Hava Durumu

#İzmit

Yeni Marmara Gazetesi - İzmit haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İzmit haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Gramı 900, kilosu 900 bin TL: 150 bin çiçekten sadece 1 kilo çıkıyor Haber

Gramı 900, kilosu 900 bin TL: 150 bin çiçekten sadece 1 kilo çıkıyor

Dünyanın en değerli baharatları arasında yer alan safran, üretiminin zahmetli olması nedeniyle yüksek fiyatıyla dikkat çekiyor. Mor renkli safran çiçeğinin içerisindeki üç parçalı kırmızı tepeciğin tek tek toplanıp kurutulmasıyla elde edilen ürün; yemek, tatlı ve içeceklere renk, aroma ve lezzet vermek amacıyla kullanılırken, gıda, kozmetik ve ilaç sektörlerinde de değerlendiriliyor. Yaklaşık 150 bin çiçekten yalnızca 1 kilogram kuru safran elde edilirken, gram fiyatı 900 liraya, kilogram fiyatı ise 900 bin liraya kadar çıkıyor. Yüksek ekonomik değeri nedeniyle safran, sahteciliğe de açık ürünler arasında bulunuyor. Safran diye alınan ürünün aspir (yalancı safran) çıkmaması için tüketicilerin dikkatli olması gerekiyor. Gerçek safranın telleri koyu kırmızı renkte ve kendine özgü kokuda olurken, suya bırakıldığında rengini yavaşça sarıya bırakıyor. Kocaeli'nin İzmit ilçesinde 29 yıldır aktarlık yapan Nurettin Tezel, safranın kullanım alanlarını ve yüksek fiyatının nedenlerini anlattı. "150 bin çiçekten ancak 1 kilo safran elde edebiliyor" Safranın faydasından bahseden Tezel, "Antioksidan özelliğinden dolayı bağışıklık sistemini güçlendirir. Kalp rahatsızlığında, gözdeki sarı lekelere, ruh sağlığında, unutkanlığa iyi gelir. Safranın değerli olmasının temel nedeni üretimi ve az olmasıdır. Yaklaşık bir dönüm safran tarlasından, 150 bin çiçekten ancak 1 kilo safran elde edebiliyor. Pahalı olmasının nedeni işçiliğinin zor olması. Çünkü o safran çiçeğinin içerisinden o kırmızı yapraklar tek tek toplanıyor. Onun için de maliyeti yüksek çıkıyor" dedi. Safranın gram fiyatının kalitesine göre 750 ila 900 lira arasında değiştiğini belirten Tezel, kilogram fiyatının ise 750 bin ila 900 bin lira seviyelerine ulaştığını söyledi. Hasadın ekim ve kasım aylarında yapıldığını kaydeden Tezel, safranın güneşli havayı ve uygun toprağı tercih ettiğini ifade etti. Tezel, safranın pilav, tatlı ve bazı tıbbi ürünlerde kullanıldığını belirtti. "Gerçek safran kırmızıdır, suya sarı bir renk bırakır" Gerçek safranın nasıl anlaşılabileceğine de değinen Tezel, "Gerçek safran kırmızıdır ancak suya girdiği zaman sarı bir renk bırakır. Gerçekliğini bu şekilde anlayabiliriz" dedi. Piyasada "aspir" olarak isimlendirilen ürünün de bulunduğunu belirten Tezel, bu ürünün "yalancı safran" olarak bilindiğini söyledi. "İşini bilen aktarları tercih ederlerse yanılmamış olurlar" Vatandaşlara sosyal medya üzerinden safran ve benzeri ürünleri satın almamaları konusunda uyarıda bulunan Tezel, güvenilir aktarların tercih edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "En önemli şey, vatandaşlarımızın güvendiği aktarları tercih etmeleri. Herkes bu işi yapmaya başladı ama işini bilen insanları tercih etmeleri lazım. Sosyal medya üzerinden bu tür ürünleri almamaları lazım. İşini bilen aktarları tercih ederlerse yanılmamış olurlar" ifadelerini kullandı.

