Ramazan ayındayız… Takvimler bunu söylüyor ama sokakların dili başka konuşuyor. Yüzlerde gerginlik, seslerde sertlik, bakışlarda sabırsızlık var. İnsan ister istemez soruyor: Bize ne oldu?
Ramazan, sadece sofralardan eksilen yemekle ölçülen bir zaman değildi eskiden. Kalbin yumuşadığı, merhametin çoğaldığı, insanın insana biraz daha dikkat ettiği bir aydı. Şimdi ise en küçük meseleler büyük tartışmalara dönüşüyor. Trafikte, pazarda, evin içinde… Sanki herkes bir kıvılcım arıyor da ateşi büyütmek için bekliyor.
“Eski Ramazanlar daha güzeldi” demek kolay. Asıl soru şu: Eski Ramazan mı güzeldi, yoksa eski insan mı? Belki de kaybettiğimiz şey gelenekler değil; tahammülümüz, anlayışımız ve birbirimizi dinleme becerimizdir.
Dünyanın birçok yerinde insanlar savaşla, yoklukla, acıyla sınanırken; huzurun içinde huzursuz olmayı seçmemiz daha da düşündürücü. Oysa Ramazan bize açlığı değil, kendimizi tutmayı öğretmeliydi. Dilimizi tutmayı, öfkemizi tutmayı, yargılarımızı tutmayı…
Belki de asıl açlık midede değil, kalpte başladı. Kalplerimiz aceleci, ruhlarımız yorgun, vicdanlarımız suskun. Ramazan ise tam da bunun için var: Durmak için, düşünmek için, yumuşamak için.
Unutmamamız gereken bir gerçek daha var: Biz de geleceğin “eskileri” olacağız. Yıllar sonra çocuklarımız ve torunlarımız “Nerede o eski Ramazanlar?” dediğinde, bugünü hatırlayacaklar. Eğer o cümlede bizden söz edilmesini istiyorsak, Ramazan’ı bugün en güzel haliyle yaşamak ve yaşatmak zorundayız. Sabırla, merhametle, anlayışla ilmek ilmek geleceğe ulaştırmalıyız…
Çünkü Ramazan değişmez.
Ama insan değişebilir.
Ve biz, geleceğe nasıl bir Ramazan bırakacağımıza bugün karar vereceğiz…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÜMMÜGÜLSÜM KUL
Bize Ne Oldu?
Ramazan ayındayız… Takvimler bunu söylüyor ama sokakların dili başka konuşuyor. Yüzlerde gerginlik, seslerde sertlik, bakışlarda sabırsızlık var. İnsan ister istemez soruyor: Bize ne oldu?
Ramazan, sadece sofralardan eksilen yemekle ölçülen bir zaman değildi eskiden. Kalbin yumuşadığı, merhametin çoğaldığı, insanın insana biraz daha dikkat ettiği bir aydı. Şimdi ise en küçük meseleler büyük tartışmalara dönüşüyor. Trafikte, pazarda, evin içinde… Sanki herkes bir kıvılcım arıyor da ateşi büyütmek için bekliyor.
“Eski Ramazanlar daha güzeldi” demek kolay. Asıl soru şu: Eski Ramazan mı güzeldi, yoksa eski insan mı? Belki de kaybettiğimiz şey gelenekler değil; tahammülümüz, anlayışımız ve birbirimizi dinleme becerimizdir.
Dünyanın birçok yerinde insanlar savaşla, yoklukla, acıyla sınanırken; huzurun içinde huzursuz olmayı seçmemiz daha da düşündürücü. Oysa Ramazan bize açlığı değil, kendimizi tutmayı öğretmeliydi. Dilimizi tutmayı, öfkemizi tutmayı, yargılarımızı tutmayı…
Belki de asıl açlık midede değil, kalpte başladı. Kalplerimiz aceleci, ruhlarımız yorgun, vicdanlarımız suskun. Ramazan ise tam da bunun için var: Durmak için, düşünmek için, yumuşamak için.
Unutmamamız gereken bir gerçek daha var: Biz de geleceğin “eskileri” olacağız. Yıllar sonra çocuklarımız ve torunlarımız “Nerede o eski Ramazanlar?” dediğinde, bugünü hatırlayacaklar. Eğer o cümlede bizden söz edilmesini istiyorsak, Ramazan’ı bugün en güzel haliyle yaşamak ve yaşatmak zorundayız. Sabırla, merhametle, anlayışla ilmek ilmek geleceğe ulaştırmalıyız…
Çünkü Ramazan değişmez.
Ama insan değişebilir.
Ve biz, geleceğe nasıl bir Ramazan bırakacağımıza bugün karar vereceğiz…