Günümüzde dünya coğrafyasına şöyle bir göz attığımızda, alemin her yerinde savaşlar görüyoruz… Bu savaşlar sadece İslam âleminde olmuyor. Asyanın Budist kavimlerin de, Afrika’nın tam tam çalan kabilelerinde de savaşlar var. Koskoca dünyayı küçücük avuçlarına sığdıra bileceklerini düşünen ahmakların ve aç gözlülerin işi bu… İslam aleminde yaşayanların çoğu bugünkü acıların dinlerle bir alakası olduğu zannıyla hareket ediyor. Ama objektif olarak olaya baktığımızda Müslüman kanı daha çok aksa da, gayri Müslim kanı da bunun yanında akmaktadır. Etrafımızdaki kaynayan kazanlara baktığımızda dinler arası veya dinlerle alakalı bir çatışma ortamının olmadığı açıktır. İslam alemi ile papalık birbirlerine karşı bir savaş ilan etmiş değildir. Bugün dünyada akan kanlar, kesinlikle faşist satıcının, kapitalist fahişeye söz geçirememesinin intikamından başka bir şey değildir. Şu anda bile insanların ölmesini engellemek istiyorsak, bütün insanların kardeş olmaları için birbirlerine koşmalarından başka çözüm yolu yoktur. Akan kanın durması ancak ve ancak kardeşlik anlayışı ile mümkündür.
Bunu gerçekleştirirken de insan kavramını öne çıkarmalı, insanlık yarışında, fıtratta olmayan olguları bir kenara itmeliyiz. Biliriz ki peygamberimiz bile önce kendini tanıtırken “ene beşerun” yani öncelikle ben bir insanım diye haykırmıştır. Kendimiz şöyle bir düşünelim. Zaman zaman haberler de görmüşünüzdür duymuşunuzdur. Henüz birkaç aylıkken, kapımızın önüne, okulumuzun bahçesine veya camimizin avlusuna kundaklar içinde bir çocuk bir bebek annesi tarafından terk edilerek konulmuş. Bir Müslüman olarak bu bebeğin ağlamasını duydun kapıyı açınca gözünün önünde duruyor, ağlıyor, kimsesiz ve sahipsiz bir durumda, bir mümin olarak bebeği kurtarman için onun dinine, diline veya rengine mi bakardın? Yahudi ise Hıristiyan ise onu ölüme mi terk ederdin? İnsan olarak bu soruların cevaplarını olumlu olarak verebiliyor muyuz? Doğduğumuz yeri ve ülkeyi kendimiz tayin edemiyoruz. Hangi anne ve babanın evladı olacağımız kendi elimizde değil… Bizler belki Müslüman bir toplum içersinde doğmamış ve yaşamamış olsaydık, acaba müminler sınıfı içinde yer alabilecek miydik? İslam en son dindir. Cihanşümuldur. Amacı ve kapsadığı alan hem bütün dünya olduğu gibi ahret alemidir de. Dinimiz sadece belli bir insan kesiminin mutluluğunu taçlandırmak için gelmemiş, bütün insanların her iki alemini kurtarmak için gönderilmiştir. Onun içindir ki Müslüman tehlikeler karşısında kalan insanları kurtarmak için, onların makam ve meşreplerine bakmaz. Ama bugünün dünyasında henüz doğmamış nefes bile almayı bilmeyen nefisleri, savaş ortamı içersinde imha eden bir dünya haline getirdik. Artık kim tehlikede ise, kim zulme uğramışsa, milletine, milliyetine, inancına bakmadan el uzatmak bizim görevimizdir.
Devam edecek…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RECEP ACAR
Biraz da öz eleştiri…(1)
Günümüzde dünya coğrafyasına şöyle bir göz attığımızda, alemin her yerinde savaşlar görüyoruz… Bu savaşlar sadece İslam âleminde olmuyor. Asyanın Budist kavimlerin de, Afrika’nın tam tam çalan kabilelerinde de savaşlar var. Koskoca dünyayı küçücük avuçlarına sığdıra bileceklerini düşünen ahmakların ve aç gözlülerin işi bu… İslam aleminde yaşayanların çoğu bugünkü acıların dinlerle bir alakası olduğu zannıyla hareket ediyor. Ama objektif olarak olaya baktığımızda Müslüman kanı daha çok aksa da, gayri Müslim kanı da bunun yanında akmaktadır. Etrafımızdaki kaynayan kazanlara baktığımızda dinler arası veya dinlerle alakalı bir çatışma ortamının olmadığı açıktır. İslam alemi ile papalık birbirlerine karşı bir savaş ilan etmiş değildir. Bugün dünyada akan kanlar, kesinlikle faşist satıcının, kapitalist fahişeye söz geçirememesinin intikamından başka bir şey değildir. Şu anda bile insanların ölmesini engellemek istiyorsak, bütün insanların kardeş olmaları için birbirlerine koşmalarından başka çözüm yolu yoktur. Akan kanın durması ancak ve ancak kardeşlik anlayışı ile mümkündür.
Bunu gerçekleştirirken de insan kavramını öne çıkarmalı, insanlık yarışında, fıtratta olmayan olguları bir kenara itmeliyiz. Biliriz ki peygamberimiz bile önce kendini tanıtırken “ene beşerun” yani öncelikle ben bir insanım diye haykırmıştır. Kendimiz şöyle bir düşünelim. Zaman zaman haberler de görmüşünüzdür duymuşunuzdur. Henüz birkaç aylıkken, kapımızın önüne, okulumuzun bahçesine veya camimizin avlusuna kundaklar içinde bir çocuk bir bebek annesi tarafından terk edilerek konulmuş. Bir Müslüman olarak bu bebeğin ağlamasını duydun kapıyı açınca gözünün önünde duruyor, ağlıyor, kimsesiz ve sahipsiz bir durumda, bir mümin olarak bebeği kurtarman için onun dinine, diline veya rengine mi bakardın? Yahudi ise Hıristiyan ise onu ölüme mi terk ederdin? İnsan olarak bu soruların cevaplarını olumlu olarak verebiliyor muyuz? Doğduğumuz yeri ve ülkeyi kendimiz tayin edemiyoruz. Hangi anne ve babanın evladı olacağımız kendi elimizde değil… Bizler belki Müslüman bir toplum içersinde doğmamış ve yaşamamış olsaydık, acaba müminler sınıfı içinde yer alabilecek miydik? İslam en son dindir. Cihanşümuldur. Amacı ve kapsadığı alan hem bütün dünya olduğu gibi ahret alemidir de. Dinimiz sadece belli bir insan kesiminin mutluluğunu taçlandırmak için gelmemiş, bütün insanların her iki alemini kurtarmak için gönderilmiştir. Onun içindir ki Müslüman tehlikeler karşısında kalan insanları kurtarmak için, onların makam ve meşreplerine bakmaz. Ama bugünün dünyasında henüz doğmamış nefes bile almayı bilmeyen nefisleri, savaş ortamı içersinde imha eden bir dünya haline getirdik. Artık kim tehlikede ise, kim zulme uğramışsa, milletine, milliyetine, inancına bakmadan el uzatmak bizim görevimizdir.
Devam edecek…