Bayram günü kadının yüzünü bardak ve kül tablasıyla kırmıştı: Tutuklandı Haber

Bayram günü kadının yüzünü bardak ve kül tablasıyla kırmıştı: Tutuklandı

Olay, Ramazan Bayramı'nın birinci günü (20 Mart 2026) İzmit'teki bir kafede meydana geldi. Meryem Yıldırım (39) ve oğlu Talha Kaan İzal (21), vakit geçirmek için mekana gitti. İddiaya göre, kafe önünde bir şahsın darp edildiğini gören Yıldırım, bu kişiye yardım etmek amacıyla onu içeriye çağırdı. Bu sırada şahsı darbeden grup da kafeye girerek küfür etmeye başladı. Talha Kaan İzal'ın, gruptakileri "Burada kadınlar var, küfür etmeyin" şeklinde uyarması üzerine arbede çıktı. Saldırıya uğrayan anne ve oğlu darp edildi. Meryem Yıldırım'ın yüzünde çok sayıda kırık, Talha Kaan'ın kaburgasında ise çatlak tespit edildi. Anne ve oğul, hastane tedavilerinin ardından taburcu oldu. Soruşturma kapsamında Kürşat G. tutuklanırken, Emrah G. ve Sema K. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. "Sema, Meryem'in yüzünü yere vurarak, 'Bu kadını öldürün' demiş" Olayla ilgili davanın 2. celsesi 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmeye devam etti. Duruşmaya, tutuklu sanık Kürşat G., tutuksuz sanıklar Emrah G., Sema K., müşteki Meryem Yıldırım ve taraf avukatları katıldı. Sanıklar önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyleyerek suçlamaları kabul etmedi, Kürşat G., tahliyesini istedi. Müşteki Meryem Yıldırım ise sanıklardan şikayetçi olduğunu söyledi. Tanık olarak dinlenen Meryem Yıldırım'ın arkadaşı D.P., "Meryem olay tarihinde yanıma gelerek, 'Bizi kurtar, oğlumu ve beni darp ediyorlar' dedi. Sema, Meryem'in yüzünü yere vurarak, 'Bu kadını öldürün' demiş. Ambulansı beklerken Meryem, Sema'nın kendisinin yüzüne küllük ve bardak attığını söyledi" dedi. Tutuklu sayısı 2'ye çıktı Mahkeme heyeti, Sema K. hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması, delillerin karartılması veya kaçma şüphesinin bulunması, suç için öngörülen cezanın üst haddi ve verilmesi muhtemel ceza ile adli kontrolün bu aşamada yetersiz kalacağı kanaatine varılarak hakkında tutuklama kararı verdi. Tutuklu sanık Kürşat G'nin ve tutuksuz sanık Emrah G'nin mevcut durumunun devamına ve duruşmanın ertelenmesine karar verildi.

Yeni doğurduğu bebeğini 9 yerinden bıçaklayarak öldüren annenin cezasını Yargıtay bozdu Haber

Yeni doğurduğu bebeğini 9 yerinden bıçaklayarak öldüren annenin cezasını Yargıtay bozdu

