Hal yasası, tarla ile Pazar arasında en büyük engeldir. Bu yasa gereği köylü malını direk olarak semt pazarlarına arz edememektedir. Dolayısı ile bu düzen de tarla ile pazar arasındaki aracılar zinciri oluşmakta ve bu zincirin halkaları, üreticinin malı üzerinde istedikleri gibi fiyat politikası oluşturmaktadırlar. Tarla da 1 TL olan ürünün, pazar da tüketiciye 10 TL olarak yansımasının sebeplerinden biriside bu aracılardır. Köylü, en az altı ay veya bir yıl çalışır, çabalar, ailesinin emeğini ortaya koyar. Zirai aletleri ile bilfiil çalışır, gübresini, ilacına, tohumuna mazotuna dünyanın parasını vererek ürettiği bir malı elinden 1 TL ye çıkarır, lakin bugünkü düzen sayesinde aracılar hiçbir üretim gücü kullanmadan köylünün üzerinden on misli para kazanır. Bu taksimata görünür de kimse rıza göstermez ama, adaletin tesisi içinde yetkililerin hiçbiri önlem almaz. Hep üreticinin gönlünü okşayacak demeçlerle, sadece oyalamaya yönelik gönül alma politikaları izlerler. Öncelikle üretici ve tüketici arasında fiyatlar da bir saadet zinciri oluşturulmak isteniyorsa, aracıların kaldırılmasına dair yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Pazar ekonomisinde aracıların saadet zincirleri kesilmelidir. Evet, bazılarımız bu aracıların gerekliliğini savunabilirler, ama bugüne kadar ki uygulamalarda, hep aracıların köylü üzerinden olağanüstü kazandığı, köylünün ise devamlı aracı kesimin elinde oyuncak olduğu bir gerçektir. Devletin bugün uyguladığı üretici-Pazar ilişkileri ağı içinde aracılar doyumsuz para kazanma hırslarına gem vurmazsa, yarın köylü üretmez ve elindeki ve avuncundakini satar da kendi kabuğuna çekilirse, o zaman aracılar da satacak bir şeyler bulamazlar. Bu takdir de durum daha da vahim bir hal alır. Yetkililer öncelikle üreticiyi tüketici ile buluşturmalıdır. Yine TÜİK verilerine göre Türkiye de köylü ürettiği ürünün ancak %5 ila 10 ununu direkt olarak pazarlarda tüketiciye sunabilmektedir. %95 inin kaymağı da aracı kesimin cebine girmektedir. Aslında, devlet Pazar yerlerinde kalite ve fiyat yönünden bir iyileştirme yapmak istiyorsa, yapacağı tek şey, köylünün tarlasında ürettiği malları, kentlerdeki semt pazarlarına bizzat sevk ederek satmasının önündeki engelleri kaldırması yeter. O zaman hem köylü kazanacak ve hem de tüketici kaliteli mal yiyecektir.
Köylü ve çiftçinin mağduriyetine sebep olan eylemlerin en önemlilerinden birisi de, devlet, köylerle ve çiftçi sorunları ile ilgili bir kanun hazırlarken, sorunlarla bizzat yaşayan köylü ve onun gerçek temsilcilerine sorup, onların bu konudaki görüş ve önerilerini nazara almamasıdır. Hâlbuki köy ve çiftçileri ilgilendiren bir yasa çıkarılırken, en azından kanunun komisyonlara geldiği sırada acele edilmemeli, köyde yaşayanların temsilcileri olan ziraat odaları ve birliklerden çözüm önerileri istenmeli, çünkü köylü ve çiftçinin halinden yine köylü ve çiftçi anlar. Hastalandığında doktora gittiğimiz de, doktor tedaviye geçmeden önce, hastalığı teşhis için bizzat hastanın kendisine sorular sorar, ondan aldığı bilgilere göre muayenesini yapar, hastalığı teşhis eder, ona göre de ilaç yazar veya tedaviye girişir. Doktor hiçbir zaman hastadan bilgi alma-yerine, alakasız birinin harici anlatımlarına dayanarak veya hastanın yüzüne gözüne bakarak tedaviye başlamaz. Mutlaka hastanın dertlerini dinler. İşte köylünün ve çiftçinin sorunlarını çözmek için hükümetler bir düzenleme yapacakları zaman mutlaka köylüyü bizzat dinlemedirler. Aksi takdir de sorunları çözeceğimiz yerde daha da karmaşık bir hale getirir, sonuç da çıkardığımız yasa sorunu çözeceği yerde kendisi sorun olur ve sorunlar yaratır.
