Hava Durumu

#Diyabet

Yeni Marmara Gazetesi - Diyabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diyabet haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırmızı etek sevdası 61 yaşında 25 kilo verdirdi Haber

Kırmızı etek sevdası 61 yaşında 25 kilo verdirdi

Diyet yapmaya başlangıçta sıcak bakmadığını belirten Naciye Yalçın, 3 yıl önce katılacağı bir düğün öncesi dolabındaki kıyafetleri denerken yaşadığı hayal kırıklığının kendisini harekete geçirdiğini anlattı. Özellikle sevdiği kırmızı eteğin üzerine olmaması üzerine Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran Naciye Yalçın, aldığı profesyonel destekle sağlıklı hayat alışkanlıkları kazanmaya başladı. 17 ayda 25 kilo veren Naciye Yalçın'ın yıllardır mücadele ettiği çeşitli sağlık sorunlarında da önemli iyileşmeler yaşadı. Süreç öncesinde üçüncü evre karaciğer yağlanması, diyabet, yüksek kolesterol, hipertansiyon, tiroid sorunları ve fibromiyalji ağrıları bulunan Yalçın, beslenme düzenini ve yaşam alışkanlıklarını değiştirmesiyle sağlık durumunda önemli gelişmeler kaydetti. Karaciğer yağlanmasının üçüncü evreden birinci evreye gerilediğini belirten Yalçın, tansiyon değerlerinin normale döndüğünü, kolesterol ve tiroid değerlerinde de olumlu gelişmeler yaşandığını ifade etti. Fibromiyaljiye bağlı ağrılarının da azaldığını belirten Yalçın, süreçte kendisini takip eden hekimlerin de tebrik ettiğini söyledi. Yaşadığı değişimin kendisi için yalnızca kilo vermekten ibaret olmadığını vurgulayan Yalçın, "Eskiden diyete hiç sıcak bakmıyordum. Şimdi ise benim için sağlık daha önemli" dedi. "25 kiloyu birlikte verdik" Naciye Yalçın'ın 2023 aralık ayından itibaren beslenme takibini yürüten Nilüfer İlçe Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezinde görevli Diyetisyen Fulya Çoğan, sürecin yalnızca kilo kaybına odaklanmadığını, temel hedefin kalıcı ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak olduğunu söyledi. Naciye Yalçın'ın takibe başladığında 98 kilo 400 gram olduğunu ve çok ciddi sağlık problemleri olduğunu belirten Diyetisyen Çoğan, 17 ayda yaklaşık 24-25 kilo kaybı sağlandığını ve verilen kilonun da uzun süredir korunduğunu ifade etti. Çoğan, "Bu süreçte amacımız sadece kilo verdirmek değildi. Beslenme davranışlarını ve yaşam tarzını değiştirmeyi hedefledik. Kilo verirken kas kaybı yaşamadan, daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmesini istedik" diye konuştu. Naciye Yalçın'ın takip sürecinde 1,5 yıldır kilosunu korumayı başararak insülin kullanımını bıraktığını, tansiyonunun normale döndüğünü, fibromiyalji ağrılarının azaldığını ve kolesterol değerlerinin normal seviyelere geldiğini belirten Diyetisyen Çoğan, sağlık parametrelerindeki olumlu değişimin kendileri açısından da sevindirici olduğunu söyledi. Çevresine örnek oldu Sağlıklı yaşam yolculuğu yalnızca Naciye Yalçın'la sınırlı kalmadı. Onun değişimini gören iki ablası da Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvurarak beslenme takibine başladı. Yakın çevresindeki arkadaşlarının da kendisini örnek alarak sağlıklı yaşam konusunda adım attığını belirten Naciye Yalçın, yaşadığı değişimin başkalarına da ilham vermesinden mutluluk duyduğunu söyledi. Hekim takipleri devam ediyor Naciye Yalçın'ın Sağlıklı Hayat Merkezi'ndeki beslenme ve yaşam tarzı değişikliği takibinin yanı sıra ikinci basamak sağlık kuruluşlarındaki hekim kontrolleri de devam ediyor. Uludağ Üniversitesi'nde endokrinoloji uzmanları tarafından rutin olarak takip edilen Naciye Yalçın'ın, Bursa Şehir Hastanesi'nde kardiyoloji kontrolleri de sürdürülüyor. Diyetisyen Fulya Çoğan, Naciye Yalçın'ın özellikle kendi yaş grubundaki bireyler için önemli bir teşvik edici danışan olduğunu belirterek, sağlıklı yaşam konusunda destek almak isteyen tüm vatandaşları, Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurarak ücretsiz diyetisyen hizmeti alabileceklerini söyledi.