Olay, 20 Ocak 2021 tarihinde İzmit Yenişehir Mahallesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, evli ve 3 çocuk annesi Merve T. (34), evinde sancılanması sonrası girdiği banyoda doğum yaptı. Bir erkek bebek dünyaya getiren Merve T. yeni doğan bebeğini banyoda 9 kez bıçaklayarak öldürdü. Olayın ardından özel bir hastanede tedavi altına alınan Merve T., tedavisi sonrası gözaltına alındı. İfadesi alınan Merve T. çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. 2022 yılında müebbet hapis cezası aldı İddianamede, Kocaeli Adli Tıp Şube Müdürlüğünce olay ile ilgili düzenlenen otopsi raporunda bebeğin kesici delici aletle öldürücü nitelikte toplam 9 kez yaralandığı belirtildi. Merve T.'nin iddianamedeki ifadesinde olay günü bel ağrısı sebebiyle hastaneye gittiğini ve kas gevşetici iğne yapıldığını, eve geldiğinde ise kanaması olduğunu belirtti. Daha sonra duşa girdiğinde ise bebeğin doğduğunu, bebeğin kordonunu kesmek için meyve bıçağı aldığını ve sonrasını hatırlamadığını belirtti. Ayrıca Merve T., hamile olduğunu bilmediğini, bilinç dışında eylemde bulunduğunu ifade etti. "Çocuğa ve altsoya karşı kasten öldürme" suçundan yargılanan sanık 14 Haziran 2022 tarihinde müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildi. Yargıtay kararı bozdu Sanık avukatları, sanığın olay anında geçici olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini, epilepsi hastası olduğunu ve eylemi bilinç dışı gerçekleştirdiğini belirterek karara itiraz etti. İtiraz üzerine Yargıtay, kişinin geçici bir nedenle fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı TCK'nin 34. maddesi yönünden bozarak dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi. "Kendimde değildim" Olayla ilgili davanın ilk celsesi Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlandı. Duruşmaya tutuklu sanık Merve Y., avukatları ve müşteki eşi Hakan Y. katıldı. Bozma ilamına karşı sanık Merve T., "Bozma ilamına bir diyeceğim yoktur, uyulmasını talep ediyorum. Bozma doğrultusunda, şu anki ruh halim nazara alınarak beraatimi talep ediyorum. Kendimde değildim. Tahliyemi istiyorum" dedi. Müşteki ise şikayetçi olmadığını söyledi. "Kendi çocuğunu bilerek öldürmesi mümkün değil" Sanık avukatları Tuba Özbay ve Mahmut Cengiz Sarıbay, müvekkillerinin yaklaşık 5 yıldır tutuklu bulunduğunu belirterek tahliyesini talep etti. Avukatlar, sanığın kendi çocuğunu bilerek öldürmesinin mümkün olmadığını, olayın ani gelişmesiyle cinnet hâlinde eylemi gerçekleştirdiğini ve epilepsi hastalığı bulunduğunu savundu. Dosyadaki tüm delillerin toplandığını ve delil karartma ihtimalinin bulunmadığını belirten avukatlar, müvekkilinin tutuklulukta geçirdiği süre de dikkate alınarak serbest bırakılmasını istedi. Mahkeme heyeti, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına, sanığın tutukluluk halinin devamına ve duruşmanın ertelenmesine karar verdi.

