Eskiden zorbalık okul bahçesinde olurdu. Üç beş kişi görür, akşam eve gidince biterdi. Şimdi öyle mi? Telefon cebimizde, ekran elimizde; zorbalık da bizimle birlikte eve geliyor. Üstelik 7/24. İşte tam da bu yüzden siber zorbalık, klasik zorbalıktan daha sinsi, daha yıkıcı.
Siber zorbalık dediğimiz şey; hakaret, tehdit, aşağılanma, ifşa, dışlama, dalga geçme… Hepsi bir mesajla, bir yorumla, bir paylaşımla oluyor. “Altı üstü bir yorum” diye geçiştirilen o cümle, karşı tarafta uykusuz gecelere, kaygıya, hatta geri dönülmez sonuçlara yol açabiliyor. Klavye başında insan olduğumuzu unutuyoruz.
Burada acı bir gerçek var: İnternet anonimlik hissi veriyor. İnsanlar yüz yüze söyleyemeyecekleri sözleri rahatça yazıyor. Çünkü karşısındaki gözleri görmüyor, sesini duymuyor. Ama o sözlerin etkisi çok gerçek. Ekran sanal olabilir, travma değil.
“Bana olmaz” demeyelim
Herkesin başına gelebilir. Yaşın, mesleğin, sosyal statünün pek önemi yok. Bir gün bir fotoğrafın izinsiz paylaşılır, bir cümlen bağlamından koparılır, bir linç dalgasının ortasında bulursun kendini. Özellikle çocuklar ve gençler için durum daha da tehlikeli. Çünkü karakterleri hâlâ şekilleniyor, onay ihtiyacı yüksek, özgüven kırılgan.
Tam burada ailelere, eğitimcilere ve bize —yani yetişkinlere— büyük iş düşüyor. “Takma kafana” demek çözüm değil. Dinlemek, ciddiye almak, yanında olduğunu hissettirmek çözümün ilk adımı.
Sessiz kalmak zorbayı güçlendirir
Bir diğer mesele de tanık olanlar. Siber zorbalık çoğu zaman seyirciyle büyür. Gülücük atanlar, paylaşanlar, “bir şey demeyeyim” diyenler… Sessizlik, zorbanın en büyük yakıtı.
Gördüğümüzde bildirmeliyiz. Platformlara şikâyet etmek, gerekirse hukuki yollara başvurmaktan çekinmemeliyiz. Unutmayalım: İnternet başıboş bir alan değil. Yasalar var, yaptırımlar var.
Dijital nezaket diye bir şey var
Eskiden büyüklerimiz “Söz ağızdan çıkar” derdi. Şimdi söz parmaklardan çıkıyor ama etkisi aynı. Belki daha bile kalıcı. Çünkü internet unutmuyor.
Paylaşmadan önce durup düşünmek devrimci bir davranış haline geldi. “Bunu bana yapsalar ne hissederdim?” sorusu, siber zorbalığın panzehiri olabilir.
Teknoloji düşmanımız değil. Doğru kullanıldığında müthiş bir güç. Ama güç, sorumluluk ister. Siber zorbalıkla mücadele etmek için süper kahraman olmaya gerek yok; biraz farkındalık, biraz cesaret, biraz da vicdan yeter.
Ekranın arkasında da bir insan olduğunu unutmadığımız gün, dijital dünya gerçekten güvenli bir yer olmaya başlayacak.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
TUĞÇE KAHYALAR
Ekranın ardındaki gerçek
Eskiden zorbalık okul bahçesinde olurdu. Üç beş kişi görür, akşam eve gidince biterdi. Şimdi öyle mi? Telefon cebimizde, ekran elimizde; zorbalık da bizimle birlikte eve geliyor. Üstelik 7/24. İşte tam da bu yüzden siber zorbalık, klasik zorbalıktan daha sinsi, daha yıkıcı.
Siber zorbalık dediğimiz şey; hakaret, tehdit, aşağılanma, ifşa, dışlama, dalga geçme… Hepsi bir mesajla, bir yorumla, bir paylaşımla oluyor. “Altı üstü bir yorum” diye geçiştirilen o cümle, karşı tarafta uykusuz gecelere, kaygıya, hatta geri dönülmez sonuçlara yol açabiliyor. Klavye başında insan olduğumuzu unutuyoruz.
Burada acı bir gerçek var: İnternet anonimlik hissi veriyor. İnsanlar yüz yüze söyleyemeyecekleri sözleri rahatça yazıyor. Çünkü karşısındaki gözleri görmüyor, sesini duymuyor. Ama o sözlerin etkisi çok gerçek. Ekran sanal olabilir, travma değil.
“Bana olmaz” demeyelim
Herkesin başına gelebilir. Yaşın, mesleğin, sosyal statünün pek önemi yok. Bir gün bir fotoğrafın izinsiz paylaşılır, bir cümlen bağlamından koparılır, bir linç dalgasının ortasında bulursun kendini. Özellikle çocuklar ve gençler için durum daha da tehlikeli. Çünkü karakterleri hâlâ şekilleniyor, onay ihtiyacı yüksek, özgüven kırılgan.
Tam burada ailelere, eğitimcilere ve bize —yani yetişkinlere— büyük iş düşüyor. “Takma kafana” demek çözüm değil. Dinlemek, ciddiye almak, yanında olduğunu hissettirmek çözümün ilk adımı.
Sessiz kalmak zorbayı güçlendirir
Bir diğer mesele de tanık olanlar. Siber zorbalık çoğu zaman seyirciyle büyür. Gülücük atanlar, paylaşanlar, “bir şey demeyeyim” diyenler… Sessizlik, zorbanın en büyük yakıtı.
Gördüğümüzde bildirmeliyiz. Platformlara şikâyet etmek, gerekirse hukuki yollara başvurmaktan çekinmemeliyiz. Unutmayalım: İnternet başıboş bir alan değil. Yasalar var, yaptırımlar var.
Dijital nezaket diye bir şey var
Eskiden büyüklerimiz “Söz ağızdan çıkar” derdi. Şimdi söz parmaklardan çıkıyor ama etkisi aynı. Belki daha bile kalıcı. Çünkü internet unutmuyor.
Paylaşmadan önce durup düşünmek devrimci bir davranış haline geldi. “Bunu bana yapsalar ne hissederdim?” sorusu, siber zorbalığın panzehiri olabilir.
Teknoloji düşmanımız değil. Doğru kullanıldığında müthiş bir güç. Ama güç, sorumluluk ister. Siber zorbalıkla mücadele etmek için süper kahraman olmaya gerek yok; biraz farkındalık, biraz cesaret, biraz da vicdan yeter.
Ekranın arkasında da bir insan olduğunu unutmadığımız gün, dijital dünya gerçekten güvenli bir yer olmaya başlayacak.