Biz Türk Milleti olarak, gönül hayatımız da ve sosyal yaşantılarımız da hep ifrat ve tefrit aizere yaşıyoruz. Bilhassa sevgimiz de sadakatimiz de bir türlü orta yolu bulamıyoruz. Tarih boyunca kurduğumuz bütün imparatorluklar ve devletler hep sülale ve aile odaklı olmuştur. Sevgi ve nefretimizi hep aşırı uçlar da yaşadığımız içinde, sevdiklerimizin hata ve kusurlarını, nefret ettiklerimizin de iyiliklerini göremiyoruz.
Aslında severek bağlandığımız lider ve zatı muhtereme, senalar düzmekle, övgüler yağdırmakla en büyük kötülüğü yapıyoruz. Söyledikleri ve yaptıkları her şeyi, toplum da kabul gören insanlar, zamanla kendilerine ve nefislerine keramet vehmediyor. Kibir putlarına tapar hale geliyorlar. Adaletten uzaklaşıyor, nefsi emarelerine yenik düşerek, yücelttikleri makamlarından zamanla tepe taklak yuvarlanıyor, esfeli safiline kadar inebiliyorlar. Eh bir defa düşmeye gör… zamanın da senin etrafın da fır dönen yalakalar, dünyalık menfaat kırıntılarını toplamakla meşgul olup, el etek öpenler, düştükten sonra birdenbire gemiyi terk ediyor. Etrafımız da gördüğümüz insan kılıklı tipleri, kullanım süreleri bitip bir kenara atıldıklarında ne kadar yalnız olduklarının farkına varıyorlar. Ama o zaman i işten geçiyor. Önceleri toplum da hak etmedikleri halde kendilerine makam ve mevki verilerek, statülerini kendilerinin değil bir başkasının belirlediği liderle, aynı fotoğraf karesinde birlikte görünmek uğruna birbirini çiğneyen, ama düştükten sonra gemiyi ilk terk eden fareler tipli insanlar dan bu millet çok çekti. Çünkü insan satmaya alışmış bu tipler, menfaatleri kesildiğinde birden bire bukalemun gibi renk değiştirir, bulundukları ortamın rengine bürünürler.
Türkiye bugüne kadar kendilerini putlaştıran bir sürü liderler gördü. Bu anlayış, cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında vardı, günümüz siyasi arenasında da aynı anlayış tarzı devam etti. Her siyasi parti lideri iktidara gelirken ortak akılla ülkeyi idare edeceğini, kollektif şuur bilinci ile kararlar alacağını, seçim meydanlarında deklare etmesine rağmen iktidar kılıcını eline aldıktan sonra, meydanlar da söylediklerinin tam tersini yaptılar. Geçmişte kendilerine yapılan haksız ve tağuti uygulamalardan bizar olanlar, gücü ellerine aldıkları anda güç zehirlenmesine tutuldular, eskilerin kendilerine reva gördükleri zulümleri, kendilerinin ötekileştirdiklerine uygulamayı, hak olarak görmeye başladılar. Maalesef akıl tutulmasına uğrayan günümüz iktidar parti liderlerinin kendilerini dev aynasın da gördükleri gibi, partilerini de devletleştirdiler. Artık devlet ve parti kavramları birleşti, aynı şeyi ifade etmeye başladı. Devlet dediğimiz de, anlaşılan parti ve lideri, parti dediğimiz de ise anlaşılan devlet oldu. Halbuki bu iki kavramın birisi süreklilik arz eden bir erkin temsilcisi, parti ise sonradan ortaya çıkan ve devlete nazaran bir teferruat ifade eder. Biri asıl diğeri eklentidir. Elbette ki devlet partileşince, devlet de tabulaşmaya başladı. Liderlerin ve siyasilerin her türlü pislikleri, adaletsizlikleri, çalma çırpmaları da zamanla tabulaşan devlet erkinin kanatları altın da meşrulaştı. Devlet siyasallaştı mı, hizmet için elzem olan ehliyet ve liyakat bir kenara atılır. Lidere bağlılık esas olduğundan dalkavukluk ve yalakalık liyakatin önüne geçer. Böyle olunca da devleti meydana getiren kan damarları mesabesindeki devlet kurum ve kuruluşlarında kokuşmada başlar. Artık kurumlar da devlete sadakat ve görev de ehliyet ve liyakat yerine lidere bağlılık öne geçer.
