Hava Durumu

Enerji savaşları ve dökülen kanlar 1

Yazının Giriş Tarihi: 21.04.2026 17:55
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.04.2026 17:56

Günümüz dünyasında, gelişmişlik kriterlerinden en önemlisi enerjidir. Bir devlet kendi içinde, kendi ihtiyaçlarına yetebilecek düzey de, enerji üretebiliyorsa, gelişmiş ülkeler statüsünü kazanmış demektir. Enerji olmadan düzenli bir şekilde beslenemezsin, arabaya uçağa binemezsin, haberleşemezsin, aydınlanamazsın... Velhasıl bugünün olmazsa olmazıdır enerji.

Dünya bir yandan, aslı astarı olmayan nedenlerden sebepsiz iç savaşlar, gereksiz bölgesel ve komşuların birbirlerine güç denemelerine odaklanırken, yeni dünya düzeninin baş aktörlüğüne soyunan devletler, aldıkları kararlarla, insanlığın ve devletlerin geleceğini şekillendirmeye çalışıyorlar. Bilhassa enerji alanında doğal kaynaklara sahip olan ve bu konuda büyük yatırımlar yapan, tekelci büyük sermayenin devasa şirketleri, artık güçlerini ve güç merkezlerini petrol ve doğalgaz üretimine yöneltmişlerdir. Aslında Türkiye’de geçen yıllarda meydana gelen içerdeki sosyal çalkantılar ve komşularımızdaki dış çekişmelerle meşgul olurken, “cambaza bak haleti ruh iyesi içerisinde , küresel güçlerin hedef saptırmasına sahne oldu.

Bugün dünyada gözümüzün önünde cereyan eden patlayan bombaların atılan füzelerin tek nedeni, dünyadaki enerji kaynaklarına hakim olma isteğidir. ABD'nin, en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuella Cumhurbaşkanını sarayından alıp Amerika'da yargılaması Venezuela petrolleri yüzündendir. Dünyanın en fazla petrol rezervlerine sahip olan ülkesidir Venezuela.. Bu ülkeni,n petrollerinin en büyük alıcısı da Çin'dir. Takribi üretilen petrolün %70'ı Çin'e ihraç edilmektedir. Dolayısı ile küresel petrol şirketleri bu durumdan rahatsız oldukları için de kendi ellerini hiç kirletmeden, ABD'nin başına getirdikleri Trump'ı kullanarak kapitalist vantuzlarını Venezuela'ya uzattılar. Artık küresel sermaye şirketleri Venezuela petrollerini sömürmek için çökme hareketlerine başlayacaklardır.

Enerji dediğimiz gücün değeri ve ülkelerin vazgeçilmezi olduğu ilk defa 1967 yılında yapılan ve altıgün süren Arap- İsrail savaşından sonra öğrenildi. O tarihte İsrail'in Ortadoğu' daki varlığından rahatsız olan, kendisini Arapların tek lideri olduğunu zanneden Cemal Abdülnasır'ın Mısır'ı, Ürdün ve Suriye İsrail'e karşı kara harekatı başlattılar. Onlar zannediyorlardı ki, ABD'den aldıkları savaş uçakları da kara harekatına katılarak İsrail'in işini bitireceklerdi. Ancak o günkü tarihte ABD bu ülkelere savaş uçağı vermişti ama bu uçakları havada tutacak yazılımlar Amerika'nın dolayısı ile İsrail'in elindeydi. O tarihte "Tel Aviv'de Buluşalım" sloganıyla İsrail'i işgale başlayan bu devletlerin hiçbir uçağı havalanmadı. Tabi ki de havalanan İsrail uçakları Arapların ne kadar uçağı varsa imha etti. Önceleri savaş naraları atanlar, barış istemek zorunda kaldılar. Bu yenilginin rövanşını almak isteyen Arap ülkeleri Suudi Arabistan Petrol Bakanı Ahmet Zeki Yabaniyi 1940 larda kurulan ÖPEC'İN baına geçirdiler. Üye ülkelerin baskısı ile petrolün varil fiyatı 150 doları aşınca gelişmiş ülkeler de petrole bağlı ürünlerin fiyatları da astronomik rakamlara ulaştı.

Bu ambargo üzerine gelişmiş ülkeler, enerji kaynaklarının hakimiyetinin belli bir ülkenin emrine verilmemesi gerektiğine kanaat getirerek, çok uluslu şirketleri vasıtası ile OPEC'in yönetimini ele geçirerek ilk iş olarak, kurulan bu örgütün merkezinde Avusturya'ya taşıdılar. Batılı ülkeler OPEC üzerindeki vesayetlerini inşa ettiler. Lakin Libya , Suriye, Irak ve İran ile Venezuella gibi ülkeler, bu vesayeti kabul etmedikleri için arap baharı adı altında dünya kamuoyuna sunulan bir sözde özgürlük hareketi altında, bu ülkeler içeriden parçalanarak petrol ve doğal gaz rezervlerine el konuldu. Yıllar önce sayın Erbakanın dediği gibi şimdi sıra İran'a geldi, onun akebindeki sıra Türkiyeye gelecektir. Zira görünen köyün klavuz istemediği gibi.

Şunu unutmamak gerekir. Dünya üzerindeki devletlerarası ilişkiler de daima ülke menfaatleri geçerlidir. Ülkeler, karşılıklı olarak birbirlerini taahhüt altına sokan anlaşmalarda her zaman ülkelerin çıkarı ilkesi ön plandadır. Her ülke kendi ülkesinin çıkarını ön planda tutarak anlaşma altına imza koyar. Ahde vefa imzaya sadakat esas olması gerekirken, gerektiğinde menfaatleri zedelendiğinde, verilen sözler ve imzaların unutulduğunu Türkiye olarak çok gördük. İşlerine geldiğinde yüzümüze güldüklerini, işlerine gelmediğimiz zaman da arkamızdan kuyularımızın kazıldığına çok tanıklık ettik. Ülkemize gelip de giderken gazetecilere olumlu pozlar ve düşünceler ifade eden yabancı liderlerin, memleketlerine döndüklerinde tam tersi mesajlar verdiklerini de yakın tarihimizde çok gördük. Türk siyasetini temsil edenlerde bugüne kadar yapılan anlaşmalara sadık kalmayı erdem olarak gördüler. Bu şahsi ve duygusal anlayış tarzı Türkiye’nin başına içte ve dışta büyük belalar açtı.

DEVAM EDECEK

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.