Hava Durumu

ENERJİ SAVAŞLARI ve DÖKÜLEN KANLAR (5)

Yazının Giriş Tarihi: 25.04.2026 19:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.04.2026 19:08

Ne acıdır ki bu savaşta kendilerine güya din adamı süsü veren internet fenomenlerinin bir kısmı da İsrail- İran savaşını mezhep gözüyle değerlendirdiklerine sanal alemde şahit oluyoruz. Savaşın ortasında bütün dünyada yankı uyandıran bir olayda, İsrail İran'daki bir ilkokula füze attı, yüz yetmiş çocuk can verdi... Dünya ülkeleri bu olayı kınarlarken, bizdeki kendisini ehli sünnetin hamisi zanneden bir tarikat ve cemaatin üst düzey hocalarından birilerinin internet ortamında yaptıkları konuşmalar, Müslüman olmayı bırak bir insan olarak beni şok etti. Efendim bu okulda okuyan çocukların küçük yaşta öldükleri için cennete gitmelerine bir sebepmiş. Bu çocuklar büyüdüklerinde anne babanın mezhebine uyacaklar, şia mezhebi de ehli sünnet dışı olduğu için cehenneme gitme ihtimali olduğundan, sanki şia Allah'a ve peygambere inanmıyormuş gibi, oh oldu da öldüler dercesine, bırak Müslümanlığı insanlık dışı bir algıya kapıldıklarını gördük. Ölüm üzerinden mezhepçilik tefrikası çıkaracak bir kafa yapısına nasıl geldik, bunu düşünmek lazım. İnsan evladına daha doğuştan itibaren kefen biçmek maalesef bizim gibi ülkelerdeki dindarlara has bir davranış gibi... Cihanşümul olan İslam dinini, mezhep kalıpları içine hapsetmiş dindarlarımız var. Mezhep taassubu o kadar idraklerde ileri gitmiş ki; herkes kendi mezhebinin görüş ve uygulamalarını gerçek, diğer mezhepleri de ladini zannediyor. Ayrılık ve tefrikanın İslam aleminin başına çok büyük felaketlerin getirdiğini görüyor ve yaşıyoruz. Başsızlık, başıbozukluk, her yerde. Onun için de bir buçuk milyar Müslüman on milyonluk İsrail karşısında darmadağınık vaziyette. Akan kan Müslüman kanı, akıtan da Müslüman. Ölen de Allah diyor, öldüren de Allah diyor... İslam toplumlarında güven denilen erdem de yok olmuş vaziyette... Omuz omuza namaz kıldığımız camiye bile gittiğimizde kötülüğünden emin olmadığımız için ceketimizi paltomuzu, secdeye durduğumuz Allah'ın huzurunda bile , başına bir hal gelir de çalınır düşüncesi ile gözümüzün önünde bir yere koymuyor muyuz? Amelde ekikliğimiz hata ve kusurlarımız olabilir. Bu husus insan olmamızın bir gereğidir.

Bir kimse Allah'a peygambere ve ahiret gününe inanıyorsa ve şirkten de uzak duruyorsa, onun meşrebi,ne, mezhebine bakmadan Müslüman kabul etmeliyiz. İman bir yerde insanın ahiretteki mekanını belirler, ameller ise derecesini belirler... Karşımızda kavga edeceğimiz, mücadele etmemiz gereken binlerce düşman varken Müslümanların birbirlerini tekfir etmeleri, birbirleri ile kavga ve didişmenin ne alemi var... Günümüzde İslam alemi birbirleri il her konuda ayrıştığı gibi, Allah'ın "en güzel surette yarattım." dediği kendi vücut bütünlüğümüzü bile ayrıştırdık... Ve bu ayrıştırmayı o kadar ileri götürdük ki, başka düşman kalmamış gibi kendi vücut bütünlüğümüze kadar indirgedik... Bize bugüne kadar kürsüye çıkan hocalarımız , büyüklerimiz " Tuvalete sol ayakla gir, camiye sağ ayakla gir, yemeği sağ elle ye ve hatta daha da ileri giderek mezara koyduğunuz ölünün naaşını sağ tarafa yatır" gibi bir sürü safsata öğretildi... Bu söylenenlere bir de dini değer yüklenince, insanlar sanki sağ ayakla tuvalete girdiklerinde sanki günah işliyoruz gibi bir hisse kapıldık. Dünyadaki yaşam savaşında bile insanların iyi ve güzel amelleri, günahlarını kaydeden Kiramen Katibin meleklerine rol biçerek, sağ omzumuzdaki meleği sevap sol omzumuzdaki meleği de günah yazarı olarak onları bile ayrıştırdık. Yaratan bize böyle bir misyon yüklemediği halde, bizler haşa Allah'a karşı "sen insanı yaratırken eksik bırakmışsın" demeye gelecek iddialarda bulunmak demektir. Allah " Biz insanoğlunu en güzel surette yarttık." diyor ayette, biz ise sen bazı organları kötü yaratmışsın iddiasında oluyoruz. İnsan olarak vücudumuzun sol ve sağ tarafındaki azalara iyi ve kötü gibi misyonlar yüklediğimiz halde, hiçbirimiz kötülük misyonunu yüklediğimiz sol elimizi, sol kolumuzu kesip de bir tarafa atmıyoruz. İki gözümüz, iki ayağımız ve iki kolumuz olmadan yaşayamayacağımızı da biliyoruz.

Hz. Peygamberimiz bir hadisinde " Müslümanlar bir bedenin uzuvları gibidirler, birisi acı çekerse diğer azası da acı çeker, biri sevinirse diğer azaları da sevinir." buyurmuşlardır. Amelde bazı ayrılıklarımız olsa bile aynı Allah'a aynı kitaba, aynı peygambere ve ahiret gününe inanmış olan mazlum İran halkı için biz de üzülmeliyiz. Sadece üzülmekle kalmayıp maddi ve manevi yardımları da esirgememeliyiz.

DEVAM EDECEK

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.