Elbette ki kolektif şuurdan yoksun, devletin bekasını ve birliğini tek bir liderin şahsında gören zihniyet anlayışı, toplum da kabul görmeye başladığında, ömrünüzü ve servetinizi harcadığınız partinizde lideri kızdırdığınız da veya kral çıplak dediğinizde, bir gece de hain olmanız içten bile değildir. Çünkü kendi egosunu tanrı gibi gören lider, karşısında çatlak ses çıkarılmasını istemez, kendinin eleştirilmesine tahammül edemez. Hak hukuk, adalet, ahlak, din, iman vs. gibi kavramlar onlar için bir argümandır. Amaca varılmak için bir araçtırlar. Yeri geldiğinde iktidara gelmek ve insanları kandırmak için kullanabilecekleri bir metadır. Gerektiğinde kendileri hukuka uymadıkları gibi, menfaatine olduğunda hukuku da kendilerine uydururlar. Böyle bir liderin sultası altındaki maaşını milletten alan bürokratlar da, hukuka ve eşit muamele ilkesine göre değil, liderin ağzından çıkan sözlere göre hareket tarzlarını belirler.
Türk devleti son zamanlar da, eski geleneksel yapısından arındırılarak tedrici olarak partileştirildi. Devletin bütün kademelerinin yetkileri yavaş yavaş devletin değil tek bir kişinin şahsında toplandı. Yetki ve söz sahibi olması gereken parlamento, bakanlıkların hepsi memur hale getirildi. Bakanlar kendiliklerinden bir şey yapamadıkları gibi, bütün faaliyetlerinde bir kişinin ağzından çıkacak söze bakar oldular. O kadar ki artık, arabalara renkli cam takılsın mı takılmasın mı? ya ,hatta piyasadaki soğanın etin fiyatının belirlenmesine kadar her şey onun kontrolünde…Ama, bu sonucu biz istedik. Daha doğrusu başkanlık sistemine geçilirken halkın iradesi aldatıldı. Anayasa referandumu yapılmadan sistemin artıları ve eksileri kamuoyunda tartışılmadı. Eh buna ülke sorunlardan bihaber ve yetersiz muhalefet de eklenince sonuç bu oldu. Üstelik son anayasa değişikliği sırasında en büyük sebep ülkenin koalisyonlarla yönetilmesinin sakıncaları idi. Başkanlık sistemine geçildi. Ama esas koalisyonlar şimdi başladı. Daha başkanlık seçiminden altı ay geçmeden her seçim de iktidarımız ve muhalefetimiz kendilerine koalisyon ortağı bulmak için cepheler ve ittifaklar kurmaya başlamadılar mı?
Umulur ki; 17 Şubatı Cumaya bağlayan Miraç Kandili gecesinde yaratan, siyasetçilerimizin zihinlerine iyi bir şeyler üfler de, onlarla birlikte milletimiz de ruhlarındaki fay hatlarından kurtulur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RECEP ACAR
Devletleşen partiler
Biz Türk Milleti olarak, gönül hayatımız da ve sosyal yaşantılarımız da hep ifrat ve tefrit aizere yaşıyoruz. Bilhassa sevgimiz de sadakatimiz de bir türlü orta yolu bulamıyoruz. Tarih boyunca kurduğumuz bütün imparatorluklar ve devletler hep sülale ve aile odaklı olmuştur. Sevgi ve nefretimizi hep aşırı uçlar da yaşadığımız içinde, sevdiklerimizin hata ve kusurlarını, nefret ettiklerimizin de iyiliklerini göremiyoruz.
Aslında severek bağlandığımız lider ve zatı muhtereme, senalar düzmekle, övgüler yağdırmakla en büyük kötülüğü yapıyoruz. Söyledikleri ve yaptıkları her şeyi, toplum da kabul gören insanlar, zamanla kendilerine ve nefislerine keramet vehmediyor. Kibir putlarına tapar hale geliyorlar. Adaletten uzaklaşıyor, nefsi emarelerine yenik düşerek, yücelttikleri makamlarından zamanla tepe taklak yuvarlanıyor, esfeli safiline kadar inebiliyorlar. Eh bir defa düşmeye gör… zamanın da senin etrafın da fır dönen yalakalar, dünyalık menfaat kırıntılarını toplamakla meşgul olup, el etek öpenler, düştükten sonra birdenbire gemiyi terk ediyor. Etrafımız da gördüğümüz insan kılıklı tipleri, kullanım süreleri bitip bir kenara atıldıklarında ne kadar yalnız olduklarının farkına varıyorlar. Ama o zaman i işten geçiyor. Önceleri toplum da hak etmedikleri halde kendilerine makam ve mevki verilerek, statülerini kendilerinin değil bir başkasının belirlediği liderle, aynı fotoğraf karesinde birlikte görünmek uğruna birbirini çiğneyen, ama düştükten sonra gemiyi ilk terk eden fareler tipli insanlar dan bu millet çok çekti. Çünkü insan satmaya alışmış bu tipler, menfaatleri kesildiğinde birden bire bukalemun gibi renk değiştirir, bulundukları ortamın rengine bürünürler.
