Hava Durumu

ENERJİ SAVAŞLARI ve DÖKÜLEN KANLAR (6)

Yazının Giriş Tarihi: 26.04.2026 18:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.04.2026 18:49

Dün olduğu gibi bizimle İran halkı arasına nifak tohumları ekenler olabilir. Görüyoruz da... Sınırlarımızda son günlerde kimin tarafından ateşlendiği bilinmeyen füzeler atılmaya başlandı. Gerçekte bu dronların füzelerin kaynağı belli. Türkiye ile İran'ı savaştırmaya çalışan İslam tarihinde adını sıkça duyduğumuz Yahudi münafık Abdullah İbni Sebe rolünü üstelenen İsrail'dir. Pekala, kimdir bu Abdullah İbni Sebe ? Kendisi Medine eşrafından bir Yahudi olup, zamanında Medine site devletinin başkanı olma hayalleri vardı. Ancak peygamber Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra başkanlık hayalleri sona erdi. daha sonraları da mecburen Müslüman oldu... Lakin başkan olamamanın verdiği intikam duygusu ile hareket ederek, her halükarda Müslümanlar arasında asılsız haberler yayarak tefrika çıkarıyordu. İslam aleminin üçüncü halifesi Hz. Osman'ın vefatı ile birlikte Hz. Ali itifakla dördüncü halife seçildi. Bunun üzerine eskiden Kufe ve Basra valisi iken Muaviye tarafından bu görevlerinden alınan Medine eşrafının ileri gelenlerinden Talha ve Zübeyir valilik görevlerine dönmelerine yönelik istekleri kabul edilmeyince, Peygamberimizin hanımı Hz. Aişe ile birlikte hareket ederek sayıları on bin kişiyi geçen bir ordu toplayarak Hz. Ali'yi devirmek üzere yola çıktılar, bunu haber alan Hz. Ali de ordusunu toparladı. Her iki ordu Cemel denilen mevkide karşılaştılar. Savaşmadan önce iki ordunun aracıları kanı durdurmak amacıyla müzakerelere başladılar. Dönme Abdullah İbni Sebe iki tarafın anlaşacaklarını sezince hemen tertibat alarak, Muaviye ordusundaki taraftarlarına Hz. Ali ordusu tarafına oklar fırlatmalarını, Hz. Ali'nin ordusu içinde bulunan taraftarlarına da Muaviye tarafına ok fırlatmalarını söyleyerek askerleri galeyana getirdi. Bu adamın fitnesi yüzünden iki ordu tekrar birbirlerine girdi. Bazı kaynaklara göre yedi binden fazla kişi bu Cemel savaşında öldü. Ölenler arasında Talha ve Zübeyir olduğu gibi, çoğu sehabe bu savaşta fitne yüzünden öldü.

Şu anda İran- İsrail arasındaki savaşta Türkiye topraklarına sırf ülkemizi savaşa sokmak amacıyla füzelerin fırlatıldığını haberlerden dinliyoruz. İşin garibi menşe-i belli olmayan bu füzeleri de sınırlarımıza gelmeden NATO kuvvetlerince imha edildikleri bilgileri de servis ediliyor. İbni Sebe'nin Cemel savaşında kurduğu oyun, aynıyla vaki bugün de sahneleniyor. Maksat İran ve Türkiye arasında savaş çıkarmak... Her iki tarafta da İbni Sebe zihniyetli münafıklar olabilir. Ancak bunları görebilecek, olayları aklı selim ile değerlendirebilecek akıllar lazım. Bizi idare edenler umulur ki bu oyunu kuranların senaryolarını iyi okumuşlardır... Eğer Türkiye'deki ibni sebelerin oyunlarını iyi tahlil edemezsek, yavaş yavaş Türkiye de savaşa dahil edilebilir.

