Köylümüz ve çiftçimiz, bugünkü iktidar döneminde ki kadar aşağılanmadı, yok sayılmadı. İktidar partisinin yirmi üç yılı aşan iktidarı döneminde, ne seçim propagandalarında ve ne de seçimlerden sonra ki icraatlarında köylü ve çiftçi için bir iyileştirme ve hizmet projesini görmediğimiz gibi, propaganda söylemlerinde de köylü ve çiftçinin dertlerine çare babında bir sözlerini duymadık. Köylü adeta yok sayıldı. İktidarın gündeminde de köylü yok sayıldığı içinde, elde avuçta devletin elinde ki tüm fabrikalar özelleştirme adı altında elden çıkarıldı. Çiftçinin ürettiği malları değerlendiren bu fabrikalar satılırken de maalesef köylümüzün ve onu temsil eden oda birliklerinin ciddi manada bir karşı duruş sergilediklerini göremedik. Karşı taraftan da bir tepki gelmeyince iktidarın bu tür muameleleri de meşrulaştırılmış oluyor. Köylümüz ve çiftçimiz içinde bulundukları zorluklardan kurtulması için, talep ve isteklerini her zaman siyasilere iletmeli. Velev ki bu taleple, iktidarlar tarafından kabul görmese de, nasıl olsa ilgililer bizim tepkimizi kale almıyorlar düşüncesi ile haklarını ve hak ettiklerini almaktan ve aramaktan vazgeçmemelidir.
Tarımsal üretimin en büyük ayağı çiftçimizdir. Çiftçiler olmadan onlar üretmeden sofralarımız şenlenmez. Eğer ülke olarak ileride açlıkla burun buruna gelmek istemiyorsak, köylümüze gerekli değer ve desteği vermeliyiz. Bugünkü hükümet politikalarında olduğu gibi üç beş yandaş müteahhidin miyarlarca liralık borçlarını sileceğimize, üreten Türk köylüsünün üç beş liralık borcunu silmeliyiz ki, köylü tohumunu eksin tarlasını sürsün hayvanını besleyerek üretime dahil olsun. Eğer bugün olduğu gibi köylümüze üretimden ve tarlasından uzaklaştırırsak, ileride şehirlerde yaşayanlarımız içinde bir felaket senaryosu hazırlamış oluruz. O zaman da çok geç kalırız. Çünkü gıdayı ithal ederek insanlar ve devletler hayatlarını idame ettiremezler. Her ülke kendinde fazla olan gıda ürünlerini dışarıya satar. Kendi milletinin ihtiyacı olduğunda boğazından kesip de dışarıya mal satmaz.
Onun içinde devletin bir gıda politikası olması gerekir. Saldım çayıra mevlam kayıra diyerek elini ayağını tarımsal üretimden çekerek kendi haline bırakmamalıdır. Maalesef Türkiye de öteden beri devletin bir tarım politikası olmamıştır. Bırak devletin tarım politikası olmayışını, hatta Türk tarımına en büyük zararlar verecek politikalar izlendiğini görüyoruz.
Bir Akdeniz ülkesi olan memleketimizde Türk zeytinciliğinin nasıl katledildiğini Prof. İlber Ortaylı “2 Eylül 2019” tarihli “DELİCE” isimli makalesinde, bu toprakları üzerinde oynanan oyunlardan birisini gözler önüne şöyle sergiliyor;
1951-1952 yıllarında İspanya Hükümeti, Türkiye’den çok yüksek miktarda odun kömürü satın almak istiyor.
O güne kadar İspanya’ya yapılan ihracat kalemleri arasında yer almayan bu talebin bir de özel şartı vardı:
Kömürler İskenderun’dan Saroz Körfezi’ne kadar Akdeniz ve Ege sahillerinde doğada kendiliğinden yetişen "delice" ağacından elde edilmesi isteniyordu.
İstek dönemin Hükümeti tarafından yüksek getirisinden sevinçle karşılanıyor, ülkemizde bol miktarda bulunan delice kömürü ihraç edilmeye başlanıyordu.
Görgü tanıklarının anlattıklarına göre, limanların üzeri gemi yüklemeleri sebebiyle kara bir bulut ile kaplanıyor göz gözü görmüyordu!
O yıllarda Ankara’da görev yapan ABD Ticaret Ataşesi, dönemin Dışişleri Bakanı’na ihraç edilen kömürün İspanya tarafından nasıl değerlendirildiği ya da nerelerde kullanıldığını araştırıp araştırmadıklarını soruyor.
Aldığı cevap, getirisinin önemli olduğu, nerede kullanıldığının Türkiye’yi ilgilendirmediği şeklinde oluyor. Bunun üzerine ataşe konuyu kendisi araştırıyor ve otoyollarda dolgu malzemesi olarak kullanıldığı bilgisine ulaşıyor. Bununla yetinmeyip ABD’de tanıdığı mühendislerden bilgi alıyor ve otoyolda kömür dolgunun bir yararı olmadığını öğreniyor.
Öğrendiklerini Bakan’a iletiyor, Türkiye’nin rahatsız olmadığını, gelirden dolayı memnun olduklarını söylüyor, konu kapanıyor.
Delice ağacının zeytin aşılamak için en uygun ağaç olduğunu bilenler Türkiye’ye oyun oynamışlardı.