Tek otobüsle başlayan tutku, klasik otobüs müzesine dönüştü Haber

Tek otobüsle başlayan tutku, klasik otobüs müzesine dönüştü

Ekip, araçların dönemine uygun olması için bulunması güç orijinal parçaları adeta yapboz gibi yurt içi ve yurt dışından temin ediyor. Bursa'da klasik otobüslere gönül veren Bilal Acar'ın yaklaşık 4-5 yıl önce bir otobüs alarak restorasyon için Ahmet Canbaz'a getirmesiyle başlayan süreç, kısa sürede büyüdü. Bir aracın ardından "Bunu da alalım, şunu da alalım" diyerek farklı dönemlere ait otobüsleri koleksiyona dahil eden Acar, zaman içerisinde araç sayısının 16'ya ulaşmasıyla müze kurma kararı aldı. Tek otobüsle başladı müzeye dönüştü Otobüs sahibi Bilal Acar, çalışmaların başlangıçta tek bir araç üzerinden ilerlediğini belirterek, zamanla koleksiyon fikrinin ortaya çıktığını söyledi. Acar, amaçlarının yalnızca eski araçları bir araya getirmek olmadığını, Türkiye'nin toplu taşıma tarihini gelecek nesillere göstermek istediklerini ifade etti. Özellikle 1950'li yıllarda kullanılan otobüslerin dönemin ulaşım şartlarını yansıttığını anlatan Acar, geçmişte insanların Doğu ve Karadeniz'den İstanbul'a günler süren yolculuklar yaptığını belirterek, o dönemin otobüslerinin korunmasının önemine dikkat çekti. Müze için hazırlanan otobüslerin restorasyonunda en büyük zorluklardan biri ise yıllar önce üretimden kaldırılan parçaları bulmak. Restorasyon ustası Ahmet Canbaz ve Acar, araçları mümkün olduğunca orijinal haline döndürmek için Türkiye'de bulunmayan parçaların izini sürüyor. Bazı parçalar Almanya başta olmak üzere yurt dışından temin edilirken, yıllarca depolarda veya özel koleksiyonlarda saklanmış parçalar da araştırılarak araçlarla yeniden buluşturuluyor. Kimi zaman tek bir parçanın bulunmasının dahi uzun yıllar sürdüğü belirtilirken, bulunan parçalar adeta bir yapbozun parçaları gibi araçların üzerinde yerini alıyor. 1966 model Mercedes-Benz otobüsün orijinal Hella stop lambalarının yanı sıra Mercedes 321 modeline ait orijinal far ve stop parçalarının da tesadüfen bulundukları ifade edilirken, bazı parçaların ise araçların restorasyonu başlamadan yıllar önce satın alınarak saklandığı aktarıldı. Tamamen el işçiliğiyle gerçekleştirilen restorasyonlarda bir aracın tamamlanması 1-2 yılı bulabiliyor. Üretimlerinin üzerinden onlarca yıl geçmesi nedeniyle parçaları bulunamayan otobüslerde ise restorasyon süreci daha da uzayabiliyor. Koleksiyonda 1950 ve 1960'lı yıllardan kalma çok sayıda otobüs bulunurken, amaç her aracı mümkün olduğunca kendi döneminin özelliklerini taşıyacak şekilde yeniden hayata geçirmek. "Geçmişi göstermemiz lazım" Bilal Acar, otobüs müzesini gelecek nesillere geçmişteki ulaşım şartlarını göstermek için kurmak istediklerini belirterek, "Kendimiz de toplu taşımacılığın nereden nereye geldiğini bizden sonraki nesillere göstermemiz lazım. İnsanlar 1950'li yıllarda bulunan otobüslerle Doğu'dan, Karadeniz'den İstanbul'a iki günde, üç günde gelmiş. Bunları yaşatmamız lazım. Bizden sonraki nesillerin bunları görmeleri lazım" dedi. 16 otobüslük koleksiyonun daha geniş bir alanda sergilenmesi için de hazırlık yapılıyor. İzmit'de yaklaşık 3 dönümlük yeni bir alan üzerinde proje çalışması yürütülürken, onayların ardından ofis, atölye ve araçların korunacağı kapalı alanların oluşturulması planlanıyor. Koleksiyonun tamamlanmasıyla birlikte ziyaretçilerin yalnızca eski otobüsleri görmesi değil, Türkiye'de toplu taşımacılığın geçirdiği değişime de tanıklık etmesi hedefleniyor. Geçmişin ulaşım kültürünü korumak için çalışmalarını sürdüren Acar ve Canbaz, "Geçmişe sahip olmak güzel bir şey. Geçmişi unutmadan ilerlemek daha da güzel bir şey" anlayışıyla otobüsleri gelecek nesillere bırakmayı amaçlıyor.