Diyabet Sadece Sağlığınızı Değil; Kesenizi de Zorluyor! Haber

Diyabet Sadece Sağlığınızı Değil; Kesenizi de Zorluyor!

Diyabet hastalığı, insülin kullanımı ve günümüzde uygulanan tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler veren Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemal Ergin, "Pankreasta insülin üretilmemesi ve insülin etkisinin yetersiz olması veya vücutta insülinin etkin şekilde kullanılamamasın kan şekeri seviyesinin yükselmesine ve diyabet hastalığına neden olabiliyor. İnsülin pankreasta üretilen ve başta şeker, yağ ve protein metabolizmaları olmak üzere vücudun enerji dengesinde önemli rol oynayan bir hormondur. Diyabet vücuttaki birçok organı etkileyebilen multisistemik bir hastalıktır. Diyabetin temel olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki ana türde değerlendirilmektedir. Özellikle Tip 2 diyabette insülin üretimi devam etmesine rağmen dokularda insüline karşı direnç geliştiğini ve bunun sonucunda kan şekeri düzeylerinin yükselmektedir. Geçmişte Tip 2 diyabet hastalarında belirli durumlarda insülin tedavisine daha sık başvurulurdu. Günümüzde diyabet tedavisinde önemli gelişmeler yaşanıylor. Günümüzde diyabet tedavisinde hastanın genel sağlık durumu, kan şekeri düzeyleri, insülin üretimi ve eşlik eden diğer durumlar değerlendirilerek farklı tedavi seçenekleri uygulanabiliyor. Uygun hastalarda insülin tedavisi yerine ağızdan kullanılan ilaçlar tedavi seçenekleri arasında ilk sırada tercih ediliyor. Burada önemli olan, her hasta için bireysel değerlendirme yapılarak en uygun tedavi yönteminin belirlenmesidir" dedi. Diyabet yönetiminde yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Ergin, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişikliklerinin de tedavi sürecinin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Dr. Ergin, "Diyabet tedavisinde amaç yalnızca kan şekerini kontrol altında tutmak değil, aynı zamanda hastalığın uzun vadede oluşturabileceği komplikasyonların önüne geçebilmektir. Bu nedenle düzenli doktor kontrolü, kan şekeri takibi ve kişiye uygun tedavi planının uygulanması büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Diyabet farkındalığının artırılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Ergin, özellikle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Diyabetin erken dönemde fark edilmesinin ve uygun şekilde yönetilmesinin hastalığın ilerlemesi ve uzun vadeli komplikasyonların önlenmesi açısından önemli olduğunu belirten Dr. Ergin, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesinin de diyabet yönetimine katkı sağladığını ifade etti.

Aşırı sıcaklarda gizli tehlike: Fark edilmeyen su kaybı organlara zarar veriyor Haber

Aşırı sıcaklarda gizli tehlike: Fark edilmeyen su kaybı organlara zarar veriyor

Ülke genelinde etkisini arttıran sıcak hava dalgası birçok organ üzerinde sıhhî riskleri beraberinde getiriyor. Bu çerçevede İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Filiz Çalışkan Esen, sıcak havalarda yalnızca güneş çarpmasının değil, fark edilmeyen sıvı kaybının da ciddi sağlık sorunlarına sebep olabileceğini belirtti. Vücudun su dengesinin bozulmasıyla birlikte kanın yoğunlaştığını, dolaşımın yavaşladığını ve organların oksijenlenmesinin azaldığını ifade eden Esen, bunun özellikle kalp, böbrek ve beyin üzerinde ciddi yük oluşturduğunu kaydetti. "Kalp krizi ve akut böbrek hasarı riski artıyor" Aşırı sıcaklarda terlemeyle birlikte yalnızca suyun değil, sodyum ve potasyum gibi hayati minerallerin de kaybedildiğini belirten Esen, "Terleme ile birlikte sadece su değil, sodyum ve potasyum gibi hayati mineraller de kaybediliyor. Bu durum tansiyon düşüklüğü, ritim bozukluğu, bayılma ve hatta kalp krizine kadar uzanan sonuçlar doğurabiliyor. Aynı zamanda böbreklerin kanlanması azaldığı için akut böbrek hasarı gelişme riski de artıyor" dedi. Bu belirtiler ihmal edilmemeli Sıcak havalarda şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, çarpıntı, kas krampları, bulantı, kusma, aşırı halsizlik ve idrar miktarında belirgin azalma gibi belirtilerin vücudun alarm verdiğinin göstergesi olabileceğini belirten Esen, bu şikayetlerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi. Risk grubundakiler daha dikkatli olmalı 65 yaş ve üzerindeki bireyler, çocuklar, hamileler, diyabet, hipertansiyon, kalp ve böbrek hastaları ile açık alanda çalışanlar ve yoğun egzersiz yapan kişilerin sıcak havalardan daha fazla etkilendiğini belirten Esen, "Günde en az 2,5-3 litre su tüketilmeli, güneşin en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı, açık renkli ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli. Yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler ise sıcak günlerde sıvı tüketimlerini daha da yakından takip etmelidir" diye konuştu. "Yazın en büyük riski sıcak değil, ihmal" Vatandaşların sıcak havalarda dikkatli davranmaları hususunda konuşan Esen, "Her yaz binlerce kişi, önlenebilir sebeplerden sıcak havanın olumsuz etkilerine maruz kalıyor. Oysa doğru önlemlerle bu risklerin büyük bölümü engellenebilir. Yazın en büyük tehlikesi sıcak hava değil; sıcak havayı ciddiye almamaktır" şeklinde konuştu.