Türkiye bugüne kadar kendilerini putlaştıran bir sürü liderler gördü. Bu anlayış, cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında vardı, günümüz siyasi arenasında da aynı anlayış tarzı devam etti. Her siyasi parti lideri iktidara gelirken ortak akılla ülkeyi idare edeceğini, kollektif şuur bilinci ile kararlar alacağını, seçim meydanlarında deklare etmesine rağmen iktidar kılıcını eline aldıktan sonra, meydanlar da söylediklerinin tam tersini yaptılar. Geçmişte kendilerine yapılan haksız ve tağuti uygulamalardan bizar olanlar, gücü ellerine aldıkları anda güç zehirlenmesine tutuldular, eskilerin kendilerine reva gördükleri zulümleri, kendilerinin ötekileştirdiklerine uygulamayı, hak olarak görmeye başladılar. Maalesef akıl tutulmasına uğrayan günümüz iktidar parti liderlerinin kendilerini dev aynasın da gördükleri gibi, partilerini de devletleştirdiler. Artık devlet ve parti kavramları birleşti, aynı şeyi ifade etmeye başladı. Devlet dediğimiz de, anlaşılan parti ve lideri, parti dediğimiz de ise anlaşılan devlet oldu. Halbuki bu iki kavramın birisi süreklilik arz eden bir erkin temsilcisi, parti ise sonradan ortaya çıkan ve devlete nazaran bir teferruat ifade eder. Biri asıl diğeri eklentidir. Elbette ki devlet partileşince, devlet de tabulaşmaya başladı. Liderlerin ve siyasilerin her türlü pislikleri, adaletsizlikleri, çalma çırpmaları da zamanla tabulaşan devlet erkinin kanatları altın da meşrulaştı. Devlet siyasallaştı mı, hizmet için elzem olan ehliyet ve liyakat bir kenara atılır. Lidere bağlılık esas olduğundan dalkavukluk ve yalakalık liyakatin önüne geçer. Böyle olunca da devleti meydana getiren kan damarları mesabesindeki devlet kurum ve kuruluşlarında kokuşmada başlar. Artık kurumlar da devlete sadakat ve görev de ehliyet ve liyakat yerine lidere bağlılık öne geçer.
Elbette ki kolektif şuurdan yoksun, devletin bekasını ve birliğini tek bir liderin şahsında gören zihniyet anlayışı, toplum da kabul görmeye başladığında, ömrünüzü ve servetinizi harcadığınız partinizde lideri kızdırdığınız da veya kral çıplak dediğinizde, bir gece de hain olmanız içten bile değildir. Çünkü kendi egosunu tanrı gibi gören lider, karşısında çatlak ses çıkarılmasını istemez, kendinin eleştirilmesine tahammül edemez. Hak hukuk, adalet, ahlak, din, iman vs. gibi kavramlar onlar için bir argümandır. Amaca varılmak için bir araçtırlar. Yeri geldiğinde iktidara gelmek ve insanları kandırmak için kullanabilecekleri bir metadır. Gerektiğinde kendileri hukuka uymadıkları gibi, menfaatine olduğunda hukuku da kendilerine uydururlar. Böyle bir liderin sultası altındaki maaşını milletten alan bürokratlar da, hukuka ve eşit muamele ilkesine göre değil, liderin ağzından çıkan sözlere göre hareket tarzlarını belirler.
Türk devleti son zamanlar da, eski geleneksel yapısından arındırılarak tedrici olarak partileştirildi. Devletin bütün kademelerinin yetkileri yavaş yavaş devletin değil tek bir kişinin şahsında toplandı. Yetki ve söz sahibi olması gereken parlamento, bakanlıkların hepsi memur hale getirildi. Bakanlar kendiliklerinden bir şey yapamadıkları gibi, bütün faaliyetlerinde bir kişinin ağzından çıkacak söze bakar oldular. O kadar ki artık, arabalara renkli cam takılsın mı takılmasın mı? ya ,hatta piyasadaki soğanın etin fiyatının belirlenmesine kadar her şey onun kontrolünde…Ama, bu sonucu biz istedik. Daha doğrusu başkanlık sistemine geçilirken halkın iradesi aldatıldı. Anayasa referandumu yapılmadan sistemin artıları ve eksileri kamuoyunda tartışılmadı. Eh buna ülke sorunlardan bihaber ve yetersiz muhalefet de eklenince sonuç bu oldu. Üstelik son anayasa değişikliği sırasında en büyük sebep ülkenin koalisyonlarla yönetilmesinin sakıncaları idi. Başkanlık sistemine geçildi. Ama esas koalisyonlar şimdi başladı. Daha başkanlık seçiminden altı ay geçmeden her seçim de iktidarımız ve muhalefetimiz kendilerine koalisyon ortağı bulmak için cepheler ve ittifaklar kurmaya başlamadılar mı?
Umulur ki; 17 Şubatı Cumaya bağlayan Miraç Kandili gecesinde yaratan, siyasetçilerimizin zihinlerine iyi bir şeyler üfler de, onlarla birlikte milletimiz de ruhlarındaki fay hatlarından kurtulur.