Hava Durumu

#Kriz

Yeni Marmara Gazetesi - Kriz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kriz haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Başkan Oktay Yılmaz; "Şahin Biba Bursa'ya hayırlı olsun" Haber

Başkan Oktay Yılmaz; "Şahin Biba Bursa'ya hayırlı olsun"

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, rüşvet, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve imar kirliliğine neden olma" suçlarından tutuklanması ve geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırılmasının ardından, belediye meclisi, yeni başkan vekilini seçmek için belediye binasındaki meclis salonunda toplandı. Üçüncü turun sonunda, Başkan Vekilliğine 61 oyla AK Partili Meclis Üyesi Şahin Biba seçildi. Yıldırım Belediye Başkanı ve Meclis Başkanvekili Oktay Yılmaz, toplantı sonrası basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bursa Valiliğinin davetiyle birlikte saat 11'de Bursa Büyükşehir Belediye Meclis oturumunu başlattıklarını belirten Meclis Başkanvekili Oktay Yılmaz, "Ancak, oturuma saat 12.00'dan sonra başlayabildik. Cumhur İttifakı ve bağımsız üyelerin katılımıyla meclisin yüzde 58'inin katılımıyla bir meclis oturumu geliştirdik. Katılan oylarının tamamını alarak yani meclisin yüzde 58 oyunu alarak 61 oy alan Şahin Biba arkadaşımız Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak inşallah bundan sonraki süreci yönetecektir" dedi. Basın mensuplarının 'Bursalılara bir mesajınız olacak mı?' sorusuna Yılmaz şu şekilde cevap verdi; "Tabii ki iddialar ağır, imar kirliliğine sebep olmak, suçtan kaynaklanan paranın aklanması, rüşvet, yolsuzluk gibi iddialar ve somut deliller var. Bursa'nın bu lekeden kurtulmasını öncelikli arzumuz. Bu noktada görevden uzaklaştırıldığında yasalar çok açık bir şekilde diyor ki. Yetki Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinindir. Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi Bursa'daki tüm ilçe belediye başkanlarından ve yine ilçelerin seçtiği büyükşehir meclis üyelerinden oluşmaktadır. Aslında böyle bir kriz ortamında şehir yönetiminin güvenlik kilidi Bursa Büyükşehir Belediye Meclisidir. Bu noktada Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi bugün seçim yaparak. Bursa'nın 1 saniye kaybetmesinin 1 kuruş kaybetmesine geçit vermemiş ve başkan vekilini seçmiştir." Su fiyatları ve ulaşım ile ilgili alınacak kararlara ise Yılmaz, "Bundan sonraki süreçte Cumhur İttifakı olarak böyle bir öneride bulunmuştuk. Bundan sonraki süreçte Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba kararını verecek ve sizlerle paylaşacaktır. Suda olduğu gibi Ulaşımda da yapılacaklara Büyükşehir Belediye Başkan Vekili cevap verecektir. Benim görevim meclisi birinci başkan vekili olarak yönetmekti ve hamdolsun bu süreci tamamlayarak Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Şahin Biba'ya teslim ettik" cevabını verdi. CHP'li meclis üyeleri de içeri alınmadıkları iddialarını yalanlayan Yılmaz, "Biz saat 11.00'da geldiğimizde Cumhuriyet Halk Partisi'nden bir belediye başkanı ve meclis üyeleri salonda idi. Yine İYİ Parti grubundan meclis üyelerimiz grup odalarındaydı. Bağımsız üyemiz zaten oradaydı. Ancak burada takdir edersiniz ki meclisin sınırlı sayıda misafir kabul edebiliyor. Biz bu noktada parti başkanlarımızı, milletvekillerimizi misafir edebileceğimizi ifade ettik. Çok geniş bir hücum olduğunu sizler de gördünüz. Hatta otoparktaki giriş katındaki kapı camının kırıldığına siz de şahit oldunuz. Böyle bir kaosun önüne de geçilmesi gerekiyordu. Biz burada tüm meclis üyelerimizi aslında içeri almak istedik. Birebir kendim de aradım. Başkanımızla o anlamda ilçe belediye başkanımızla irtibat kurarak almak istediğimizi, yardımcı olmak istediğimizi ifade ettik. Ancak Cumhuriyet Halk Partili meclis üyeleri, meclis grubu, meclise girmemeyi tercih etti. Girse sonuç değişecek miydi? Elbette sonuç değişmeyecekti. Çünkü Cumhur İttifakı zaten oyların çoğunluğuna sahipti. Bursa'mıza hayırlı olsun inşallah" dedi.

Su Tasarrufu Hayati Önemde... Haber

Su Tasarrufu Hayati Önemde...

