Eskiden mahalleler sadece evlerin yan yana sıralandığı yerler değildi. Mahalle, bir yaşam biçimiydi. Kapılar kilitlenmezdi, komşunun çocuğu bizim çocuğumuz gibiydi. Akşamüstleri kadınlar kapı önünde sohbet eder, erkekler hal hatır sorar, çocuklar sokakta birlikte oynardı.
Şimdi bakıyorum… apartman kapıları kapanıyor, insanlar birbirine selam vermeden geçiyor. Asansörde yan yana duruyoruz ama göz göze gelmiyoruz. Herkes kendi dünyasında, telefonunun ekranında. Komşunun ismini bilmeyenler var. “İhtiyacın var mı?” diye soran kalmadı.
Peki bu kötü bir şey mi? Hayat değişiyor elbet. Teknoloji kolaylık sağlıyor, şehirler büyüyor, işler hızlanıyor. Ama hızın içinde insanlığı kaybetmemek lazım. Mahalle kültürü dediğimiz şey aslında aidiyet duygusuydu. Bir yere ait olmak, birileri tarafından görülmek, değer görmek…
Bugün insanlar bu duyguyu sosyal medyada arıyor. Beğeni sayılarıyla, takipçi rakamlarıyla tatmin olmaya çalışıyor. Ama sanal dünyada kurulan bağlar, kapının önünde edilen iki kelamın yerini tutmuyor. Komşunun “Nasılsın?” demesi, telefon bildiriminden daha değerlidir.
Bursa gibi şehirlerde mahalle kültürünün izleri hâlâ var. Pazar yerlerinde selamlaşanlar, esnafla hatır soranlar… Ama o sıcaklık giderek azalıyor. Yeni apartman siteleri güvenlikli, duvarlarla çevrili; içeri giren çıkan belli. Güvenlik önemli tabii, fakat duvarlar sadece hırsızı değil, insanı da dışarıda bırakıyor.
Çözüm ne? Büyük büyük laflara gerek yok. Küçük adımlar yeter. Komşuna selam ver. Kapı önünde iki dakika sohbet et. Birinin ihtiyacı varsa yardım et. Çocuklar sokakta oynasın, biz de onları gözleyelim. Mahalle, sadece binalardan ibaret değil; insanların birbirine dokunduğu yer.
Belki eski günlere tamamen dönemeyiz. Dünya değişiyor. Ama insan olmanın temel kuralları değişmiyor: saygı, sevgi, paylaşmak. Mahalle kültürü de bunların üzerine kuruluydu.
Eğer kaybedersek… sadece binalar arasında yaşayan kalabalıklar oluruz. Ama yaşatabilirsek, hayat daha anlamlı hale gelir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
TUĞÇE KAHYALAR
Mahalle kültürü nereye gidiyor?
Eskiden mahalleler sadece evlerin yan yana sıralandığı yerler değildi. Mahalle, bir yaşam biçimiydi. Kapılar kilitlenmezdi, komşunun çocuğu bizim çocuğumuz gibiydi. Akşamüstleri kadınlar kapı önünde sohbet eder, erkekler hal hatır sorar, çocuklar sokakta birlikte oynardı.
Şimdi bakıyorum… apartman kapıları kapanıyor, insanlar birbirine selam vermeden geçiyor. Asansörde yan yana duruyoruz ama göz göze gelmiyoruz. Herkes kendi dünyasında, telefonunun ekranında. Komşunun ismini bilmeyenler var. “İhtiyacın var mı?” diye soran kalmadı.
Peki bu kötü bir şey mi? Hayat değişiyor elbet. Teknoloji kolaylık sağlıyor, şehirler büyüyor, işler hızlanıyor. Ama hızın içinde insanlığı kaybetmemek lazım. Mahalle kültürü dediğimiz şey aslında aidiyet duygusuydu. Bir yere ait olmak, birileri tarafından görülmek, değer görmek…
Bugün insanlar bu duyguyu sosyal medyada arıyor. Beğeni sayılarıyla, takipçi rakamlarıyla tatmin olmaya çalışıyor. Ama sanal dünyada kurulan bağlar, kapının önünde edilen iki kelamın yerini tutmuyor. Komşunun “Nasılsın?” demesi, telefon bildiriminden daha değerlidir.
Bursa gibi şehirlerde mahalle kültürünün izleri hâlâ var. Pazar yerlerinde selamlaşanlar, esnafla hatır soranlar… Ama o sıcaklık giderek azalıyor. Yeni apartman siteleri güvenlikli, duvarlarla çevrili; içeri giren çıkan belli. Güvenlik önemli tabii, fakat duvarlar sadece hırsızı değil, insanı da dışarıda bırakıyor.
Çözüm ne? Büyük büyük laflara gerek yok. Küçük adımlar yeter. Komşuna selam ver. Kapı önünde iki dakika sohbet et. Birinin ihtiyacı varsa yardım et. Çocuklar sokakta oynasın, biz de onları gözleyelim. Mahalle, sadece binalardan ibaret değil; insanların birbirine dokunduğu yer.
Belki eski günlere tamamen dönemeyiz. Dünya değişiyor. Ama insan olmanın temel kuralları değişmiyor: saygı, sevgi, paylaşmak. Mahalle kültürü de bunların üzerine kuruluydu.
Eğer kaybedersek… sadece binalar arasında yaşayan kalabalıklar oluruz. Ama yaşatabilirsek, hayat daha anlamlı hale gelir.