren biri değil; öfkenin yerine sağduyuyu, husumetin yerine diyaloğu koyan bir irade ortaya koydu.
Günler süren görüşmeler, sabır isteyen temaslar ve en önemlisi güven.
Herkesin konuştuğu ama kimsenin üstlenmek istemediği o zor rolü üstlendi: barış elçiliği.
Bugün toplumda en büyük eksiklerden biri tam olarak bu.
İnsanlar kavga etmeyi biliyor ama barıştırmayı bilen çok az kişi var.
Erhan Öztürk bu noktada farkını ortaya koydu.
O, sadece bir arabulucu değil; kelimenin tam anlamıyla bir barış elçisi olarak hareket etti.
Tarafları aynı sofrada buluşturmak kolay değildir. Hele ki arada kan, öfke ve gurur varken.
Ama o zor olanı yaptı. İnsanları konuşturdu, dinletti ve sonunda el sıkıştırdı.
Burada altı çizilmesi gereken gerekçesini görmek gerekir.
Barış kendiliğinden olmaz.
Barış, çaba ister.
Cesaret ister. Sorumluluk ister.
Ve en önemlisi, bu yükü omuzlayacak bir barış elçisi ister.
Erhan Öztürk tam olarak bunu yaptı.
Evet, hukuk her zaman esastır.
Ama toplumun iç dinamikleri, kanaat önderleri ve güven veren isimler de bu ülkenin gerçeğidir.
Ve bu gerçek içinde, barışı sağlayan insanlar her zaman ayrı bir yerde durur.
Sonuç ortada.
Silahların sustuğu, düşmanlığın bittiği ve insanların yeniden aynı sofraya oturduğu bir tablo…
Bu tablo tesadüf değil.
Bu tablo, bir barış elçisinin eseridir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
OZAN ÖZTÜRK
BARIŞ ELÇİSİ ERHAN ÖZTÜRK
Bursa’da yaşanan ve silahlı kavgaya kadar büyüyen Muşlu ve Vanlı aileler arasındaki gerilim, sıradan bir olay değildi.
Bu tür husumetler, çoğu zaman büyür, kök salar ve yıllarca süren düşmanlıklara dönüşür. Ancak bu kez süreç farklı ilerledi.
Çünkü bu kez devreye bir isim girdi Erhan Öztürk.
Erhan Öztürk bu olayda sadece bir dernek başkanı gibi davranmadı.
O, açık şekilde bir barış elçisi oldu. Sadece tarafları bir araya getiren biri değil; öfkenin yerine sağduyuyu, husumetin yerine diyaloğu koyan bir irade ortaya koydu.
Günler süren görüşmeler, sabır isteyen temaslar ve en önemlisi güven.
Herkesin konuştuğu ama kimsenin üstlenmek istemediği o zor rolü üstlendi: barış elçiliği.
Bugün toplumda en büyük eksiklerden biri tam olarak bu.
İnsanlar kavga etmeyi biliyor ama barıştırmayı bilen çok az kişi var.
Erhan Öztürk bu noktada farkını ortaya koydu.
O, sadece bir arabulucu değil; kelimenin tam anlamıyla bir barış elçisi olarak hareket etti.
Tarafları aynı sofrada buluşturmak kolay değildir. Hele ki arada kan, öfke ve gurur varken.
Ama o zor olanı yaptı. İnsanları konuşturdu, dinletti ve sonunda el sıkıştırdı.
Burada altı çizilmesi gereken gerekçesini görmek gerekir.
Barış kendiliğinden olmaz.
Barış, çaba ister.
Cesaret ister. Sorumluluk ister.
Ve en önemlisi, bu yükü omuzlayacak bir barış elçisi ister.
Erhan Öztürk tam olarak bunu yaptı.
Evet, hukuk her zaman esastır.
Ama toplumun iç dinamikleri, kanaat önderleri ve güven veren isimler de bu ülkenin gerçeğidir.
Ve bu gerçek içinde, barışı sağlayan insanlar her zaman ayrı bir yerde durur.
Sonuç ortada.
Silahların sustuğu, düşmanlığın bittiği ve insanların yeniden aynı sofraya oturduğu bir tablo…
Bu tablo tesadüf değil.
Bu tablo, bir barış elçisinin eseridir.