Anne ve oğlunun darbedildiği kafedeki dehşetin ilk duruşması görüldü Haber

Anne ve oğlunun darbedildiği kafedeki dehşetin ilk duruşması görüldü

Bir sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilen duruşmanın ardından açıklamalarda bulunan Meryem Yıldırım, yaşadığı travmayı anlattı. Yıldırım, "Şuan sağ kulağım duymuyor, gözümde görme kaybı var. İçimde hala bazı şeyler devam ama dışta biraz toparladım. Saçlarım uzadı. Kendime dönmeye çalışıyorum" dedi. Olay, Ramazan Bayramı'nın birinci günü (20 Mart 2026) İzmit'teki bir kafede meydana geldi. Meryem Yıldırım (39) ve oğlu Talha Kaan İzal (21), vakit geçirmek için mekana gitti. İddiaya göre, kafe önünde bir şahsın darbedildiğini gören Yıldırım, bu kişiye yardım etmek amacıyla onu içeriye çağırdı. Bu sırada şahsı darbeden grup da kafeye girerek küfür etmeye başladı. Talha Kaan İzal'ın, gruptakileri "Burada kadınlar var, küfür etmeyin" şeklinde uyarması üzerine arbede çıktı. Saldırıya uğrayan anne ve oğlu darbedildi. Yüzüne ve vücuduna aldığı darbelerle ağır yaralanan, yüzünde çok sayıda kırık ve kaburgasında çatlak tespit edilen Yıldırım, hastane tedavisinin ve geçirdiği ameliyatların ardından taburcu oldu. Soruşturma kapsamında Kürşat G. tutuklanırken, Emrah G. ve Sema K. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Geçtiğimiz cuma günü görülen davanın ilk duruşmasına tutuklu ve tutuksuz sanıklar, müşteki Meryem Yıldırım, oğlu Talha Kaan İzal ile taraf avukatları katıldı. Sanıkların suçlamaları reddettiği duruşmada mahkeme heyeti, Kürşat G.'nin tutukluluk halinin, diğer iki sanığın ise adli kontrol tedbirlerinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi. Duruşma sonrası yaşadığı süreci anlatan Meryem Yıldırım, olayın aslında başka bir kavganın yansıması olduğunu ve kendileriyle bir ilgisi bulunmadığını belirtti. Yıldırım, sanıkların mahkemedeki ifadelerinde gerçeği yansıtmayan beyanlarda bulunduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Bayramın 1. günü oğlumla bir mekanda otururken darp edilmiştim. Bununla ilgili ilk duruşmamız gerçekleşti. 3 kişilerdi, 1 kadın 2 bey vardı. Birinin tutukluluk hali devam ediyor, diğer 2'si ise yurt dışı çıkış yasağı ve denetimli şekilde dışarıdalar. Olay aslında başka bir kavganın yansıması oldu. Bizimle alakası yoktu. Oğlum, 'Beyler küfür etmeyin, hanımlar var' dediği için sanıklardan Kürşat tarafından yumruk atıldı. Oğlum tekme attı, bende oğlumu kurtarmak için müdahale ettim ve olay yaşandı. İfadede daha çok, sanıklardan Sema Hanım ile benim aramda tartışma olduğunu ve merdivenden düştüğümü, kendilerinin suçsuz olduğunu söylüyorlar ama benim sanık Sema