Toplumun “tuhaf” dediği insanlar vardır. Kalıplara uymazlar, herkesin yürüdüğü yoldan gitmezler, hatta çoğu zaman anlaşılmazlar. Onlara “deli” deriz, “garip” deriz, biraz da mesafe koyarız. Oysa belki de asıl mesele onların farklı olması değil, bizim alışılmışın dışına bakmaya cesaret edemememizdir.
“Yüksek ruhlu” insan dediğimiz o kişiler, aslında dünyayı yüzeyden değil derinlikten okuyanlardır. Duyguları daha yoğun yaşar, adaletsizliği daha erken fark eder, sıradan mutluluklarla yetinmekte zorlanırlar. Bu yüzden kalabalıkların içinde yalnız kalırlar. Çünkü çoğunluk, derinlikten çok rahatlığı seçer.
Tarih boyunca da böyle olmadı mı? Dün anlaşılmayanlar, bugün hayranlıkla anılıyor. Van Gogh’un renkleri, Nikola Tesla’nın icatları, Virginia Woolf’un kelimeleri… Hepsi zamanında dışlanmış, yanlış anlaşılmıştı. Dün “deli” denilen fikirler, bugün hayatımızın gerçeği olmuş durumda. Demek ki mesele akıl değil, zaman.
Belki de biz, düzenin dışına çıkan herkesi tehdit olarak görüyoruz. Çünkü onların varlığı bize şunu hatırlatıyor: Başka bir yaşam mümkün. Daha özgür, daha cesur, daha gerçek. Onlar, sınırları zorlayan, kalıpları kıran ve sessiz bir devrim yapanlardır. Biz ise çoğu zaman yalnızca izleyenleriz; alıştığımızı korumakla meşgul.
O yüzden birine “tuhaf” demeden önce iki kez düşünmek gerek. Belki o kişi, bizim göremediğimiz bir hakikatin peşindedir. Ve belki de asıl soru şudur: Gerçekten kim daha “normal”? Belki de normal olan, sıradanlığın güvenliğinde saklanan bizler değil, cesaretle kendi yolunu çizen yüksek ruhlardır. Onlar, dünyayı değiştiren sessiz kahramanlardır; biz ise onları fark etmekte geç kalanlar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
TUĞÇE KAHYALAR
Delilik mi, derinlik mi?
Toplumun “tuhaf” dediği insanlar vardır. Kalıplara uymazlar, herkesin yürüdüğü yoldan gitmezler, hatta çoğu zaman anlaşılmazlar. Onlara “deli” deriz, “garip” deriz, biraz da mesafe koyarız. Oysa belki de asıl mesele onların farklı olması değil, bizim alışılmışın dışına bakmaya cesaret edemememizdir.
“Yüksek ruhlu” insan dediğimiz o kişiler, aslında dünyayı yüzeyden değil derinlikten okuyanlardır. Duyguları daha yoğun yaşar, adaletsizliği daha erken fark eder, sıradan mutluluklarla yetinmekte zorlanırlar. Bu yüzden kalabalıkların içinde yalnız kalırlar. Çünkü çoğunluk, derinlikten çok rahatlığı seçer.
Tarih boyunca da böyle olmadı mı? Dün anlaşılmayanlar, bugün hayranlıkla anılıyor. Van Gogh’un renkleri, Nikola Tesla’nın icatları, Virginia Woolf’un kelimeleri… Hepsi zamanında dışlanmış, yanlış anlaşılmıştı. Dün “deli” denilen fikirler, bugün hayatımızın gerçeği olmuş durumda. Demek ki mesele akıl değil, zaman.
Belki de biz, düzenin dışına çıkan herkesi tehdit olarak görüyoruz. Çünkü onların varlığı bize şunu hatırlatıyor: Başka bir yaşam mümkün. Daha özgür, daha cesur, daha gerçek. Onlar, sınırları zorlayan, kalıpları kıran ve sessiz bir devrim yapanlardır. Biz ise çoğu zaman yalnızca izleyenleriz; alıştığımızı korumakla meşgul.
O yüzden birine “tuhaf” demeden önce iki kez düşünmek gerek. Belki o kişi, bizim göremediğimiz bir hakikatin peşindedir. Ve belki de asıl soru şudur: Gerçekten kim daha “normal”? Belki de normal olan, sıradanlığın güvenliğinde saklanan bizler değil, cesaretle kendi yolunu çizen yüksek ruhlardır. Onlar, dünyayı değiştiren sessiz kahramanlardır; biz ise onları fark etmekte geç kalanlar.