İran’ın son dönemde Körfez hattına yönelik saldırılarıyla birlikte sosyal medyada aynı cümle dolaşıyor: “Dubai yerle bir edildi.”
Bu ifade doğru değil.
Gerilim var, saldırılar var, hava sahası kapanmaları var; ancak şehir haritadan silinmiş değil.
İran ile Körfez ülkeleri arasındaki askeri gerilim, özellikle Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri çevresinde güvenlik riskini artırdı.
Ancak “lüks şehir tamamen yok oldu” söylemi gerçekle örtüşmüyor.
Dubai hâlâ ayakta.
Ekonomik faaliyet yavaşlamış olabilir, turizm darbe almış olabilir, fakat şehir ortadan kalkmış değil.
Savaş ve jeopolitik risk, yatırım ortamını doğrudan etkiler.
Özellikle dışarıda yüksek getiri beklentisiyle yapılan yatırımlar, aynı oranda yüksek risk içerir.
Körfez’de gayrimenkule giren yatırımcı, sadece kira getirisine değil; bölgesel istikrara da yatırım yapmış olur.
Bu risk gerçekleştiğinde zarar ihtimali doğaldır.
Peki Türk yatırımcı zarar etti mi?
Muhtemelen bazıları etti.
Özellikle kısa vadeli spekülatif yatırımlar yapanlar, panik satışlarıyla kayıp yaşayabilir.
Ancak bu, “tüm yatırımlar bitti” anlamına gelmez.
Büyük projeler, sigorta sistemleri ve devlet destekli finansal mekanizmalar nedeniyle sistem tamamen çökmez.
Sermaye ürkek olabilir ama yok olmaz.
“Asıl doğru yatırım her zaman kendi ülkemizdir” söylemi duygusal bir refleks olabilir.
Bir ülkenin doğru yatırım adresi olması için hukuk güvenliği, ekonomik öngörülebilirlik ve finansal istikrar gerekir.
Sadece sınırlar içinde olması yeterli değildir.
Öte yandan krizler sermayenin yönünü değiştirir.
Körfez’de artan risk, bölgesel alternatifleri gündeme getirir.
Bu noktada Türkiye gibi ülkeler, jeopolitik konumu ve piyasa derinliği sayesinde yeniden değerlendirme alanına girebilir.
Ancak bu otomatik bir “geri dönüş dalgası” anlamına gelmez.
Sermaye güven gördüğü yere gider; slogan duyduğu yere değil.
Dubai yıkılmadı.
Rüya tamamen bitmedi.
Fakat risk algısı değişti.
Yatırımcı için asıl soru şu olmalı.
Getiri mi yüksek, risk mi?
Gerçeklerle konuşalım.
Kriz var. Belirsizlik var.
Ama abartı yok.
Ekonomi, duyguyla değil verilerle yönetilir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
OZAN ÖZTÜRK
Yatırımcı için Dubai rüyası mı bitti?
İran’ın son dönemde Körfez hattına yönelik saldırılarıyla birlikte sosyal medyada aynı cümle dolaşıyor: “Dubai yerle bir edildi.”
Bu ifade doğru değil.
Gerilim var, saldırılar var, hava sahası kapanmaları var; ancak şehir haritadan silinmiş değil.
İran ile Körfez ülkeleri arasındaki askeri gerilim, özellikle Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri çevresinde güvenlik riskini artırdı.
Ancak “lüks şehir tamamen yok oldu” söylemi gerçekle örtüşmüyor.
Dubai hâlâ ayakta.
Ekonomik faaliyet yavaşlamış olabilir, turizm darbe almış olabilir, fakat şehir ortadan kalkmış değil.
Savaş ve jeopolitik risk, yatırım ortamını doğrudan etkiler.
Özellikle dışarıda yüksek getiri beklentisiyle yapılan yatırımlar, aynı oranda yüksek risk içerir.
Körfez’de gayrimenkule giren yatırımcı, sadece kira getirisine değil; bölgesel istikrara da yatırım yapmış olur.
Bu risk gerçekleştiğinde zarar ihtimali doğaldır.
Peki Türk yatırımcı zarar etti mi?
Muhtemelen bazıları etti.
Özellikle kısa vadeli spekülatif yatırımlar yapanlar, panik satışlarıyla kayıp yaşayabilir.
Ancak bu, “tüm yatırımlar bitti” anlamına gelmez.
Büyük projeler, sigorta sistemleri ve devlet destekli finansal mekanizmalar nedeniyle sistem tamamen çökmez.
Sermaye ürkek olabilir ama yok olmaz.
“Asıl doğru yatırım her zaman kendi ülkemizdir” söylemi duygusal bir refleks olabilir.
Bir ülkenin doğru yatırım adresi olması için hukuk güvenliği, ekonomik öngörülebilirlik ve finansal istikrar gerekir.
Sadece sınırlar içinde olması yeterli değildir.
Öte yandan krizler sermayenin yönünü değiştirir.
Körfez’de artan risk, bölgesel alternatifleri gündeme getirir.
Bu noktada Türkiye gibi ülkeler, jeopolitik konumu ve piyasa derinliği sayesinde yeniden değerlendirme alanına girebilir.
Ancak bu otomatik bir “geri dönüş dalgası” anlamına gelmez.
Sermaye güven gördüğü yere gider; slogan duyduğu yere değil.
Dubai yıkılmadı.
Rüya tamamen bitmedi.
Fakat risk algısı değişti.
Yatırımcı için asıl soru şu olmalı.
Getiri mi yüksek, risk mi?
Gerçeklerle konuşalım.
Kriz var. Belirsizlik var.
Ama abartı yok.
Ekonomi, duyguyla değil verilerle yönetilir.