ile sadece, bana küllük fırlattığı için benim ona temasım oldu. Sadece saçlarımızı tuttuk. Onun dışında zaten ben, Kürşat ve Emrah tarafından darbedildim." "Şuan sağ kulağım duymuyor" Sağlık durumu ve psikolojik sürecine de değinen Yıldırım, "Şuan sağ kulağım duymuyor. Gözümde görme kaybı var. Konuşma bozukluğum vardı, biraz tedavi ve terapi ile düzeldi. Biraz daha iyiyim. İçimde hala bazı şeyler devam ama dışta biraz toparladım. Saçlarım uzadı. Kendime dönmeye çalışıyorum. Psikolojik tedavi hala devam ediyor. Ataklar yaşıyorum, tedavim devam ediyor. İzmit'ten de uzaklaştım. Biraz uzak kalmak istedim, duruşma için geldim. Biraz daha kendime dönmeye çalışıyorum" dedi. "Beklentimiz öldürmeye teşebbüsten yargılanmalarıydı" Meryem Yıldırım'ın avukatı Murat Ustabaşı ise müvekkilinin aldığı darbelerin ölümcül nitelikte olduğuna dikkati çekerek iddianamedeki suç vasfına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ustabaşı, "Müvekkilin kafasında 60 dikiş var. Yüzünde kırılmamış kemik kalmamış ve bir gözünde de görme kaybı var. Bunlar herhangi birinin ölümüne yetecek kadar ağır yaralamalar. Bizim beklentimiz öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmalarıydı ancak dava 'neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama' suçundan açıldı. Şahıslardan biri tutuklu. Diğer iki sanığın tutuklanmasını istedik ancak onlar için adli kontrol kararının devamına karar verildi. Ekim ayında müvekkilim Adli Tıp Kurumundan tekrar bir kati rapor alacak. O rapor bize durumu daha açıklayıcı kılacak. Ayrıca müvekkilimin oğlu Talha'nın da dosyaya müşteki olarak dahil olmasını bekliyorduk. Dosya içerisinde tek müşteki Meryem Hanım. Talha da aynı şekilde zarar gören kişi. Savcılık makamı onun bu dosyada müşteki olmasını uygun görmemiş, durumu başka bir dosya üzerinden değerlendirmişler. O dosyayı da göreceğiz, bakalım neler olacak" diye konuştu. "Hastanelerde süründük, bana söz hakkı doğmadı" Olayda darbedilmesine rağmen bu davada müşteki sıfatıyla yer alamadığını ve duruşmada kendini ifade edemediğini dile getiren Talha Kaan İzal ise "Müşteki olarak duruşmada bulunamadım, bana söz hakkı doğmadı. Ben duruşmanın sonuna kadar dinledim. Zaten ilk duruşmaydı. Bende darbedildim. Darp raporu aldım, olaydan sonra hastanelerde süründük ama bana söz hakkı doğmadı. Karşı taraf benim için suçlamalarda bulundu. Durduk yere tekme attığım iddia edildi. Durduk yere atılmış bir tekme yoktu. Bana söz hakkı tanınmadığı için kendimi ifade edemedim. Müşteki olarak beni olaya dahil etmediler. Şikayetçi olmuştum ancak savcılık böyle uygun görmüş ama ben de şikayetçiyim" ifadelerini kullandı.

