Ülkemiz topraklarının yüzde 92’sinin deprem riski taşıdığı, nüfusumuzun yüzde 95’inin bu bölgelerde yaşadığı ve büyük sanayi kuruluşlarının da yüzde 98’inin bu bölgelerde bulunduğu biliniyor.

Depremler önlenemeyeceğine göre depremle birlikte yaşamanın koşullarını oluşturmamız gerekiyor.

Bunun öncelikli koşullarından biri uygun zemin koşullarında güvenli yapılar oluşturmak.

Ülkemizde yapı stoku ile ilgili yapılan çalışma sonuçlarına göre İstanbul, Bursa gibi büyük kentlerde meydana gelecek 6,5 büyüklüğündeki bir depremde, yapıların dörtte birinin yıkılacağı yahut ağır hasar göreceği öngörülmekte.

Bu da büyük bir kaos demek hiç kuşkusuz...

Bunun önüne geçmek için büyük bir dönüşüm yapılması gerekiyor.

Kentsel dönüşüm kapsamında dayanıksız binaları yıkıp yeniden yapmanın da bir maliyeti var.

Ve bu maliyet, kur artışı sürdükçe daha da artıyor.

Devlet, yerel yönetimler, özel şahıs ve firmalar böyle bir süreçte binaların yenilenmesi için çeşitli yöntemler uygulamakta ama bu hızla gelişecek dönüşümlerin uzun yıllar alacağı görülmekte.

* * *

Kentsel dönüşüm, ekonomik, fiziksel, işlevsel yahut çevresel açıdan bozulmuş bir kentsel alanın, devletin bilinçli müdahalesi sonucu, koşullarının bütünleşik yaklaşımlarla iyileştirilmesine yönelik olarak uygulanan politika, plan, program ve projelerin tümünü kapsayan bir uygulama süreci.

Bu uygulama süreci, mevcut kentin yapısına, kentte yaşayan insanların geleceğine, tüm yaşantısına ve o kentin tüm değerlerine etki etmekte hiç kuşkusuz.

Böyle bir süreçte bina sahipleri yenilemeyi yapacak parasal güçten yoksun olduğu için başka çözümler uygulamaya sokulmak zorunda.

Bunlardan önemli bir uygulama biçimi rant (getiri) yaratmak.

Ama bun rant, "Ben evimi kentsel dönüşüme sokacağım, 1 daireme karşılık 2 daire alacağım" hayaline insanları sokacak bir rant değil hiç kuşkusuz.

5 katlı, 10 daireli bir yapıda insanların sağlam ama yeni bir daireye sahip olabilmesine yola açabilecek bir rant olmalı.

Yasal düzenlemelerle, yerel yönetimlerin bu 5 katlı binaya söz gelimi 7 kat imar izni verebilmesi sağlanarak bina yenilenebilir.

Daire sahipleri hiç para harcamadan yahut daha az harcayarak evlerini dönüştürebilir.

Burada yaratılan ranta karşı çıkmak demek ‘o insanlar depreme dayanıksız evlerde yaşasınlar’ demek değilse nedir?

Böyle bir yaklaşım ekonomik durumu olmayan milyonlarca insanı deprem gerçeği karşısında çaresiz bırakmak değil midir?

* * *

Rant, sözcük anlamı olarak getiri demektir.

Türkiye'de başlayan kentsel dönüşüm ile çok fazla kullanılmaya başlanan sözcük olan kentsel rant ise kentle ilgili, kentte yaşamaktan kaynaklı ya da kent ekonomisinin oluşturduğu rantların tamamıdır.

Yaşanan nüfus artışıyla birlikte tarım arazilerinin kent topraklarına dönüşmesi, bu arazilerin değer kazanmasına ve arazi sahiplerinin rant elde etmesine neden olmaktadır.

Meydana gelen bu ranttan devletin pay alarak kamu gelirlerini de arttırabilir.

Çünkü bu değer artışını sağlayan devlettir ve bundan pay alması da normal karşılanmalıdır.

Yani ortaya çıkan rantın vergilendirilmesi olayı...

Böylece hem vatandaş evini sağlamlaştırmış olur ve hem de devlet gelirleri artmış olur.

Trafik yoğunluğu yaratılmayacak uygun alanlarda 5 kat yerine 7 kat, 7 kat yerine 10 kat imar izni vererek kentsel dönüşümlerin hızlandırılması daha mantıklı bir yöntem olmaz mı?