Ryan Reynolds benim en sevdiğim aktörlerden birisi ve onu pek çok kişi gibi ben Deadpool ile tanıdım. Deadpool, benim en sevdiğim süper kahraman filmleri arasında yer alıyor. Deapool, yapı itibariyle diğer süper kahraman filmlerinden ayrılıyor. Diğer filmlerde kahramanların hep iyi tarafta olduğunu, insanlığı, dünyayı kurtarmaya çalıştığını ve iyi bir amaç uğruna savaştıklarını görüyoruz. Fakat Deadpool öyle değil. Bu adam küfür ediyor, kaba davranıyor, ağzından kötü sözler çıkıyor. Dünyayı kurtarmak falan umurunda değil. O kendi mevzularına bakıyor. Konuşma tarzı ve üslubuyla diğer süper kahramanlar gibi örnek birilerine örnek olmayı amaçlamıyor. Deadpool sık sık yaptığı terbiyesiz şakalarla da seyirciyi güldürmeyi başarıyor. Marvel filmlerinde süper kahramanlar biraz dövüşüp biraz da şaka yapıyor. Bu, Marvel’ın risk almadan daha fazla izleyiciyle hitap edebilmek için pek çok filminde kullandığı bir teknik. Son zamanlarda DC de bunu yapmaya başladı. Fakat Deadpool masum sayılabilecek espriler yapmıyor. İnsanları aşağılıyor, alay ediyor, dalga geçiyor ve bu tarzı ile izleyiciyi güldürmeyi başarıyor. Deadpool, absürtlükleriyle birlikte yer yer kendini ciddiye almayan bir film aslında. Deadpool 2 de aynı frekansta ilerleyen bir yapım. “Kendini ciddiye almamak”, bu özellik Ryan Reynolds’ın pek çok filminde gözüme çarptı. Önemli bir olay oluyorken Ryan Reynods’ın oynadığı karakterler hep olayla alakasız tuhaf tavırlar sergiliyor ve bu çok komik oluyor. The Hitman’s Bodyguard filminde Ryan Reynolds ve Samuel L. Jackson’ın oynadıkları karakterler birbirlerine hem destek oluyor hem de birbirlerinden nefret ederek aşağılayıcı sözler söylüyorlardı. Ben bu tarz atışmaları seviyorum. İki ana karakterin bulunduğu aksiyon-komedi filmlerinde genellikle birbiriyle uyumlu karakterler olur ve bunlar birbirilerini korur. Ortada komik bir durum varsa bile bu ikisinin işbirliği sonucunda ortaya çıkar. Genellikle bu tarz filmlerin senaryo tekniği böyledir. Fakat The Hitman’s Bodyguard filminde böyle değil. Birbiriyle rekabet içinde olan ama aynı zamanda birbirlerine değer veren iki kişinin atışmasını izlemek gerçekten çok keyif vericiydi. Bu filmde de “kendini ciddiye almamak” özelliğini görüyoruz. Bir çatışmanın ortasında veya düşmanlardan kaçarken ana karakterlerin birbirilerine üstünlük taslayarak atışmaları, içinde bulundukları durumun ciddiyetini aldırmamaları gerçekten çok eğlenceliydi. Son zamanlarda çıkan Ryan Reynolds filmlerinden biri olan Free Guy’da bunu pek göremesek de yine eğlenceli bir yapım gördük. 2021’in sonlarına doğru çıkan Red Notice filmi de tam Ryan Reynolds ve “kendini ciddiye almamak” diye tanımladığım güldürü tekniği ile yazılmış ve çok eğlenceli bir filmdi. Adamlar çatışıyor, birbirlerini kovalıyor, nenef kesen aksiyon sahneleri içerisinde rahat tavırlarla birbirlerine laf atıyor veya şaka yapıyorlar. İşte buna bayılıyorum. Geçtiğimiz hafta çıkan The Adam Project filmi de buna benzer bir tonda yapılmış. Ryan Reynolds, kendine has bir komedi tarzı ile eğlenceli filmlerde yer almaya ve bizleri güldürmeye devam ediyor. Komedinin yanına aksiyonu da katıyor olması onun bulunduğu filmleri daha da ilgi çekici hale getiriyor. Sadece komedi ya da sitcomlarda oynasaydı çok sıradan biri olurdu ama Ryan Reynolds kendi tarzına uygun yapımları seçiyor ve bizim ondan ne beklediğimizi çok iyi biliyor. Kendini çok da ciddiye almayan, sıkça saçmalayan, olayların akışı umurunda olmayan, önemli anlarda rahat tavırlar sergileyen karakterleri canlandıran Ryan Reynolds her türlü koşulda ve durumda her şeyle dalga geçebileceğini bize göstermeye devam ediyor. Bu adam bunu çok iyi yapıyor. Ryan Reynolds’ı izlemeye devam edeceğim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RAVŞAN ALİOĞLU
RYAN REYNOLDS NEDEN HER ŞEYLE DALGA GEÇİYOR?