Devletin ben yaptım oldu mantığı ile çıkardığı ve uygulamaya koyduğu birkaç yasanın kritiğini yapacak olursak, devletimiz köylerde ki tarım alanlarının amaç dışı kullanılmaması ve bölünmeyi önlemek için 5403 sayılı toprak koruma ve arazi kullanımı kanunu çıkardı. Bu kanunu çıkardı ama, topraklar köylünün elinde kalsın düşüncesiyle çıkarıldı ama uygulama tam tersi oldu. Köylünün elinde kalan üç beş dönüm arazi de 3. Şahısların eline geçmesine zemin hazırladı. Bu yasa ile dünya anayasalarının tamamında kutsal sayılan mülkiyet hakkı ihlal edilmiş oldu. Köylü ve onu koruyacak oda ve birlikleri uyudukları için anayasaya aykırılığı da ileri sürülmedi. Bu yasa gereği tarım arazileri tek parça 20 dönümden aşağı olamaz. Ama bugün Bursa köylerinde tek parça olarak 20 dönüm tarla kimde kaldı, kaç kişi de var? Ülkemiz sağlıklı bir sanayileşme sürecine geçmediği için, köyden şehire göç edenler ellerindeki araziyi bir sigorta olarak ellerinde tuttular. Haklılar da. Zira geçimini sanayi de sağlayamadığı, iş bulsa bile aldığı maaşı insanca yaşamasını temin etmediğinden, vatandaş köydeki arazisini ve hissesini ileri de satar da bir ev alırım düşüncesi ile elden çıkarmadı, çoğu atıl bir vaziyette kaldı. Kaldı ki tarlasını ekip biçse de, bir şeyler üreteceğim diye çabalasa da mevcut ekonomik Pazar ortamında, hakkettiğinin karşılığını alamadı. Satayım da bari bir derdime çare olur düşüncesiyle bekletti.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RECEP ACAR
Gıda üretimi ve çiftçilerimizin sorunları (6)
Hal yasası, tarla ile Pazar arasında en büyük engeldir. Bu yasa gereği köylü malını direk olarak semt pazarlarına arz edememektedir. Dolayısı ile bu düzen de tarla ile pazar arasındaki aracılar zinciri oluşmakta ve bu zincirin halkaları, üreticinin malı üzerinde istedikleri gibi fiyat politikası oluşturmaktadırlar. Tarla da 1 TL olan ürünün, pazar da tüketiciye 10 TL olarak yansımasının sebeplerinden biriside bu aracılardır. Köylü, en az altı ay veya bir yıl çalışır, çabalar, ailesinin emeğini ortaya koyar. Zirai aletleri ile bilfiil çalışır, gübresini, ilacına, tohumuna mazotuna dünyanın parasını vererek ürettiği bir malı elinden 1 TL ye çıkarır, lakin bugünkü düzen sayesinde aracılar hiçbir üretim gücü kullanmadan köylünün üzerinden on misli para kazanır. Bu taksimata görünür de kimse rıza göstermez ama, adaletin tesisi içinde yetkililerin hiçbiri önlem almaz. Hep üreticinin gönlünü okşayacak demeçlerle, sadece oyalamaya yönelik gönül alma politikaları izlerler. Öncelikle üretici ve tüketici arasında fiyatlar da bir saadet zinciri oluşturulmak isteniyorsa, aracıların kaldırılmasına dair yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Pazar ekonomisinde aracıların saadet zincirleri kesilmelidir. Evet, bazılarımız bu aracıların gerekliliğini savunabilirler, ama bugüne kadar ki uygulamalarda, hep aracıların köylü üzerinden olağanüstü kazandığı, köylünün ise devamlı aracı kesimin elinde oyuncak olduğu bir gerçektir. Devletin bugün uyguladığı üretici-Pazar ilişkileri ağı içinde aracılar doyumsuz para kazanma hırslarına gem vurmazsa, yarın köylü üretmez ve elindeki ve avuncundakini satar da kendi kabuğuna çekilirse, o zaman aracılar da satacak bir şeyler bulamazlar. Bu takdir de durum daha da vahim bir hal alır. Yetkililer öncelikle üreticiyi tüketici ile buluşturmalıdır. Yine TÜİK verilerine göre Türkiye de köylü ürettiği ürünün ancak %5 ila 10 ununu direkt olarak pazarlarda tüketiciye sunabilmektedir. %95 inin kaymağı da aracı kesimin cebine girmektedir. Aslında, devlet Pazar yerlerinde kalite ve fiyat yönünden bir iyileştirme yapmak istiyorsa, yapacağı tek şey, köylünün tarlasında ürettiği malları, kentlerdeki semt pazarlarına bizzat sevk ederek satmasının önündeki engelleri kaldırması yeter. O zaman hem köylü kazanacak ve hem de tüketici kaliteli mal yiyecektir.
