Zira 17 Mart 2026 tarihli Resmi Gazetenin 11068 sayılı nüshasında yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesini okuduğumuzda, Türkiye'nin Ortadoğu'daki savaşa girmesinin hazırlıklarının ayak seslerini duyar gibiyiz. Kararnamenin özü " Harp araç ve gereçleri, Silah ve mühimmat ve bunlara ait yedek parçalar, askeri patlayıcı maddeler, bunlara ait teknolojilerin, Türkiye Gümrük Bölgesinden transit geçişine ve transit ticaret kapsamında yeniden ihracatına ilişkin" kararnamesidir.
Kararnamenin lafzına bakılırsa uygulaması tamamen yetkililere bırakılmış ucu açık ifadelerdir. Savaş ortamında çıkarıldığına göre artık sınırlarımızdan her türlü silah ve mühimmatın geçişine izin verilebileceği intibaı uyanmaktadır.
İran- İsrail savaşında hükümetimiz, ne yaptığını bilmez şekilde, sadece demeçlerle bazen İsrail ve bazen de İran duvarına tosluyor, halen kıblemizi bulmuş değiliz. Genellikle de, Sayın Cumhurbaşkanımız dostum diye hitap ettiği Trump'ın politikalarından çıkamıyor. Her fırsatta savaşı başlatanın İsrail ve ABD olduğunu unutuyor. Ülkesini ve halkını, Ortadoğu'nun şımarık çocuğu İsrail'e karşı korumaya çalışan İran'ı kınamaktan çekinmiyor. Bayramdan önce Türkiye'den de Dışişleri Bakanı Hakan FİDAN'ın da katıldığı 12 Ortadoğu ülke başkanları Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da toplandılar. Bizler ve dünya kamuoyu, bu toplantıdan İran ve ABD ile diyalog çıkacağını beklerken, toplantının sonuç bildirgesinde çıka çıka İran'ı kınama bildirgesi çıktı. Dünyanın gözü önünde devletlerin liderleri kaçırılıyor ve öldürülüyorken, çoluk - çocuk demeden İran'da sivil halk ve ilkokullar bombalanıyorken utanmadan sıkılmadan 12 adet sözde Müslüman devletlerin İran'ı kınayarak Terör Devleti İsrail'in yanında yer almaları düşündürücü değil mi?
Bu bildirgenin arka planında yatan gerçek, bu ülkelern İsrail- ABD yanında İran'a karşı fiilen savaşa katılmaları demektir. Bizim de içinde bulunduğumuz İslam ülkelerinin hataları yüzünden Ortadoğu kana bulanmadı mı ? Nasıl bir şeyse ABD politikalarının izlediği yolu takip ede ede, Kaddafi'nin Libyas'sı ardından Mısır akabinde sırasıyla Irak, Suriye gibi İsrail'in çekindiği ülkelerin parça parça olmasına göz yumduk, bir kısmının da parçalanmasına biz sebep olmadık mı ? Daha dün Irak ve Suriye'de PKK'ya en ağır silah ve araç- gereçlerini vererek binlerce evladımızın şehit edilmesine sebep olan ABD değil miydi? Şu anda iktidarın dış siyaseti, ABD'nin güdümünde ve Trump'a yaranma peşinde. Millet olarak da balık hafızalıyız. Atalarımız " Ayıdan post, gavurdan dost olmaz" diyerek bugünü işaret ettikleri halde biz hala dostumuzu düşmanımızı tanıyamadık. Tanımayı bıraktık Stockholm sendromuna tutulmuş, celladına aşık olmuş misali politikalar üretiyoruz...
İktidarın başındakilerin ara sıra ekranlara çıkıp " ABD ve İsrail'i kınıyoruz." hamasi nutuklar attıklarına da aldanmayın. Esas mesele konuşmak değil icraattir. İnsanlar konuştuklarından değil amel ve icraatlerinden sorumludurlar. Daha bundan iki ay kadar önce ,içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu Körfez ülkelerinin de katıldığı ABD'de gerçekleşen zirvede sözde Gazze meselesinde ateşkes ilan edilecek, ateşkesin şartları da kurulan komisyonlarda takip edilecekti. Sayın Cumhurbaşkanımıza da denetleme komisyonunda yer verilmişti de ne oldu? İsrail bu ateşkesin ilanından sonra daha da yüz buldu... Lübnan ve Gazze'yi de yine bombalamaya devam etti. Gönderilen insani yardımları engellediği gibi karadan toprak işgaline de başladı. Sonuçta İsrail'e bir yaptırım uygulatılabildi mi ? İşin altında yatan gerçek neden, İsrail'in bu işgal eylemlerine de ortak olma gibi bir durum ortaya çıktı.
