Üniversite son sınıfta, bitirme projem kapsamında 15 yaş grubundaki çocuklara “siber zorbalıkla mücadele” üzerine bir seminer verdim. Seminer sohbet havasında geçiyordu. Amacım korkutmak değil, farkındalık yaratmaktı. “Siber zorbalık nedir?”, “Nasıl başa çıkılır?”, “Biri size internetten zarar verirse ne yapmalısınız?” gibi temel sorular üzerinden ilerliyorduk.
Derken konu “panelleme sistemine” geldi. Yani birinin kişisel bilgilerine ulaşıp onu dijital yollarla baskı altına alma meselesine…
Çocuklara bu sistemi bilip bilmediklerini sordum. Beklediğim cevaplar; “duydum”, “videolarda gördüm” gibi şeylerdi. Ama öyle olmadı.
15 yaşındaki çocuklar, kendi ağızlarıyla bana şunu anlattılar:
Panelleme ile insanları korkuttuklarını, tehdit ettiklerini, istediklerini yapmadıklarında evlerine bir sürü restorandan yemek gönderdiklerini ya da anne babalarının numaralarını bulup tehdit ettiklerini…
Bunu gayet rahat, neredeyse bir oyun anlatır gibi anlattılar.
Ben de bunun çok ciddi bir suç olduğunu, asla yapılmaması gerektiğini, internetin hiçbir zaman unutmadığını, yapılan her şeyin bir iz bıraktığını, internette attığımız her adımın bir dijital ayak izi oluşturduğunu anlattım. Hukuki sonuçlarından, psikolojik yıkımından, karşı tarafta açabileceği travmalardan bahsettim.
Tam o sırada sınıftan bir çocuk gerinerek söz istedi:
“Hocam bir dakika, ben bir şey söyleyeceğim.”
“Hocam ben zorba olabilirim, siber zorba da olabilirim ama ben sapık değilim.”
O an sınıfta bir sessizlik oldu. Ve ben şunu fark ettim:
Çocuk, yaptığı şeyi suç olarak bile görmüyordu. Onun zihninde “sapık olmak” kötüydü, ama bir insanı korkutmak, tehdit etmek, ailesine ulaşmak… bunlar normaldi.
Asıl tehlike tam da burada başlıyor.
Bugünün dijital dünyasında çocuklar için zorbalık artık “okulda itmek, dalga geçmek” değil.
Birinin adresini bulmak, annesinin numarasını ele geçirmek, gecenin üçünde kapısına yemek yollatmak, sahte hesaplardan mesaj yağmuruna tutmak…
Yani görünmeyen ama çok daha ağır bir şiddet.
Ve en acısı şu:
Bunu yapan çocuklar kendilerini “kötü” olarak tanımlamıyor.
“Ben sapık değilim” diyerek vicdanını temize çekiyor.Dijitalde yapılan her şey gerçek değilmiş gibi. Oysa gerçek.Hem de fazlasıyla.
Bir çocuğun geceleri telefonunu kapatıp ağlamasına, Bir gencin okula gitmek istememesine,
Bir ailenin korkuyla yaşamaya başlamasına neden olacak kadar gerçek.
Siber zorbalık, yeni neslin “şakası” değil. Yeni neslin gizli şiddet dili.
Ve biz bunu hâlâ “ergenliktir, geçer” diye izliyoruz.
Ama o cümle hâlâ kulağımda çınlıyor:
“Ben zorba olabilirim ama sapık değilim.”
Sorun şu:
Zorba olduğunu kabul eden bir çocuk, aslında çoktan tehlikenin içine girmiş demektir.
Sadece kendisi için değil, dokunduğu herkes için.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
TUĞÇE KAHYALAR
Yeni neslin şiddet dili
Üniversite son sınıfta, bitirme projem kapsamında 15 yaş grubundaki çocuklara “siber zorbalıkla mücadele” üzerine bir seminer verdim. Seminer sohbet havasında geçiyordu. Amacım korkutmak değil, farkındalık yaratmaktı. “Siber zorbalık nedir?”, “Nasıl başa çıkılır?”, “Biri size internetten zarar verirse ne yapmalısınız?” gibi temel sorular üzerinden ilerliyorduk.
Derken konu “panelleme sistemine” geldi. Yani birinin kişisel bilgilerine ulaşıp onu dijital yollarla baskı altına alma meselesine…
Çocuklara bu sistemi bilip bilmediklerini sordum. Beklediğim cevaplar; “duydum”, “videolarda gördüm” gibi şeylerdi. Ama öyle olmadı.
15 yaşındaki çocuklar, kendi ağızlarıyla bana şunu anlattılar:
Panelleme ile insanları korkuttuklarını, tehdit ettiklerini, istediklerini yapmadıklarında evlerine bir sürü restorandan yemek gönderdiklerini ya da anne babalarının numaralarını bulup tehdit ettiklerini…
Bunu gayet rahat, neredeyse bir oyun anlatır gibi anlattılar.
Ben de bunun çok ciddi bir suç olduğunu, asla yapılmaması gerektiğini, internetin hiçbir zaman unutmadığını, yapılan her şeyin bir iz bıraktığını, internette attığımız her adımın bir dijital ayak izi oluşturduğunu anlattım. Hukuki sonuçlarından, psikolojik yıkımından, karşı tarafta açabileceği travmalardan bahsettim.
Tam o sırada sınıftan bir çocuk gerinerek söz istedi:
“Hocam bir dakika, ben bir şey söyleyeceğim.”
“Hocam ben zorba olabilirim, siber zorba da olabilirim ama ben sapık değilim.”
O an sınıfta bir sessizlik oldu. Ve ben şunu fark ettim:
Çocuk, yaptığı şeyi suç olarak bile görmüyordu. Onun zihninde “sapık olmak” kötüydü, ama bir insanı korkutmak, tehdit etmek, ailesine ulaşmak… bunlar normaldi.
Asıl tehlike tam da burada başlıyor.
Bugünün dijital dünyasında çocuklar için zorbalık artık “okulda itmek, dalga geçmek” değil.
Birinin adresini bulmak, annesinin numarasını ele geçirmek, gecenin üçünde kapısına yemek yollatmak, sahte hesaplardan mesaj yağmuruna tutmak…
Yani görünmeyen ama çok daha ağır bir şiddet.
Ve en acısı şu:
Bunu yapan çocuklar kendilerini “kötü” olarak tanımlamıyor.
“Ben sapık değilim” diyerek vicdanını temize çekiyor.Dijitalde yapılan her şey gerçek değilmiş gibi. Oysa gerçek.Hem de fazlasıyla.
Bir çocuğun geceleri telefonunu kapatıp ağlamasına, Bir gencin okula gitmek istememesine,
Bir ailenin korkuyla yaşamaya başlamasına neden olacak kadar gerçek.
Siber zorbalık, yeni neslin “şakası” değil. Yeni neslin gizli şiddet dili.
Ve biz bunu hâlâ “ergenliktir, geçer” diye izliyoruz.
Ama o cümle hâlâ kulağımda çınlıyor:
“Ben zorba olabilirim ama sapık değilim.”
Sorun şu:
Zorba olduğunu kabul eden bir çocuk, aslında çoktan tehlikenin içine girmiş demektir.
Sadece kendisi için değil, dokunduğu herkes için.