Köylü ve çiftçinin mağduriyetine sebep olan eylemlerin en önemlilerinden birisi de, devlet, köylerle ve çiftçi sorunları ile ilgili bir kanun hazırlarken, sorunlarla bizzat yaşayan köylü ve onun gerçek temsilcilerine sorup, onların bu konudaki görüş ve önerilerini nazara almamasıdır. Hâlbuki köy ve çiftçileri ilgilendiren bir yasa çıkarılırken, en azından kanunun komisyonlara geldiği sırada acele edilmemeli, köyde yaşayanların temsilcileri olan ziraat odaları ve birliklerden çözüm önerileri istenmeli, çünkü köylü ve çiftçinin halinden yine köylü ve çiftçi anlar. Hastalandığında doktora gittiğimiz de, doktor tedaviye geçmeden önce, hastalığı teşhis için bizzat hastanın kendisine sorular sorar, ondan aldığı bilgilere göre muayenesini yapar, hastalığı teşhis eder, ona göre de ilaç yazar veya tedaviye girişir. Doktor hiçbir zaman hastadan bilgi alma-yerine, alakasız birinin harici anlatımlarına dayanarak veya hastanın yüzüne gözüne bakarak tedaviye başlamaz. Mutlaka hastanın dertlerini dinler. İşte köylünün ve çiftçinin sorunlarını çözmek için hükümetler bir düzenleme yapacakları zaman mutlaka köylüyü bizzat dinlemedirler. Aksi takdir de sorunları çözeceğimiz yerde daha da karmaşık bir hale getirir, sonuç da çıkardığımız yasa sorunu çözeceği yerde kendisi sorun olur ve sorunlar yaratır.
Devletin ben yaptım oldu mantığı ile çıkardığı ve uygulamaya koyduğu birkaç yasanın kritiğini yapacak olursak, devletimiz köylerde ki tarım alanlarının amaç dışı kullanılmaması ve bölünmeyi önlemek için 5403 sayılı toprak koruma ve arazi kullanımı kanunu çıkardı. Bu kanunu çıkardı ama, topraklar köylünün elinde kalsın düşüncesiyle çıkarıldı ama uygulama tam tersi oldu. Köylünün elinde kalan üç beş dönüm arazi de 3. Şahısların eline geçmesine zemin hazırladı. Bu yasa ile dünya anayasalarının tamamında kutsal sayılan mülkiyet hakkı ihlal edilmiş oldu. Köylü ve onu koruyacak oda ve birlikleri uyudukları için anayasaya aykırılığı da ileri sürülmedi. Bu yasa gereği tarım arazileri tek parça 20 dönümden aşağı olamaz. Ama bugün Bursa köylerinde tek parça olarak 20 dönüm tarla kimde kaldı, kaç kişi de var? Ülkemiz sağlıklı bir sanayileşme sürecine geçmediği için, köyden şehire göç edenler ellerindeki araziyi bir sigorta olarak ellerinde tuttular. Haklılar da. Zira geçimini sanayi de sağlayamadığı, iş bulsa bile aldığı maaşı insanca yaşamasını temin etmediğinden, vatandaş köydeki arazisini ve hissesini ileri de satar da bir ev alırım düşüncesi ile elden çıkarmadı, çoğu atıl bir vaziyette kaldı. Kaldı ki tarlasını ekip biçse de, bir şeyler üreteceğim diye çabalasa da mevcut ekonomik Pazar ortamında, hakkettiğinin karşılığını alamadı. Satayım da bari bir derdime çare olur düşüncesiyle bekletti.