Bazı kavramlar vardır dünyanın her yerinde geçerlidir. Doğruluk gibi, ahlaklı olmak gibi. Bu sıfatlar Müslüman da bulunması gerektiği gibi gayri Müslimler de bulunabilir. Her iki halde de bu sıfatları kendilerinde bulunduranlar, saygıyı hak ederler. Düşünün ki adam yememiş, içmemiş, gece gündüz çalışarak elektriği bulmuş, klimayı icat etmiş, ampulü yapmış, telefonu keşfetmiş… Biz ise yattığımız yerden işi gücü bırakmışsız, onların ecnebi olduğunu ve cehenneme gideceklerini iddia ederek aşağılamışız, üstelik de bu aşağılamayı marifet saymışız. Bu aşağılamayı yaparken de onun bulduğu klimanın serinliğinde, onun bulduğu elektrik ışığı altında yapıyoruz. Halbuki cennet ve cehennem Cenabı Hakkın tekelindedir. Oraya kimlerin alınıp alınmayacağı Allah (CC) nin bileceği iştir. Sen Müslüman olarak haşa, insanları cennete veya cehenneme göndermek gibi bir görevin yok… İnsanlığa faydalı buluşlarla hizmet etmiş bu kişilere saygı duymak gerekir. Bir Müslüman olarak yaşadığımız İslam toplumunda bazı yapılanlar kanımızı donduruyor. Mesela Cuma günü namaz kılmak için gittiğimiz şadırvanında abdest alırken elimizdeki çantayı kaç kişiye emanet edebiliyoruz. Sıcaktan bunaldığımızda caminin içinde ceketimizi astığımız yerden gözümüzü alabiliyor muyuz, başına bir hal gelmesin diye ceketimizi cami içinde uzanabileceğimiz bir yere bırakıyoruz. Çoğumuz ayakkabımızı çalmasınlar diye bir poşetin içine koyup secde edeceğimiz yerde muhafaza etmeye çalışıyoruz. Peki o an caminin içinde divana duranların tamamı Müslümanlık iddiasında değil mi? Acı ama gerçek ibadet için camiye gittiğimizde hepimizin kalbinden geçen acabalar bunlar… Sözde Müslüman bir toplumda yaşıyoruz. O halde Müslümanların birbirine güvenmesi gerekir… Ama öyle bir kibir Budaları olmuşuz ki, “Muhammedül emin” olan bir peygamberimiz olduğu halde bir birimize emniyet edemiyoruz. malımızı mülkümüzü emanet edemiyoruz. Emanet ettiğimizde ise başımıza neler geleceğini tahmin edebiliyoruz.
Öyleyse kim olursa olsun, İnsanların Allah(CC) ile olan ilişkileri bizi ilgilendirmemeli, Bugün ecnebi diye hakir gördüğün bazı insanlar, belki yarın iman edecekler, Allah (CC) nin yanında belki en değerlilerden olacaklar… Bunu biz bilemeyiz. İnsanların gelecekteki kaderlerini biz tayin edemeyiz. Mümin olarak bizler bunlara faydalı ve büyük işler yapmakla uğraşmalıyız. Çünkü bütün peygamberler büyük işler yapmak için gönderildiler ve büyük işler yaptılar. Hem de maddi hiçbir beklentileri olmadı. Hepsi de zulme uğrayanların, ezilenlerin yanında oldu. Kendileri de bu uğurda çok büyük eziyetler çektiler. Hiç birisi Allah (CC) rızasını bırakıp da dünya malı biriktirme düşüncesi içine girmediler. Günümüzde olduğu gibi peygamberler yaptıkları işler karşılığında herhangi bir bedel beklemediler… Çok para kazanayım fikri onlar da hakim olmadı.