Ryan Reynolds benim en sevdiğim aktörlerden birisi ve onu pek çok kişi gibi ben Deadpool ile tanıdım. Deadpool, benim en sevdiğim süper kahraman filmleri arasında yer alıyor. Deapool, yapı itibariyle diğer süper kahraman filmlerinden ayrılıyor. Diğer filmlerde kahramanların hep iyi tarafta olduğunu, insanlığı, dünyayı kurtarmaya çalıştığını ve iyi bir amaç uğruna savaştıklarını görüyoruz. Fakat Deadpool öyle değil. Bu adam küfür ediyor, kaba davranıyor, ağzından kötü sözler çıkıyor. Dünyayı kurtarmak falan umurunda değil. O kendi mevzularına bakıyor. Konuşma tarzı ve üslubuyla diğer süper kahramanlar gibi örnek birilerine örnek olmayı amaçlamıyor. Deadpool sık sık yaptığı terbiyesiz şakalarla da seyirciyi güldürmeyi başarıyor. Marvel filmlerinde süper kahramanlar biraz dövüşüp biraz da şaka yapıyor. Bu, Marvel’ın risk almadan daha fazla izleyiciyle hitap edebilmek için pek çok filminde kullandığı bir teknik. Son zamanlarda DC de bunu yapmaya başladı. Fakat Deadpool masum sayılabilecek espriler yapmıyor. İnsanları aşağılıyor, alay ediyor, dalga geçiyor ve bu tarzı ile izleyiciyi güldürmeyi başarıyor. Deadpool, absürtlükleriyle birlikte yer yer kendini ciddiye almayan bir film aslında. Deadpool 2 de aynı frekansta ilerleyen bir yapım. “Kendini ciddiye almamak”, bu özellik Ryan Reynolds’ın pek çok filminde gözüme çarptı. Önemli bir olay oluyorken Ryan Reynods’ın oynadığı karakterler hep olayla alakasız tuhaf tavırlar sergiliyor ve bu çok komik oluyor. The Hitman’s Bodyguard filminde Ryan Reynolds ve Samuel L. Jackson’ın oynadıkları karakterler birbirlerine hem destek oluyor hem de birbirlerinden nefret ederek aşağılayıcı sözler söylüyorlardı. Ben bu tarz atışmaları seviyorum. İki ana karakterin bulunduğu aksiyon-komedi filmlerinde genellikle birbiriyle uyumlu karakterler olur ve bunlar birbirilerini korur. Ortada komik bir durum varsa bile bu ikisinin işbirliği sonucunda ortaya çıkar. Genellikle bu tarz filmlerin senaryo tekniği böyledir. Fakat The Hitman’s Bodyguard filminde böyle değil. Birbiriyle rekabet içinde olan ama aynı zamanda birbirlerine değer veren iki kişinin atışmasını izlemek gerçekten çok keyif vericiydi. Bu filmde de “kendini ciddiye almamak” özelliğini görüyoruz. Bir çatışmanın ortasında veya düşmanlardan kaçarken ana karakterlerin birbirilerine üstünlük taslayarak atışmaları, içinde bulundukları durumun ciddiyetini aldırmamaları gerçekten çok eğlenceliydi. Son zamanlarda çıkan Ryan Reynolds filmlerinden biri olan Free Guy’da bunu pek göremesek de yine eğlenceli bir yapım gördük. 2021’in sonlarına doğru çıkan Red Notice filmi de tam Ryan Reynolds ve “kendini ciddiye almamak” diye tanımladığım güldürü tekniği ile yazılmış ve çok eğlenceli bir filmdi. Adamlar çatışıyor, birbirlerini kovalıyor, nenef kesen aksiyon sahneleri içerisinde rahat tavırlarla birbirlerine laf atıyor veya şaka yapıyorlar. İşte buna bayılıyorum. Geçtiğimiz hafta çıkan The Adam Project filmi de buna benzer bir tonda yapılmış. Ryan Reynolds, kendine has bir komedi tarzı ile eğlenceli filmlerde yer almaya ve bizleri güldürmeye devam ediyor. Komedinin yanına aksiyonu da katıyor olması onun bulunduğu filmleri daha da ilgi çekici hale getiriyor. Sadece komedi ya da sitcomlarda oynasaydı çok sıradan biri olurdu ama Ryan Reynolds kendi tarzına uygun yapımları seçiyor ve bizim ondan ne beklediğimizi çok iyi biliyor. Kendini çok da ciddiye almayan, sıkça saçmalayan, olayların akışı umurunda olmayan, önemli anlarda rahat tavırlar sergileyen karakterleri canlandıran Ryan Reynolds her türlü koşulda ve durumda her şeyle dalga geçebileceğini bize göstermeye devam ediyor. Bu adam bunu çok iyi yapıyor. Ryan Reynolds’ı izlemeye devam edeceğim.