"Cinler kan istiyor" yalanına 9 yıl 10 ay hapis Haber

"Cinler kan istiyor" yalanına 9 yıl 10 ay hapis

İddiaya göre, 2023-2024 yılları arasında İzmit ilçesinde eşinin psikolojik rahatsızlığı nedeniyle yardım arayan H.D. (63) isimli yaşlı adam, arkadaşının aracılığıyla Y.C. (45) ile tanıştı. Y.C., H.D.'ye eşinin üzerinde çok ağır bir büyü bulunduğunu, çocuklarının da bundan etkilendiğini öne sürdü. Bu durumu düzeltebileceğini ancak bunun için çok sayıda adak kesilmesi gerektiğini ileri süren Y.C., cinlerin kan talep ettiğini de söyledi. Y.C.'nin ayrıca muska yazımı için safran bitkisine ihtiyaç duyulduğunu, Türkiye'deki safranların alkollü olduğunu iddia ederek, yurt dışından getirtilecek safranın yüksek maliyeti olduğu gerekçesiyle H.D.'den toplam 130 bin lira aldığı belirtildi. Daha sonra durumdan şüphelenen yaşlı adamın şikayeti üzerine Y.C. ve H.Ş. gözaltına alındı. "Suçlamaları kabul etmiyorum" Şüpheli Y.C., iddianamede yer alan ifadesinde, "H.D. iş yerime geldi. Boynumdaki muskayı görünce nereden elde ettiğimi sordu. Sakarya'da H.Ş. tarafından muskanın yazıldığını söyledim. Numarasını isteyince verdim. H.Ş., H.D.'ye birkaç tane muska yazdı ve karşılığında 500-1000 TL para aldı. Suçlamaları kabul etmiyorum" diye konuştu. H.Ş. (75) ise ifadesinde, "Daha önce medyumluk yapıyordum ancak bıraktım. O zamanlar bazı kişilere muska yazıyordum. Y.C.'ye de yazdım. Yazdığım muskaların mürekkebi safrandan olduğu için cüzi miktarda para alıyordum. H.D.'den dediği gibi bu kadar para almadım" şeklinde konuştu. Hazırlanan iddianamede, tutuksuz sanıklar Y.C. ve H.Ş. hakkında "fikir ve eylem birliği içerisinde dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık" suçundan 3 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Sanıkların ayrıca "677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun'a muhalefet" suçundan da 3 aydan az olmamak üzere cezalandırılmaları talep edildi. Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuksuz sanıklar Y.C. (45) ve H.Ş. (75) ile mağdur H.D. (63) katılmazken, taraf avukatları salonda hazır bulundu. Dosyadaki delillerin toplandığını belirten mahkeme heyeti kararını açıkladı. Heyet, sanık H.Ş.'yi "dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık" suçundan 5 yıl, "677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun'a muhalefet" suçundan ise 4 ay olmak üzere toplam 5 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırdı. Diğer sanık Y.C.'ye ise aynı suçlardan toplam 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