Yaz aylarında çocuklarda spor ve kalp sağlığı Haber

Yaz aylarında çocuklarda spor ve kalp sağlığı

Yaz tatilinde açık havada daha fazla vakit geçiren çocuklar, spor kamplarına katılıyor ve fiziksel aktivitelerini artırıyor. Düzenli egzersizin çocukların büyüme ve gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Bahattin Öncü, özellikle sıcak havalarda bilinçli hareket edilmesinin kalp ve dolaşım sistemi sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi. "Çocukluk döneminde kazanılan düzenli egzersiz alışkanlığı, yalnızca bugünün değil, yetişkinlik dönemindeki kalp sağlığının da temelini oluşturur" diyen Dr. Öncü, fiziksel aktivitenin kalp kasını güçlendirdiğini, dolaşımı iyileştirdiğini ve obezite ile diyabet gibi ilerleyen yaşlarda kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlayabilecek risk faktörlerini azalttığını ifade etti. Dünya genelindeki sağlık otoritelerinin okul çağındaki çocuklar için her gün en az 60 dakika orta veya yüksek şiddette fiziksel aktivite önerdiğini hatırlatan Dr. Bahattin Öncü, "Koşma, yüzme, bisiklet sürme veya takım sporları gibi aktiviteler çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimine katkı sağlar. Düzenli egzersiz özgüveni artırırken, stres düzeyini de azaltır" dedi. Yaz aylarında en sık yapılan hatalardan birinin günün en sıcak saatlerinde spor yapmak olduğunu vurgulayan Dr. Öncü, şu uyarılarda bulundu: "Özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneş ışınlarının etkisi en yüksek seviyededir. Bu saatlerde yapılan yoğun fiziksel aktiviteler sıcak çarpması, sıvı kaybı ve dolaşım sistemi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Spor mümkün olduğunca sabah erken saatlerde ya da akşam serinliğinde yapılmalıdır." Çocukların yetişkinlere göre daha hızlı sıvı kaybedebildiğini belirten Dr. Öncü, susama hissinin beklenmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Egzersiz öncesinde mutlaka su içilmeli, spor sırasında her 15-20 dakikada bir küçük miktarlarda su tüketilmeli ve aktivite sonrasında kaybedilen sıvı yerine konulmalıdır. Gazlı içecekler, aşırı şekerli meyve suları ve enerji içecekleri çocuklar için uygun seçenekler değildir" dedi. Spor öncesinde yapılan ısınma hareketlerinin hem kasları hem de kalbi egzersize hazırladığını söyleyen Dr. Öncü, spor sonrasında uygulanacak hafif tempolu soğuma egzersizlerinin ise kalp ritminin kontrollü şekilde normale dönmesini sağladığını ifade etti. Dr. Öncü ayrıca, çocukların açık renkli, hafif ve teri dışarı atan spor kıyafetleri giymesi, güneşten korunmak amacıyla şapka kullanması ve gerektiğinde güneş koruyucu ürünlerden yararlanması gerektiğini belirtti. Her çocuğun spor yapabileceğini ancak bazı belirtilerin çocuk kardiyolojisi açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Bahattin Öncü, "Egzersiz sırasında göğüs ağrısı, bayılma veya bayılacak gibi olma hissi, çarpıntı, egzersiz sırasında aşırı nefes darlığı, açıklanamayan çabuk yorulma, dudaklarda morarma, ailede genç yaşta ani kalp ölümü öyküsü bulunması gibi belirtiler her zaman ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmeyebilir ancak mutlaka çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir" diye konuştu. Özellikle lisanslı spor yapacak çocuklarda spor öncesi sağlık değerlendirmesinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Öncü, gerekli görüldüğünde elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi ve efor testi gibi tetkiklerin yapılabileceğini söyledi. Dr. Öncü, doğuştan kalp hastalığı bulunan veya daha önce kalp rahatsızlığı tanısı almış çocukların spor yapma uygunluğunun mutlaka çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Yaz döneminde sağlıklı beslenmenin fiziksel aktivitenin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade eden Dr. Bahattin Öncü, ailelere şu önerilerde bulundu: "Taze sebze ve meyveler, tam tahıllı ürünler, balık, yoğurt ve sağlıklı protein kaynakları çocukların beslenmesinde düzenli olarak yer almalıdır. Hazır paketli gıdalar ile aşırı tuz ve şeker tüketimi ise mümkün olduğunca sınırlandırılmalıdır." Yoğun sıcak altında yapılan spor sırasında baş dönmesi, şiddetli halsizlik, bulantı, kusma, baş ağrısı, bilinç bulanıklığı ve vücut sıcaklığında belirgin artış görülebileceğini belirten Dr. Öncü, "Bu belirtiler geliştiğinde çocuk vakit kaybetmeden serin bir ortama alınmalı, sıvı desteği sağlanmalı ve şikâyetler düzelmiyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. Dr. Bahattin Öncü, sözlerini şöyle tamamladı: "Yaz aylarında spor yapan çocukların doğru saatlerde egzersiz yapması, yeterli sıvı tüketmesi ve uyarıcı belirtilerin göz ardı edilmemesi sağlıklı bir yaz dönemi geçirilmesini sağlar. Düzenli sağlık kontrolleri ve ailelerin bilinçli desteğiyle çocuklarımız hem güvenle spor yapabilir hem de gelecekte daha sağlıklı bir kalbe sahip olabilir. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir çocukluk dönemi, yaşam boyu sürecek güçlü bir kalp sağlığının en önemli temelidir."

Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir Haber

Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir

Erken teşhisin ve düzenli kontrollerin böbrek yetmezliğini önlemede en etkili yöntem olduğunu vurgulayan Medicana Bursa Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik, sağlıklı hayat alışkanlıklarının böbrekleri korumada büyük rol oynadığını ifade etti. "Böbrekler yalnızca idrar üreten organlar değildir" diyen Dr. Hüseyin Çelik, "Böbreklerimiz vücudumuzdaki su ve tuz dengesini sağlar, kan basıncını düzenleyen hormonları kontrol eder, toksik maddeleri uzaklaştırır ve birçok hayati görevi yerine getirir. Bu nedenle böbrek sağlığındaki bozulma tüm vücudu etkileyebilir" dedi. "Yüksek tansiyon böbreğin hem nedeni hem de sonucu olabilir" Yüksek tansiyon ile böbrek hastalıkları arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki bulunduğunu belirten Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu: "Kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon yıllar içerisinde böbreklerdeki ince damar yapısını bozarak böbrek fonksiyonlarının azalmasına neden olabilir. Aynı şekilde böbrek hastalığı geliştiğinde de böbrekler vücuttaki su ve tuzu yeterince uzaklaştıramaz. Bunun sonucunda tansiyonu yükselten mekanizmalar daha fazla çalışır ve kan basıncı yükselir. Böylece böbrek hastalığı ile hipertansiyon birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturur. Tansiyon yükseldikçe böbrek daha fazla zarar görür, böbrek fonksiyonları azaldıkça da tansiyon kontrolü zorlaşır." Özellikle diyabet hastalarının, 40 yaş üzerindeki bireylerin, ailesinde böbrek hastalığı bulunan kişilerin ve uzun süredir hipertansiyon tedavisi gören hastaların düzenli böbrek kontrollerini yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Çelik, "Basit bir kan tahlili, idrar incelemesi ve tansiyon ölçümü ile kronik böbrek hastalığını erken dönemde tespit etmek mümkündür" ifadelerini kullandı. "Doğru beslenme tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır" Böbrek hastalıklarında beslenmenin ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu belirten Dr. Hüseyin Çelik, her hastaya aynı diyetin uygulanamayacağını söyledi. Çelik, "Böbrek hastalarının beslenmesi, hastalığın evresine, kan tahlillerine, kullandığı ilaçlara ve eşlik eden hastalıklara göre planlanmalıdır. Genel olarak aşırı tuz tüketiminden kaçınılması, hazır ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılması, doktorun önerdiği ölçüde yeterli sıvı tüketilmesi ve ideal kilonun korunması büyük önem taşır. Bazı hastalarda protein, potasyum veya fosfor alımının sınırlandırılması gerekebilir. Bu nedenle internetten edinilen diyet listeleri yerine hekim ve diyetisyen önerileri doğrultusunda beslenmek en doğru yaklaşımdır" dedi. Dr. Çelik, doğru beslenmenin tansiyon kontrolüne katkı sağladığını, ödemi azalttığını, kemik sağlığını desteklediğini ve yaşam kalitesini artırdığını belirtti. "Böbrek hastalıkları her yaşta görülebilir" Toplumda böbrek hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görüldüğüne dair yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Dr. Hüseyin Çelik, her yaş grubunun farklı risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Çelik şu açıklamalarda bulundu; "Çocukluk çağında doğumsal böbrek ve idrar yolu anomalileri, idrar yolu enfeksiyonları ve genetik böbrek hastalıkları ön plandayken; genç erişkinlerde glomerül hastalıkları, böbrek taşları ve genetik hastalıklar daha sık görülmektedir. Orta yaş döneminde diyabet ve hipertansiyon kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alırken, ileri yaşlarda yaşlanmaya bağlı böbrek fonksiyon kaybına ek olarak uzun yıllar süren diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve bazı ilaçlar böbrek hasarı