Otuz yıla yakın bir fabrikada çalışmış, primini bir gün bile aksatmamış.
Elindeki file yarı boştu. “Zam geldi diyorlar,” dedi, “ama benim kök maaşım yerinde sayıyor.
Yıllarca prim ödedim, şimdi az prim ödeyenle aynı parayı alıyorum. Bunun neresi adalet?”
Bu soru, bugün milyonlarca emeklinin sorusu.
Her zam döneminde aynı tablo tekrarlanıyor.
Emekliye zam yapılıyor, rakamlar açıklanıyor, ama sofralara aynı ölçüde yansımıyor.
Çünkü işin içinde çoğu insanın adını duyduğu ama mantığını tam bilmediği bir kavram var:
Kök maaş.
Elinize geçen para, gerçek maaşınız değil
Bugün pek çok emeklinin eline geçen tutar ile kendi primleri üzerinden hesaplanan aylık aynı değil.
Devletin belirlediği en düşük emekli aylığı, ödemeyi belirli bir seviyeye tamamlıyor.
Ama perde aralandığında, kök maaşın bu seviyenin çok altında kaldığı görülüyor.
Yani emekli, bir anlamda kendi emeğinin değil, belirlenen tabanın maaşını alıyor.
Bu tablonun kökenine inmek için 1 Ekim 2008'de yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’a bakmak gerekiyor.
Reformla birlikte aylık hesaplamasında prime esas kazançlar, aylık bağlama oranları ve çalışma dönemleri belirleyici hâle geldi.
En çok eleştirilen noktalardan biri de geçmiş kazançları güncellerken kullanılan katsayıda ekonomik büyümenin tamamı yerine yalnızca yüzde 30'unun hesaba katılmasıydı.
Kâğıt üzerinde teknik görünen bu ayrıntı, yıllar içinde kök maaşlarda ciddi bir erimeye dönüştü.
Her şeyi 2008'e bağlamak da haksızlık olur
Dürüst olmak gerekirse, emekli aylıkları arasındaki bütün farkları tek bir reforma yüklemek doğru değil.
Prim gün sayısı, bildirilen kazançlar, sigortalılık dönemleri ve sonradan çıkan düzenlemeler de aylık tutarını belirliyor.
Asgari ücretten gösterilen sigortalılığın yaygınlığı da işin cabası.
Ama şu gerçek değişmiyor.
Bir sosyal güvenlik sistemi, vatandaşın anlayabildiği, önünü görebildiği ve adil bulduğu ölçüde güçlüdür.
Bugün emeklinin büyük kısmı ne kadar maaş alacağını değil, neden o kadar aldığını bile bilmiyor.
Taban yükseltmek, çözüm değil
En düşük emekli aylığı, geçim sıkıntısı çeken vatandaş için hayati bir destek. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak her zam döneminde yalnızca tabanı yukarı çekmek, sorunu çözmüyor; sadece görünmez kılıyor.
Taban yükseldikçe daha fazla emekli o tabanda toplanıyor ve otuz yıl prim ödeyenle on beş yıl ödeyen arasındaki fark siliniyor.
Bu, düşük gelirliyi korurken çalışkanı cezalandıran bir tabloya dönüşüyor.
Yapılması gereken belli.
Kök maaş ile en düşük aylık arasındaki fark açıkça ortaya konmalı.
Ardından ne düşük primle çalışanı mağdur eden ne de uzun yıllar prim ödeyenin emeğini yok sayan dengeli bir model kurulmalı.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
OZAN ÖZTÜRK
KÖK MAAŞIN GÖLGESİNDE KALAN EMEK
Geçen hafta pazarda bir emekliyle sohbet ettim.
Otuz yıla yakın bir fabrikada çalışmış, primini bir gün bile aksatmamış.
Elindeki file yarı boştu. “Zam geldi diyorlar,” dedi, “ama benim kök maaşım yerinde sayıyor.
Yıllarca prim ödedim, şimdi az prim ödeyenle aynı parayı alıyorum. Bunun neresi adalet?”
Bu soru, bugün milyonlarca emeklinin sorusu.
Her zam döneminde aynı tablo tekrarlanıyor.
Emekliye zam yapılıyor, rakamlar açıklanıyor, ama sofralara aynı ölçüde yansımıyor.
Çünkü işin içinde çoğu insanın adını duyduğu ama mantığını tam bilmediği bir kavram var:
Kök maaş.
Elinize geçen para, gerçek maaşınız değil
Bugün pek çok emeklinin eline geçen tutar ile kendi primleri üzerinden hesaplanan aylık aynı değil.
Devletin belirlediği en düşük emekli aylığı, ödemeyi belirli bir seviyeye tamamlıyor.
Ama perde aralandığında, kök maaşın bu seviyenin çok altında kaldığı görülüyor.
Yani emekli, bir anlamda kendi emeğinin değil, belirlenen tabanın maaşını alıyor.
Bu tablonun kökenine inmek için 1 Ekim 2008'de yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’a bakmak gerekiyor.
Reformla birlikte aylık hesaplamasında prime esas kazançlar, aylık bağlama oranları ve çalışma dönemleri belirleyici hâle geldi.
En çok eleştirilen noktalardan biri de geçmiş kazançları güncellerken kullanılan katsayıda ekonomik büyümenin tamamı yerine yalnızca yüzde 30'unun hesaba katılmasıydı.
Kâğıt üzerinde teknik görünen bu ayrıntı, yıllar içinde kök maaşlarda ciddi bir erimeye dönüştü.
Her şeyi 2008'e bağlamak da haksızlık olur
Dürüst olmak gerekirse, emekli aylıkları arasındaki bütün farkları tek bir reforma yüklemek doğru değil.
Prim gün sayısı, bildirilen kazançlar, sigortalılık dönemleri ve sonradan çıkan düzenlemeler de aylık tutarını belirliyor.
Asgari ücretten gösterilen sigortalılığın yaygınlığı da işin cabası.
Ama şu gerçek değişmiyor.
Bir sosyal güvenlik sistemi, vatandaşın anlayabildiği, önünü görebildiği ve adil bulduğu ölçüde güçlüdür.
Bugün emeklinin büyük kısmı ne kadar maaş alacağını değil, neden o kadar aldığını bile bilmiyor.
Taban yükseltmek, çözüm değil
En düşük emekli aylığı, geçim sıkıntısı çeken vatandaş için hayati bir destek. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak her zam döneminde yalnızca tabanı yukarı çekmek, sorunu çözmüyor; sadece görünmez kılıyor.
Taban yükseldikçe daha fazla emekli o tabanda toplanıyor ve otuz yıl prim ödeyenle on beş yıl ödeyen arasındaki fark siliniyor.
Bu, düşük gelirliyi korurken çalışkanı cezalandıran bir tabloya dönüşüyor.
Yapılması gereken belli.
Kök maaş ile en düşük aylık arasındaki fark açıkça ortaya konmalı.
Ardından ne düşük primle çalışanı mağdur eden ne de uzun yıllar prim ödeyenin emeğini yok sayan dengeli bir model kurulmalı.