Kemiyet olarak dünyada elli yedi adet sözde İslam ülkesi var. Son altı ayda İsrail Mescid-i Aksa'ya Müslümanların girişini yasakladı. Artık o mukaddes beldeler İsrail askerlerinin postalları ile kirletildi. Ama elli yedi İslam ülkesinden hiçbiri bu alçaklığı engelleyebildi mi ? Demek ki sayısal üstünlük bir şey ifade etmiyormuş. Dünyada özgül ağırlığın yoksa, sayısal ağırlığın bir şey ifade etmiyormuş.
İsrail'in Ortadoğuyu kan gölü haline getirme ve İran'a karşı eylemlerini insani duygularla tasvip etmeyip açıkça tavır alan bir lider olarak İspanya Devlet Başkanı Pedro Sanchez'i dik duruşlu olarak gördük. Adam açıkça İsrail ve ABD'yi karşısına alarak askeri üslerini kapattı. İsrail'le olan ticaretini sonlandırdı. Ve hatta ülkesinde bulunan ve siyonizmin vantuzları olan vakıf ve derneklerini kapattı. Hiçbir İslam ülkesi liderinin cesaret edemediği bir insani duruşu, çoğumuzun gavur dediği bu sosyalist lider ortaya koydu. İnsanlık dediğimiz değer zalimin değil mazlumun yanında yer almayı gerektirir. Atalarımız Ötüken'den çıkıp Anadolu'ya gelirken bile hep mazlumların yanında yer alarak bu topraklara kök saldılar. Ama bizler bu değerlerimizi de maalesef kaybettik.
DEVAM EDECEK…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RECEP ACAR
Enerji savaşları ve dökülen kanlar - 4
Zira 17 Mart 2026 tarihli Resmi Gazetenin 11068 sayılı nüshasında yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesini okuduğumuzda, Türkiye'nin Ortadoğu'daki savaşa girmesinin hazırlıklarının ayak seslerini duyar gibiyiz. Kararnamenin özü " Harp araç ve gereçleri, Silah ve mühimmat ve bunlara ait yedek parçalar, askeri patlayıcı maddeler, bunlara ait teknolojilerin, Türkiye Gümrük Bölgesinden transit geçişine ve transit ticaret kapsamında yeniden ihracatına ilişkin" kararnamesidir.
Kararnamenin lafzına bakılırsa uygulaması tamamen yetkililere bırakılmış ucu açık ifadelerdir. Savaş ortamında çıkarıldığına göre artık sınırlarımızdan her türlü silah ve mühimmatın geçişine izin verilebileceği intibaı uyanmaktadır.
İran- İsrail savaşında hükümetimiz, ne yaptığını bilmez şekilde, sadece demeçlerle bazen İsrail ve bazen de İran duvarına tosluyor, halen kıblemizi bulmuş değiliz. Genellikle de, Sayın Cumhurbaşkanımız dostum diye hitap ettiği Trump'ın politikalarından çıkamıyor. Her fırsatta savaşı başlatanın İsrail ve ABD olduğunu unutuyor. Ülkesini ve halkını, Ortadoğu'nun şımarık çocuğu İsrail'e karşı korumaya çalışan İran'ı kınamaktan çekinmiyor. Bayramdan önce Türkiye'den de Dışişleri Bakanı Hakan FİDAN'ın da katıldığı 12 Ortadoğu ülke başkanları Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da toplandılar. Bizler ve dünya kamuoyu, bu toplantıdan İran ve ABD ile diyalog çıkacağını beklerken, toplantının sonuç bildirgesinde çıka çıka İran'ı kınama bildirgesi çıktı. Dünyanın gözü önünde devletlerin liderleri kaçırılıyor ve öldürülüyorken, çoluk - çocuk demeden İran'da sivil halk ve ilkokullar bombalanıyorken utanmadan sıkılmadan 12 adet sözde Müslüman devletlerin İran'ı kınayarak Terör Devleti İsrail'in yanında yer almaları düşündürücü değil mi?