riskini artırmaktadır." "Böbreklerinizi korumak sizin elinizde" Böbrek sağlığının korunması için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Hüseyin Çelik, sözlerini şöyle tamamladı; "Yüksek tansiyonun iyi kontrol edilmesi, kan şekerinin düzenli takip edilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması, sigaradan uzak durulması ve doktorun önerdiği ilaçların düzenli kullanılması hem kalbi hem de böbrekleri korur. Ayrıca gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalı ve düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemelidir. Böbrek hastalıkları yaş seçmez. Erken teşhis ve doğru takip sayesinde böbrek fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür."

Gençlerde kalp krizi alarmı Haber

Gençlerde kalp krizi alarmı

ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi verilerine göre, 2019 yılında 18-44 yaş grubundaki yetişkinlerin yüzde 0,3'ü kalp krizi geçirirken, bu oran 2023 yılında yüzde 0,5'e yükseldi. Dört yıllık süreçte yaklaşık yüzde 66'lık artış yaşanırken, aynı dönemde diğer yaş gruplarında kalp krizi görülme sıklığının azalması dikkat çekiyor. Medicana Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Hamidi, genç yaşta görülen kalp krizlerinin artık istisna olmaktan çıktığını belirterek şunları söyledi: "Poliklinikte artık yalnızca ileri yaştaki hastaları değil, 30'lu hatta 20'li yaşlardaki bireyleri de ciddi kalp-damar hastalıkları nedeniyle değerlendiriyoruz. Genç olmak tek başına kalp krizine karşı koruyucu değildir. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği ve obezite gibi risk faktörleri erken yaşlarda ortaya çıktığında damar yapısında sessiz ama ilerleyici hasarlar oluşabiliyor." "Genç kadınlarda da risk artıyor" Kalp krizi erkeklerde daha sık görülmeye devam etse de son yıllarda yayımlanan çalışmalar, genç kadınlarda kalp krizi görülme sıklığının arttığını ve sonuçlarının erkeklere göre daha ağır seyredebildiğini gösteriyor. Dr. Hamidi, kadınlarda belirtilerin zaman zaman farklı seyredebildiğine dikkat çekerek, göğüs ağrısının yanı sıra nefes darlığı, mide bulantısı, sırt ve çene ağrısı gibi şikâyetlerin de önemsenmesi gerektiğini ifade etti. "Koronanın etkisi araştırılıyor" Bilimsel çalışmaların, COVID-19 enfeksiyonunun kardiyovasküler sistem üzerinde uzun süreli etkiler bırakabileceğine işaret ettiğini belirten Hamidi, "Pandeminin ilk yılında kalp krizine bağlı ölümlerde artış gözlenirken, özellikle 25-44 yaş grubunda dikkat çekici yükseliş bildirildi. Güncel araştırmalar, COVID-19 geçiren bazı genç bireylerde enfeksiyon sonrasında uzun süre kalp krizi riskinin artabileceğini gösterirken, COVID-19 aşılarının ise kalp krizi riskini artırmadığı, aksine enfeksiyona bağlı kardiyovasküler komplikasyonları azaltarak koruyucu etki sağlayabildiği belirtiliyor" dedi. "Risk faktörleri ne kadar erken kontrol altına alınırsa o kadar iyi" Kalp damar hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir olduğunun altını çizen Dr. Mehmet Hamidi, genç yaşta düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Hamidi, "Kalp krizini önlemenin en etkili yolu risk faktörlerini erken dönemde tespit etmektir. Yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durmak, ideal kiloyu korumak ve yeterli uyku gibi yaşam tarzı değişiklikleri kalp sağlığını korumada son derece etkilidir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan bireylerin gecikmeden kardiyolojik değerlendirmeden geçmesini öneriyoruz" şeklinde konuştu. Uzmanlar, genç yaşta görülen göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, açıklanamayan halsizlik ve efor kapasitesinde azalma gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgularken, erken teşhis ve tedavinin kalıcı kalp hasarını önlemede hayati önem taşıdığına dikkat çekti.

İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken kaçınılmaz bir durum değil Haber

İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken kaçınılmaz bir durum değil

Birçok kadının utanma, çekinme veya bu durumu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görmesi sebebiyle hekime başvurmayı geciktirdiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, "İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken bir durum değildir. Doğru teşhis konulduğunda büyük oranda tedavi edilebilen ve hayat konforunu hızla artıran bir problemdir" dedi. Rahatsızlığın ortaya çıkmasındaki temel mekanizmalara değinen Prof. Dr. Uyanık, pelvik taban kaslarının zayıflamasının mesane kontrolünü olumsuz etkilediğini vurgulayarak şunları aktardı; "Kadınlarda idrar kaçırmanın en önemli nedenleri arasında gebelik, normal doğum, menopoz, fazla kilo, kronik kabızlık, uzun süre ağır yük kaldırmayı gerektiren işler ve ilerleyen yaş yer almaktadır. Bunların yanı sıra diyabet, kronik öksürük ve bazı nörolojik hastalıklar da bu riski belirgin şekilde artırabilir." Hastalığın klinik seyrinde farklı türlerin görülebileceğini belirten Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, en yaygın iki tipi şu sözlerle özetledi; "Stres tipi idrar kaçırma: Öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma veya egzersiz gibi karın içi basıncının arttığı anlarda istemsizce meydana gelir. Sıkışma tipi idrar kaçırma: Ani ve şiddetli bir idrar yapma isteğiyle kendini gösterir; kişi genellikle tuvalete yetişemeden idrar kaçırma problemi yaşar. Bazı hastalarda ise bu iki durum aynı anda (mikst tip) görülebilir." Fiziksel olduğu kadar psikolojik bir sorun İdrar kaçırmanın sadece fiziksel bir rahatsızlık olarak kalmayıp, kadının sosyal ve psikolojik dünyasını da hapsettiğini dile getiren Prof. Dr. Uyanık, "Pek çok kadın bu sorun sebebiyle seyahat etmekten, spor yapmaktan veya sosyal ortamlara katılmaktan kaçınıyor. Uyku düzeninden iş hayatına kadar her alanı olumsuz etkileyen bu tablodan kurtulmak modern tıp ile mümkündür" diye konuştu. Tedavi planlamasının tamamen hastanın şikâyetinin nedenine ve şiddetine göre özelleştirildiğini belirten Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, izlenen yolları şu şekilde sıraladı; "Hayat tarzı değişiklikleri: Pelvik taban kas egzersizleri (Kegel egzersizleri), kilo kontrolü, sıvı tüketiminin düzenlenmesi ve mesane eğitimi ile birçok hastada başarılı sonuçlar alınmaktadır. İlaç ve cerrahi yöntemler: Hayat tarzı değişikliklerinin yetersiz kaldığı ya da ileri derece vakalarda modern ilaç tedavileri ve yenilikçi modern cerrahi yöntemler uygulanarak hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilmektedir." Erken teşhis ve etkili tedavinin önemine dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, uyarılarını şu sözlerle tamamladı; "İdrar kaçırma şikâyeti yaşayan tüm kadınların vakit kaybetmeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurması gerekir. Düzenli kontroller ve doğru tedavi planı sayesinde kadınlarımız günlük yaşamlarına yeniden güvenle ve konforla devam edebilirler."