Şunu da belirtelim ki bundan “Müslüman zengin olmamalı fikri çıkmamalı.” Bazı gafillerin Müslümanların bir lokma bir hırka misali zengin olmaması gerektiğini savunacak, Allah (CC) ye kafa tuttuklarını da görüyoruz. Halbuki zekat dediğimiz kavra islamın temel şartlarından biridir. Zekat vermek bir ibadet biçimidir. Ancak bu ibadetin mal ve servetle olacağı hepimizin malumudur. Müslüman’ın gerektiğinde devasa boyutlarda serveti olmalı… Ama bu serveti atıl kalmamalı bir işe yaramalıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RECEP ACAR
Birazda özeleştiri (2)
Bazı kavramlar vardır dünyanın her yerinde geçerlidir. Doğruluk gibi, ahlaklı olmak gibi. Bu sıfatlar Müslüman da bulunması gerektiği gibi gayri Müslimler de bulunabilir. Her iki halde de bu sıfatları kendilerinde bulunduranlar, saygıyı hak ederler. Düşünün ki adam yememiş, içmemiş, gece gündüz çalışarak elektriği bulmuş, klimayı icat etmiş, ampulü yapmış, telefonu keşfetmiş… Biz ise yattığımız yerden işi gücü bırakmışsız, onların ecnebi olduğunu ve cehenneme gideceklerini iddia ederek aşağılamışız, üstelik de bu aşağılamayı marifet saymışız. Bu aşağılamayı yaparken de onun bulduğu klimanın serinliğinde, onun bulduğu elektrik ışığı altında yapıyoruz. Halbuki cennet ve cehennem Cenabı Hakkın tekelindedir. Oraya kimlerin alınıp alınmayacağı Allah (CC) nin bileceği iştir. Sen Müslüman olarak haşa, insanları cennete veya cehenneme göndermek gibi bir görevin yok… İnsanlığa faydalı buluşlarla hizmet etmiş bu kişilere saygı duymak gerekir. Bir Müslüman olarak yaşadığımız İslam toplumunda bazı yapılanlar kanımızı donduruyor. Mesela Cuma günü namaz kılmak için gittiğimiz şadırvanında abdest alırken elimizdeki çantayı kaç kişiye emanet edebiliyoruz. Sıcaktan bunaldığımızda caminin içinde ceketimizi astığımız yerden gözümüzü alabiliyor muyuz, başına bir hal gelmesin diye ceketimizi cami içinde uzanabileceğimiz bir yere bırakıyoruz. Çoğumuz ayakkabımızı çalmasınlar diye bir poşetin içine koyup secde edeceğimiz yerde muhafaza etmeye çalışıyoruz. Peki o an caminin içinde divana duranların tamamı Müslümanlık iddiasında değil mi? Acı ama gerçek ibadet için camiye gittiğimizde hepimizin kalbinden geçen acabalar bunlar… Sözde Müslüman bir toplumda yaşıyoruz. O halde Müslümanların birbirine güvenmesi gerekir… Ama öyle bir kibir Budaları olmuşuz ki, “Muhammedül emin” olan bir peygamberimiz olduğu halde bir birimize emniyet edemiyoruz. malımızı mülkümüzü emanet edemiyoruz. Emanet ettiğimizde ise başımıza neler geleceğini tahmin edebiliyoruz.
Öyleyse kim olursa olsun, İnsanların Allah(CC) ile olan ilişkileri bizi ilgilendirmemeli, Bugün ecnebi diye hakir gördüğün bazı insanlar, belki yarın iman edecekler, Allah (CC) nin yanında belki en değerlilerden olacaklar… Bunu biz bilemeyiz. İnsanların gelecekteki kaderlerini biz tayin edemeyiz. Mümin olarak bizler bunlara faydalı ve büyük işler yapmakla uğraşmalıyız. Çünkü bütün peygamberler büyük işler yapmak için gönderildiler ve büyük işler yaptılar. Hem de maddi hiçbir beklentileri olmadı. Hepsi de zulme uğrayanların, ezilenlerin yanında oldu. Kendileri de bu uğurda çok büyük eziyetler çektiler. Hiç birisi Allah (CC) rızasını bırakıp da dünya malı biriktirme düşüncesi içine girmediler. Günümüzde olduğu gibi peygamberler yaptıkları işler karşılığında herhangi bir bedel beklemediler… Çok para kazanayım fikri onlar da hakim olmadı.
Şunu da belirtelim ki bundan “Müslüman zengin olmamalı fikri çıkmamalı.” Bazı gafillerin Müslümanların bir lokma bir hırka misali zengin olmaması gerektiğini savunacak, Allah (CC) ye kafa tuttuklarını da görüyoruz. Halbuki zekat dediğimiz kavra islamın temel şartlarından biridir. Zekat vermek bir ibadet biçimidir. Ancak bu ibadetin mal ve servetle olacağı hepimizin malumudur. Müslüman’ın gerektiğinde devasa boyutlarda serveti olmalı… Ama bu serveti atıl kalmamalı bir işe yaramalıdır.