Sonuç olarak İspanya dünyanın en büyük zeytinyağı ihracatçısıdır ve ne tesadüf ki aynı yıllarda Türkiye margarinle tanışmıştır...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RECEP ACAR
Gıda güvenliği ve çiftçilerimizin sorunları (4)
Köylümüz ve çiftçimiz, bugünkü iktidar döneminde ki kadar aşağılanmadı, yok sayılmadı. İktidar partisinin yirmi üç yılı aşan iktidarı döneminde, ne seçim propagandalarında ve ne de seçimlerden sonra ki icraatlarında köylü ve çiftçi için bir iyileştirme ve hizmet projesini görmediğimiz gibi, propaganda söylemlerinde de köylü ve çiftçinin dertlerine çare babında bir sözlerini duymadık. Köylü adeta yok sayıldı. İktidarın gündeminde de köylü yok sayıldığı içinde, elde avuçta devletin elinde ki tüm fabrikalar özelleştirme adı altında elden çıkarıldı. Çiftçinin ürettiği malları değerlendiren bu fabrikalar satılırken de maalesef köylümüzün ve onu temsil eden oda birliklerinin ciddi manada bir karşı duruş sergilediklerini göremedik. Karşı taraftan da bir tepki gelmeyince iktidarın bu tür muameleleri de meşrulaştırılmış oluyor. Köylümüz ve çiftçimiz içinde bulundukları zorluklardan kurtulması için, talep ve isteklerini her zaman siyasilere iletmeli. Velev ki bu taleple, iktidarlar tarafından kabul görmese de, nasıl olsa ilgililer bizim tepkimizi kale almıyorlar düşüncesi ile haklarını ve hak ettiklerini almaktan ve aramaktan vazgeçmemelidir.
Tarımsal üretimin en büyük ayağı çiftçimizdir. Çiftçiler olmadan onlar üretmeden sofralarımız şenlenmez. Eğer ülke olarak ileride açlıkla burun buruna gelmek istemiyorsak, köylümüze gerekli değer ve desteği vermeliyiz. Bugünkü hükümet politikalarında olduğu gibi üç beş yandaş müteahhidin miyarlarca liralık borçlarını sileceğimize, üreten Türk köylüsünün üç beş liralık borcunu silmeliyiz ki, köylü tohumunu eksin tarlasını sürsün hayvanını besleyerek üretime dahil olsun. Eğer bugün olduğu gibi köylümüze üretimden ve tarlasından uzaklaştırırsak, ileride şehirlerde yaşayanlarımız içinde bir felaket senaryosu hazırlamış oluruz. O zaman da çok geç kalırız. Çünkü gıdayı ithal ederek insanlar ve devletler hayatlarını idame ettiremezler. Her ülke kendinde fazla olan gıda ürünlerini dışarıya satar. Kendi milletinin ihtiyacı olduğunda boğazından kesip de dışarıya mal satmaz.
Onun içinde devletin bir gıda politikası olması gerekir. Saldım çayıra mevlam kayıra diyerek elini ayağını tarımsal üretimden çekerek kendi haline bırakmamalıdır. Maalesef Türkiye de öteden beri devletin bir tarım politikası olmamıştır. Bırak devletin tarım politikası olmayışını, hatta Türk tarımına en büyük zararlar verecek politikalar izlendiğini görüyoruz.
Bir Akdeniz ülkesi olan memleketimizde Türk zeytinciliğinin nasıl katledildiğini Prof. İlber Ortaylı “2 Eylül 2019” tarihli “DELİCE” isimli makalesinde, bu toprakları üzerinde oynanan oyunlardan birisini gözler önüne şöyle sergiliyor;
1951-1952 yıllarında İspanya Hükümeti, Türkiye’den çok yüksek miktarda odun kömürü satın almak istiyor.
O güne kadar İspanya’ya yapılan ihracat kalemleri arasında yer almayan bu talebin bir de özel şartı vardı:
Kömürler İskenderun’dan Saroz Körfezi’ne kadar Akdeniz ve Ege sahillerinde doğada kendiliğinden yetişen "delice" ağacından elde edilmesi isteniyordu.
İstek dönemin Hükümeti tarafından yüksek getirisinden sevinçle karşılanıyor, ülkemizde bol miktarda bulunan delice kömürü ihraç edilmeye başlanıyordu.
Görgü tanıklarının anlattıklarına göre, limanların üzeri gemi yüklemeleri sebebiyle kara bir bulut ile kaplanıyor göz gözü görmüyordu!
O yıllarda Ankara’da görev yapan ABD Ticaret Ataşesi, dönemin Dışişleri Bakanı’na ihraç edilen kömürün İspanya tarafından nasıl değerlendirildiği ya da nerelerde kullanıldığını araştırıp araştırmadıklarını soruyor.
Aldığı cevap, getirisinin önemli olduğu, nerede kullanıldığının Türkiye’yi ilgilendirmediği şeklinde oluyor. Bunun üzerine ataşe konuyu kendisi araştırıyor ve otoyollarda dolgu malzemesi olarak kullanıldığı bilgisine ulaşıyor. Bununla yetinmeyip ABD’de tanıdığı mühendislerden bilgi alıyor ve otoyolda kömür dolgunun bir yararı olmadığını öğreniyor.
Öğrendiklerini Bakan’a iletiyor, Türkiye’nin rahatsız olmadığını, gelirden dolayı memnun olduklarını söylüyor, konu kapanıyor.
Delice ağacının zeytin aşılamak için en uygun ağaç olduğunu bilenler Türkiye’ye oyun oynamışlardı.
Sonuç olarak İspanya dünyanın en büyük zeytinyağı ihracatçısıdır ve ne tesadüf ki aynı yıllarda Türkiye margarinle tanışmıştır...