Şurası da unutmamalı ki; bugün islamın harimi ismetini koruma yıllardan beri şii diye dışladığımız İran'a ve İran halkına kalmıştır. Humeyni'nin İran'a geldiği andan itibaren tam kırk yedi sene geçti. Bütün ambargolara ve siyasi baskılara rağmen İran ve halkı ABD emperyalizmine karşı direniyor. Bugün de olduğu gibi, emperyalizm ve siyonizmin karşısında dimdik ayakta mücadelesine devam ediyor. Dünyada elli yedi adet adı ve halkı müslüman ülkesi var... İran hariç elli altısının halkı ehli sünnet dediğimiz mezhebi taklit etmekte... Ama İslamın ilk kıblesi Mescidi Aksa bugün Yahudilerin çizmesi altında ve Müslümanların girişleri de yasaklandı. Gözlerimiz önünde cereyan eden bu zulme kendine Sünni sıfatını yakıştıran İslam ülkelerinden birisi on milyonluk İsrail'e karşı fiili bir tavır alabildi mi ? Bırakın fiili tavrı, oradaki hasta ve yaralılar için gıda ve ilaç gibi insani yardımları bile efendilerinden korkularına gönderemediler. Gönderemezler de... Zira bugün Sünni Müslüman kesim dediğimiz kesimin alameti farikası biat ve teslimiyet adabı üzerinedir. Gücün ve kuvvetli olanın yanıdır. Zira kendi öz benliğimizden uzaklaşıp, Araplaştığımız için de Arap'ın her türlü adet ve geleneğini din olarak kabul edip, toplumumuza da kabul ettirmeye çalışıyoruz. Eh yetmiş yıllık ömründe her gün Allah'ın kelamını tilavet edip de, okuduğun kitabın anlamını hala bilmiyor ve çözememişsen ortalarda dolaşıp da dindarlık taslamasın hiç kimse... İnandığın kitabın, içindeki hakikatleri anlamadan ve yaşamadan sürdürdüğümüz ömür de boşunadır. Çünkü Kur'an tilavet için değil anlaşılsın ve yaşansın diye indirilmiştir.

Türkiye'nin siyaseti son zamanlarda eksen kaymaları ile hercümerç olmuş vaziyette. Kiminle birlikte olacağımızı, kimlerle hareket edeceğimizi, kimlere güveneceğimizi kestiremiyoruz. Bizi idare edenler de bilerek veya bilmeyerek ülkeyi felakete sürüklüyorlar. Ama bizler ise hala senin başkanın kötü benim başkanım daha iyi kavgalarının içindeyiz. Kimse çıkıp da başımızdakilerin ülkeyi uçuruma sürüklediklerinin farkına varmak istemiyor. Sorgulayan akıldan rahatsızlık duyan politikacılar, yıllardır sürdürdükleri sen ben kavgaları ile toplumu tamamen politize ederek ayrıştırdılar, vatandaşı da kutuplaştırarak, düşünmeyen aklını çalıştırmayan, sorgulamayan, nötr insanlar haline dönüştürerek, Pavlovun köpekleri misali partileri ve liderlerine mutlak itaat ve bağımlı haline getirerek şartlandırdılar. İnsanları da aptallaştırdılar. İçi boş, kof, duygularının esiri, tamamen nefsinin arzularını yerine getirmeye odaklanmış nesneler haline dönüştüler. Hani yüce kitabımız da ZUHRUF Suresi 54. Ayetinin son cümlesinde Firavun için " Kavmini aptallaştırdı." şeklinde bir tespit vardır. Öyle ya, Mısır halkı belki de yüzyıllardır, kendileri gibi olan fanilere kutsallık atfederek ilahlık yakıştırmasında bulundular. Firavun ise halkına eziyet ederek, güç kullanarak, tehdit ederek aptallaştırmadı. Onun sarayında bir sürü sihirbazları, demagogları, yağcıları, Firavun ne derse " doğrudur efendim." diyen tasdikçileri vardı. Bunlar hep birlikte, yalan haberlerle, suni yüceltmelerle halkın gözlerini boyuyorlardı. Firavun da bulunmayan hasletleri varmış gibi algı yaratarak, hem kendi iktidarlarını ve hem de tam teslim oldukları firavunun itibarını koruyorlardı.

Ülkemizi idare edenler, bundan önce dış politikalarımızın idaresi konusunda, sırf ABD'ye peyk oldukları için çok büyük sapmalara ve yanlışlıklara imza attılar. Bu hataların sonuçlarını hep birlikte yaşıyor ve zararını da görüyoruz. Unutmayalım ki, felaketler ve zulümler karşısında tarafsız kalırsak sonuçta biz de bitaraf oluruz. Bu savaşta haklının ve mazlumun safında olmak en büyük erdemdir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.