BTÜ’den diyabet hastalarına umut olacak çalışma Haber

BTÜ’den diyabet hastalarına umut olacak çalışma

Diyabet hastalarında sık görülen ayak yaraları, zamanında tedavi edilmediğinde enfeksiyona neden olabiliyor, hatta uzuv kaybına kadar varan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu soruna çözüm geliştirmek amacıyla BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökçe Taner'in yürütücülüğünde önemli bir proje hayata geçirildi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından da desteklenen "Diyabetik Ayak Ülseri Tedavisine Yönelik Arı Sütü Kaynaklı Ekstraselüler Vezikül (RJEV)-Yüklü Fotokürlenebilir GelMA Hidrojellerin Geliştirilmesi" başlıklı projede, Bursa'dan elde edilen kaliteli arı sütleri kullanılacak. Elde edilecek jel örtü yaralara uygulanacak Araştırmacılar, arı sütünden elde edilen ve hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan doğal nano yapıları özel bir hidrojel içerisine yerleştirecek. Jel kıvamındaki bu yara örtüsü, yara üzerine uygulandığında kontrollü şekilde iyileştirici maddeler salgılayacak. Geliştirilecek yerli yara örtüsünün; yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlaması, yeni damar oluşumunu desteklemesi, enfeksiyon riskini azaltması, hücre yenilenmesini hızlandırması hedefleniyor. Yerli Sağlık Teknolojisine Katkı Sağlayacak Türkiye'nin arı ürünleri bakımından zengin bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Gökçe Taner, bu çalışmanın yalnızca diyabet hastalarının yaşam kalitesini artırmayı değil, aynı zamanda yüksek katma değerli yerli sağlık ürünlerinin geliştirilmesine ve sağlık alanında dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sunacağını belirtti. Proje Ekibi Doç. Dr. Gökçe Taner'in yürütücülüğündeki projede araştırmacı olarak; Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi İmmünoloji Bölümü’nden: Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, Doç. Dr. Diğdem Yöğen Ermiş, Dr. Öğretim Üyesi Salih Haldun Bal, Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sabire Güler yer alıyor. Projede genç bilim insanları Dr. Halime Serinçay doktora sonrası bursiyer ve Moleküler Biyolog Hilal Akar, Hilal Vardar ve İrem Özveri ise yardımcı personel olarak bulunuyor. Rektör Çağlar: Bilimsel bilgi toplumsal faydaya dönüşüyor BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, sağlık alanında geliştirilen yenilikçi projelerin toplumun yaşam kalitesini artırmada büyük önem taşıdığını belirterek, " Üniversitemizde yürütülen bu proje, bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüşmesinin güzel bir örneği. TÜSEB tarafından desteklenmeye hak kazanan bu çalışma, hem yerli sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine hem de ülkemizin biyoteknoloji alanındaki araştırma kapasitesinin güçlenmesine önemli katkılar sağlayacak. Dolayısıyla proje ekibini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum" dedi.

