Hiç bu kadar bağlantıda olup, hiç bu kadar kopuk olmamıştık. Telefonumuzda yüzlerce kişi var, sosyal medyada binlerce takipçi… Ama canımız gerçekten sıkıldığında arayacağımız kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Hatta bazen onu bile geçmiyor.
Modern hayat bize her şeyi hızlandırdı: iletişimi, tüketimi, ilişkileri, duyguları… Ama bir tek şeyi yavaşlattı: gerçek bağ kurmayı. Artık herkes meşgul. Herkes yoğun. Herkes “sonra konuşuruz” diyor ama o “sonra” bir türlü gelmiyor. Mesajlar var, muhabbet yok. Görüntü var, temas yok. Ses var, anlayan yok.
En acı tarafı şu: Yalnızlık artık sessiz yaşanmıyor, paylaşılarak yaşanıyor. İnsanlar mutsuzluğunu bile story atarak anlatıyor. Kahvesinin fotoğrafını paylaşıyor ama karşısında oturan yok. Kalabalık masalar, ama derin sohbetler yok. Herkes bir şey anlatıyor ama kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor.
Eskiden yalnızlık, bir odada tek başına kalmaktı. Şimdi ise herkesin içinde kendini görünmez hissetmek. Aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşmak, aynı masada oturup telefona bakmak, aynı şehirde olup kimseye “iyiyim” diyememek.
Bir de şu var: Yalnızlık artık ayıp değil ama normalleştirildi. “Kendinle vakit geçir”, “kimseye ihtiyaç duyma”, “tek başına güçlü ol” sloganlarıyla büyüdük. Evet, güçlü olmak güzel ama insan yalnız dayanacak bir varlık değil. İnsan, anlaşılmak ister. Sesinin duyulmasını, derdinin ciddiye alınmasını ister. Kimse “çok güçlü” olduğu için mutlu olmuyor; “birine güvenebildiği” için mutlu oluyor.
Belki de en büyük yanılgımız şu: Yalnızlığı özgürlük sandık. Oysa çoğu zaman yalnızlık, ihmal edilmiş bir ihtiyaçtır. Birinin seni sorması, araması, “bugün nasılsın?” demesi lüks değil; insani bir ihtiyaçtır.
Ve bence modern çağın en büyük fakirliği para değil, vakit değil… Birbirimize ayıracak gerçek ilgiyi kaybetmiş olmamız.
Kalabalıklar arttı ama kalpler küçüldü. Herkes erişilebilir ama kimse ulaşılabilir değil. İşte asıl yalnızlık tam da burada başlıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
TUĞÇE KAHYALAR
Kalabalıklar içinde yapayalnız
Hiç bu kadar bağlantıda olup, hiç bu kadar kopuk olmamıştık. Telefonumuzda yüzlerce kişi var, sosyal medyada binlerce takipçi… Ama canımız gerçekten sıkıldığında arayacağımız kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Hatta bazen onu bile geçmiyor.
Modern hayat bize her şeyi hızlandırdı: iletişimi, tüketimi, ilişkileri, duyguları… Ama bir tek şeyi yavaşlattı: gerçek bağ kurmayı. Artık herkes meşgul. Herkes yoğun. Herkes “sonra konuşuruz” diyor ama o “sonra” bir türlü gelmiyor. Mesajlar var, muhabbet yok. Görüntü var, temas yok. Ses var, anlayan yok.
En acı tarafı şu: Yalnızlık artık sessiz yaşanmıyor, paylaşılarak yaşanıyor. İnsanlar mutsuzluğunu bile story atarak anlatıyor. Kahvesinin fotoğrafını paylaşıyor ama karşısında oturan yok. Kalabalık masalar, ama derin sohbetler yok. Herkes bir şey anlatıyor ama kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor.
Eskiden yalnızlık, bir odada tek başına kalmaktı. Şimdi ise herkesin içinde kendini görünmez hissetmek. Aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşmak, aynı masada oturup telefona bakmak, aynı şehirde olup kimseye “iyiyim” diyememek.
Bir de şu var: Yalnızlık artık ayıp değil ama normalleştirildi. “Kendinle vakit geçir”, “kimseye ihtiyaç duyma”, “tek başına güçlü ol” sloganlarıyla büyüdük. Evet, güçlü olmak güzel ama insan yalnız dayanacak bir varlık değil. İnsan, anlaşılmak ister. Sesinin duyulmasını, derdinin ciddiye alınmasını ister. Kimse “çok güçlü” olduğu için mutlu olmuyor; “birine güvenebildiği” için mutlu oluyor.
Belki de en büyük yanılgımız şu: Yalnızlığı özgürlük sandık. Oysa çoğu zaman yalnızlık, ihmal edilmiş bir ihtiyaçtır. Birinin seni sorması, araması, “bugün nasılsın?” demesi lüks değil; insani bir ihtiyaçtır.
Ve bence modern çağın en büyük fakirliği para değil, vakit değil… Birbirimize ayıracak gerçek ilgiyi kaybetmiş olmamız.
Kalabalıklar arttı ama kalpler küçüldü. Herkes erişilebilir ama kimse ulaşılabilir değil. İşte asıl yalnızlık tam da burada başlıyor.