19 yıl önce doğurduğu bebeğini çöpe atmıştı: Mahkemede "Hatırlamıyorum" diyerek ağladı Haber

19 yıl önce doğurduğu bebeğini çöpe atmıştı: Mahkemede "Hatırlamıyorum" diyerek ağladı

27 Mayıs 2007 tarihinde İzmit ilçesi Yahyakaptan Mahallesi'nde meydana gelen olayda, göbek bağı boğazına sarılı ölü bebek, çöp konteynerine atılmış vaziyette bulunmuştu. Faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yapılan çalışmalar kapsamında, bebeğin annesi Emine N.Ö. olduğu tespit edildi. Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, 18 Kasım 2025 tarihinde Sakarya'nın Sapanca ilçesinde düzenlediği operasyonla şüpheliyi yakaladı. Yakalanan şüpheli, İstanbul Adli Tıp Kurumu Müdürlüğü'nde yapılan DNA eşleştirme işlemleri sonrası adliyeye sevk edildi. Emine N.Ö., sevk edildiği adli mercilerce tutuklanarak cezaevine gönderildi. 2007 yılında olay yerinde bulunan parmak izi delilinden yola çıkılarak şüphelinin kimliğinin tespit edildiği öğrenildi. "'Biri öldürüp bırakmış' diye düşündük. Kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanan Emine N.Ö., Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde tekrar hakim karşısına çıktı. Duruşmaya tutuklu sanığın yanı sıra avukatı Uğur Gökkoyun, kayyım olarak atanan avukat Ayşe Pınar Eren ve tanıklar katıldı. Tanık olarak dinlenen polis memuru S.K., "Çöp konteynerinin yanında şüpheli ceset veya et parçası olduğu bilgisi geldi. Anonsla olay yerine gittiğimizde gri renkli çöp konteynerinin yanında havlu ile sarılmış ve kadın kilotlu çorapla bağlanmış bebek gördük. Bebeğin göbek bağı kesilmemişti. Plasenta görmedim, hatırlamıyorum. Göbek kordonu bebeğin vücuduna sarılı değildi. Kordon boynuna sarılmış olduğunu hatırlamıyorum. Bebekte yara izi hatırlamıyorum ancak çok kan vardı. Zayıf bir bebekti. 'Biri öldürüp bırakmış' diye düşündük. 'Birisi mi zarar verdi' kanısı oluşmuştu. Çorapla kamufle edilmeye çalışılmış izlenimi almıştık" diye konuştu. "Bebek; karton kutunun içine ve kağıt poşete konulmuş, battaniye sarılmıştı" Bebeği ilk bulan tanık F.D. ise, "Hurdaya gittiğimde bebeği buldum. Bebek; karton kutunun içine ve kağıt poşete konulmuş, battaniye sarılmıştı. Poşeti karıştırırken bebeğin ayağını gördüm. Korktum ve uzaklaştım. Kokudan arkadaşımı aradım, o da polise haber verdi. Poşetin ağzı külotlu çorapla bağlandığını ilk ifademde vermişim doğrudur ancak uzun zaman geçtiği için onu şimdi hatırlamıyorum" şeklinde konuştu. "Emine doğaya, insanlara, yaşlılara, çocuklara hassasiyeti olan biridir" Tanık olarak dinlenen sanığın komşusu ve yakın arkadaşı, "O tarihlerde sanıkla aynı binada oturuyorduk. Sık sık birbirimize gidip giderdik. 2006 yılında babası vefat edince Emine'nin psikolojisi bozuldu. Birkaç kere sinir krizi geçirdi, elleri ayakları kilitlendi. Uzun yıllar ilaç kullandı. Emine'nin hamileliğini hiç anlamadım. Karnında büyüklük, kilosunda değişiklik hatırlamıyorum. Emine doğaya, insanlara, yaşlıla ra, çocuklara hassasiyeti olan biridir" ifadelerini kullandı. "Bebeğin boğazına kordon 3 tur dolanmıştır" Kayyım olarak atanan Ayşe Pınar Eren ise, "Otopsi ölü muayene raporuna göre bebek sağ doğmuş, nefes alıyor haldedir, sonradan vefat etmiştir. Bebeğin boğazına kordon 3 tur dolanmıştır, bu tıbben çok düşük ihtimaldir" ifadelerini kullandı. "Hatırlamıyorum" diyerek ağladı Tanık ifadelerine ilişkin söz hakkı verilen sanık ağlayarak, "Hatırlamıyorum" dedi. Tutuklu sanığın avukatı Uğur Gökkoyun ise, "Müvekkilim olay tarihinde hamile olduğunu bilmediğini ilk ifadesinde de belirtmiştir. Kordon dolanması olayı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Müvekkilim olayı hatırlamadığını, bayıldığını söylüyor. Müvekkilim psikolojisi çökmüştür, intihar eğilimindedir. Müvekkilimin tahliye edilmesini talep ediyorum" diye konuştu. Mahkeme heyeti, bebeğin ölü doğup doğmama ihtimali ve ilk alınan otopsi raporunun doğruluğuna ilişkin belgenin beklenilmesine, sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi. İlk celse sanığın verdiği savunma Davanın 14 Nisan 2026 tarihindeki ilk celsesinde sanık Emine N.Ö., "O tarihlerde psikolojik olarak yaşadığım travmalar vardı. Bundan dolayı hamile olduğumun farkında değildim. Vücudumda herhangi değişiklik yoktu, karnım şişmemişti. Regl takvimim düzenliydi. Mide bulantısı da yaşamadım. Olay günü çok şiddetli karın ağrısı ile tuvalete gittim. Tuvaletteyken aşırı kanamam oldu. Beni kan tutuyor. Bulanık hatırladığım durumlar oluştu. Ne olduğunu anlamadığım durumla karşılaştım. Katı bir cisim benden düştü, bebeğin kafasını görünce bayıldım. Ayıldığımda bebek kucağımdaydı ve kaskatıydı. Bebeğin ağladığını duymadım. İlk yardım amacıyla bebeğin sırtına vurdum. Bebek geldiğinde kordonun durumunu hatırlamıyorum. Bebekten ayrılışımız nasıl oldu hatırlamıyorum. O dönem psikolojik olarak bunalıma girmiştim, bunun için ilaç da kullanıyordum. Çok net hatırlamıyorum ama o sıra alkollü olabilirim. Bebeğin boğazındaki kordonu görmedim, hatırlamıyorum" şeklinde konuşmuştu.

Yüz Ağdası
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.