2 kişi hayatını kaybetmişti: Hastaların vücuduna antifriz girmiş Haber

2 kişi hayatını kaybetmişti: Hastaların vücuduna antifriz girmiş

Burdur Devlet Hastanesi'nde 25 Mayıs 2024'te tedavi olan 33 kişinin rahatsızlandığı ve farklı hastanelere sevk edildikten sonra 4 kişinin öldüğü olay sonrası hazırlanan iddianame tamamlandı. Ölenlerden 1'inin bu olayla bağlantılı olduğu, diğer ölümlerin ilgisinin olmadığı belirtildi. Savcılık tarafından 3 şüphelinin 'taksirle ölüme sebebiyet verme' ve 'taksirle yaralama' suçlarından yargılanması istendi. Hazırlanan bilirkişi raporlarında ise hastaların vücuduna diyaliz sırasında hastanenin kazan dairesinden gelen antifrizli suyun girdiği tespit edildi. Burdur Devlet Hastanesi'nde 25 Mayıs Cumartesi günü 08.00-12.00 ile 12.00-16.00 seansında diyalize giren hastalardan bazıları baş dönmesi, mide bulantısı, şuur bulanıklığı ve nakil aracından inememe tarzı şikayetlerle hastaneye geri dönmüştü. Bunun üzerine hastane yönetimi gün içinde diyalize giren tüm hastaları hastaneye çağırıp yapılan tetkiklerin ardından, gün içinde diyaliz merkezinde tedavi olan 33 hastayı Afyonkarahisar, Isparta, Antalya, Bucak'ta bulunan devlet hastaneleri ve özel diyaliz merkezlerine sevk etti. Sevk edilen hastalardan 23'ü Antalya'da, 6'sı Afyonkarahisar'da, 3'ü Isparta'da, 1'i ise Denizli'de tedavi altına alınmıştı. Antalya'da entübe halde olan hastalardan Mustafa Demir (70), Saniye Aksöz (88) ve Somali uyruklu Amina Abas Jama (67) hayatını kaybetti. Hastaneye gelerek incelemelerde bulunan Sağlık Bakanlığı'na bağlı bilirkişilerin raporu sonrasında ihmali olduğu değerlendirilen Burdur Devlet Hastanesi'nde görevli elektrik teknisyeni İ.S., tekniker M.C. ve hastane yapımında ve proje aşamasında görevli taşıyıcı şirket makine mühendisleri G.A.S. ve Y.A., 'taksirle ölüme sebebiyet verme' ve 'taksirle yaralama' suçlarından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 4 şüpheli adliyeye sevk edildi. Adliyeye çıkarılan şüphelilerden hastane personeli İ.S. ve M.C. savcılıkta ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılırken mahkemeye çıkarılan hastane yapımında ve proje aşamasında görevli olan yüklenici firma makine mühendisleri G.A.S. ve Y.A. 'taksirle ölüme sebebiyet verme' ve 'taksirle yaralama' suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Hastaların vücutlarına diyaliz sırasında antifiriz girdiği tespit edildi Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma hazırlanan iddianame çerçevesinde, alınan bilirkişi raporları doğrultusunda tedavi gören hastaların vücuduna diyaliz sırasında hastanenin kazan dairesinden gelen antifrizli suyun girdiğinin tespit edildiği aktarıldı. Bilirkişi raporunda ayrıca, olayın sistemde antifrizli suyun varlığı, by-pass hattı üzerinde küresel vananın açık unutulması ve hidrofor sisteminin arıza vermesine rağmen müdahale edilmemesi nedeniyle gerçekleştiği belirtildi. Hazırlanan iddianame tamamlandı Savcılık tarafından yapılan soruşturmanın tamamlanmasının ardından hazırlanan iddianame tamamlandı. İddianamede elektrik teknisyeni İ.S., tekniker M.C., hastane yapımında ve proje aşamasında görevli taşıyıcı şirket makine mühendisi Y.A. için 'taksirle ölüme sebebiyet verme' ve 'taksirle yaralama' suçlarında yargılanması talep edildi. Burdur 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamenin ardından yargılama sürecinin başlayacağı öğrenildi. Diğer ölümler için ‘ek kovuşturmaya yer olmadığı' kararı İddianamede, Osman Ali Gönüllü'nün ölümüne ilişkin tıbbi evrakların incelenmesinde ölüm nedeninin pankreas kanseri olduğunun ifade edilirken, Burdur Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda Gönüllü'nün 16 Temmuz 2024'te hayatını kaybetmesi ile 25 Mayıs 2024'te meydana gelen olay arasında illiyet bağının bulunmadığına dair rapor düzenlendiği belirtildi. Olayın ardından Antalya'da tedavi altına alınan Saniye Aksöz ve Amına Abas Jama'nın ölümleri hakkında ise iddianamede, "Kanlarında yapılan incelemelerde toksik maddelerin bulunmadığı, bilinç değişikliği, asidoz, aritmi gibi bulguların gelişmemesi, kişilerde mevcut diyabet, hipertansiyon, akut ve kronik böbrek yetmezlikleri, kalp yetmezliği, kalp hastalıkları ve kanlarında diyaliz cihazlarında bulunan 'etilen glikol' bulunmaması nedenleriyle 25 Mayıs 2024'te meydana gelen olayla aralarında illiyet bağının bulunmadığının oy birliği ile mütalaa edildiği" denildi. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporlarda da 'illiyet bağının bulunmadığı'nın tespit edildiği kaydedilen iddianamede, bu sebepten dolayı sanık G.A.S., Y.A., İ.S. ve M.C. hakkında 'ek kovuşturmaya yer olmadığı' kararı verildiği belirtildi.

Yüz Ağdası
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.