Bu bildirgenin arka planında yatan gerçek, bu ülkelern İsrail- ABD yanında İran'a karşı fiilen savaşa katılmaları demektir. Bizim de içinde bulunduğumuz İslam ülkelerinin hataları yüzünden Ortadoğu kana bulanmadı mı ? Nasıl bir şeyse ABD politikalarının izlediği yolu takip ede ede, Kaddafi'nin Libyas'sı ardından Mısır akabinde sırasıyla Irak, Suriye gibi İsrail'in çekindiği ülkelerin parça parça olmasına göz yumduk, bir kısmının da parçalanmasına biz sebep olmadık mı ? Daha dün Irak ve Suriye'de PKK'ya en ağır silah ve araç- gereçlerini vererek binlerce evladımızın şehit edilmesine sebep olan ABD değil miydi? Şu anda iktidarın dış siyaseti, ABD'nin güdümünde ve Trump'a yaranma peşinde. Millet olarak da balık hafızalıyız. Atalarımız " Ayıdan post, gavurdan dost olmaz" diyerek bugünü işaret ettikleri halde biz hala dostumuzu düşmanımızı tanıyamadık. Tanımayı bıraktık Stockholm sendromuna tutulmuş, celladına aşık olmuş misali politikalar üretiyoruz...
İktidarın başındakilerin ara sıra ekranlara çıkıp " ABD ve İsrail'i kınıyoruz." hamasi nutuklar attıklarına da aldanmayın. Esas mesele konuşmak değil icraattir. İnsanlar konuştuklarından değil amel ve icraatlerinden sorumludurlar. Daha bundan iki ay kadar önce ,içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu Körfez ülkelerinin de katıldığı ABD'de gerçekleşen zirvede sözde Gazze meselesinde ateşkes ilan edilecek, ateşkesin şartları da kurulan komisyonlarda takip edilecekti. Sayın Cumhurbaşkanımıza da denetleme komisyonunda yer verilmişti de ne oldu? İsrail bu ateşkesin ilanından sonra daha da yüz buldu... Lübnan ve Gazze'yi de yine bombalamaya devam etti. Gönderilen insani yardımları engellediği gibi karadan toprak işgaline de başladı. Sonuçta İsrail'e bir yaptırım uygulatılabildi mi ? İşin altında yatan gerçek neden, İsrail'in bu işgal eylemlerine de ortak olma gibi bir durum ortaya çıktı.
Kemiyet olarak dünyada elli yedi adet sözde İslam ülkesi var. Son altı ayda İsrail Mescid-i Aksa'ya Müslümanların girişini yasakladı. Artık o mukaddes beldeler İsrail askerlerinin postalları ile kirletildi. Ama elli yedi İslam ülkesinden hiçbiri bu alçaklığı engelleyebildi mi ? Demek ki sayısal üstünlük bir şey ifade etmiyormuş. Dünyada özgül ağırlığın yoksa, sayısal ağırlığın bir şey ifade etmiyormuş.
İsrail'in Ortadoğuyu kan gölü haline getirme ve İran'a karşı eylemlerini insani duygularla tasvip etmeyip açıkça tavır alan bir lider olarak İspanya Devlet Başkanı Pedro Sanchez'i dik duruşlu olarak gördük. Adam açıkça İsrail ve ABD'yi karşısına alarak askeri üslerini kapattı. İsrail'le olan ticaretini sonlandırdı. Ve hatta ülkesinde bulunan ve siyonizmin vantuzları olan vakıf ve derneklerini kapattı. Hiçbir İslam ülkesi liderinin cesaret edemediği bir insani duruşu, çoğumuzun gavur dediği bu sosyalist lider ortaya koydu. İnsanlık dediğimiz değer zalimin değil mazlumun yanında yer almayı gerektirir. Atalarımız Ötüken'den çıkıp Anadolu'ya gelirken bile hep mazlumların yanında yer alarak bu topraklara kök saldılar. Ama bizler bu değerlerimizi de maalesef kaybettik.
DEVAM EDECEK…