Nilüfer Barajı'nın tamamen kuruduğu, Doğancı Barajı'nın kritik seviyelere indiği Bursa'da Büyükşehir’in 9 ay erken tamamladığı bypass hattı 1 Eylül’de devreye giriyor. Nilüfer ve Doğancı barajlarındaki kritik doluluk oranları, kentin su güvenliği açısından alarm verici seviyelere ulaşmış durumda. Bu kapsamda Bursa Büyükşehir Belediyesi, su yönetiminde sürdürülebilirliği sağlamak ve şehri susuz bırakmamak adına önemli bir adım attı. Bilimsel veriler ışığında planlanan ve hızla hayata geçirilen bypass hattı çalışmaları tamamlandı. 1 Eylül itibariyle Çınarcık Barajı’ndan Dobruca İçme Suyu Arıtma Tesisi’ne günlük 110 bin metreküp ham su aktarılacak. Böylece hem mevcut kaynaklar üzerindeki baskı azaltılacak hem de kent genelinde hissedilen su baskısı önemli ölçüde hafiflemiş olacak. Çalışma öne çekildi, su krizinin önüne geçildi Çınarcık Barajı bypass hattının 9 ay erken tamamlanarak hizmete alınmasının, Bursa’nın su geleceği açısından stratejik bir adım olduğunu vurgulayan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, "Doğancı Barajı’nda doluluk oranı yüzde 40’lara kadar geriledi, Nilüfer Barajı ise tamamen boş durumda. Bu nedenle Çınarcık Barajı’nı devreye almak hayati bir adımdı. Bilimsel raporlar doğrultusunda harekete geçtik ve bypass hattı projesini 9 ay öne çekerek tamamladık. 1 Eylül itibariyle bu hat üzerinden Dobruca Arıtma Tesisimize günlük 110 bin metreküp su ulaşacak. Bu sayede kentimiz bir nebze olsun rahatlayacak" dedi. Su tasarrufu hayati önemde Su tasarrufunun da en az altyapı yatırımları kadar önemli olduğunu vurgulayan Başkan Bozbey, "Yaz aylarında su tüketimimiz 550 bin metreküpe ulaştı. Bu, Nisan ayına kıyasla 125 bin metreküp fazla kullanım demek. Çınarcık’tan gelen suyla bir rahatlama yaşanacak ama Bursalılar tasarrufu elden bırakmamalı" dedi. "Çocuklara su bilinci aşılamalıyız" Çocuklara su tasarrufu alışkanlığı kazandırmanın önemine de dikkat çekerek, ailelere ve öğretmenlere çağrıda bulunan Başkan Mustafa Bozbey, "Anne babalar ve öğretmenler, çocuklara suyun değerini öğretmeli. BUSKİ’nin internet sitesinde ‘Peki, nasıl?’ başlığı altında tasarruf yöntemlerine dair birçok öneri yer alıyor. Su kaynaklarımızı ancak hep birlikte bilinçlenerek koruyabiliriz" diye konuştu.

"Her yıl yaklaşık 200 bin kişi kalp krizi geçiriyor"  Haber

"Her yıl yaklaşık 200 bin kişi kalp krizi geçiriyor" 

Beslenmenin kalp sağlığını korumanın en temel ve etkili yollarından biri olduğuna dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Doğaç Okşen, "Ne yediğimiz, kalp-damar sistemimizin nasıl çalışacağını doğrudan etkiler. Sağlıklı bir beslenme düzeni; kan basıncını dengeler, kolesterol seviyelerini kontrol altında tutar, kan şekerini düzenler ve damar sertliğini önler. Dengeli ve bilinçli bir beslenme tarzı; yalnızca kalp hastalıklarını önlemekle kalmaz, mevcut risk faktörlerinin de kontrol altına alınmasına yardımcı olur" dedi.  Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Doğaç Okşen, 14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla sağlıklı bir kalp için yapılması gerekenler konusunda açıklamada bulundu.  Kalp hastalıklarından korunmanın büyük ölçüde mümkün olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Okşen, "Kalp-damar hastalıklarının çoğu, yaşam tarzıyla doğrudan ilişkilidir ve risk faktörleri kontrol altına alınarak önlenebilir ya da geciktirilebilir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre kalp hastalıklarının yaklaşık yüzde 80'i önlenebilir niteliktedir. Kalp ve damar hastalıkları dünyada ve Türkiye'de ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Ancak bu tablo kader değil. Uygun yaşam tarzı değişiklikleriyle kalp hastalıklarının büyük kısmı önlenebilir" diye konuştu.  "30'lu yaşlarda kalp krizi vakaları arttı"  Kalp hastalıklarının genellikle 50 yaş üstünde sık görüldüğünü söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Okşen, "Ancak son yıllarda hareketsiz yaşam tarzı, kötü beslenme ve stres nedeniyle 30'lu yaşlarda da kalp krizi vakaları artmaktadır. Diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri erken yaşta ortaya çıkarsa, hastalık da daha erken kapıyı çalabiliyor. Genelde erkeklerde kadınlara kıyasla kalp hastalığı riski daha yüksektir. Erkeklerde kalp hastalıkları genellikle daha erken yaşlarda başlar (özellikle 45 yaş sonrası). Kadınlarda ise menopoz sonrası koruyucu östrojen etkisinin azalmasıyla risk artar (genellikle 55 yaş sonrası belirginleşir). Yani kadınlar da özellikle 50 yaş sonrasında dikkatli olmalıdır" dedi.  "Her yıl yaklaşık 200 bin kişi kalp krizi geçiriyor"  İstatistiki verilerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Okşen, "Türkiye'de kalp hastalıkları ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. 2024 yılı itibariyle TÜİK ve Türkiye Sağlıkta Hizmet Derneği (TSHD) verilerine göre, her yıl yaklaşık 200 bin kişi kalp krizi geçirmektedir. Kalp-damar hastalıkları, tüm ölümlerin yüzde 36'sını oluşturarak ülkemizdeki en yaygın ölüm nedenlerinden biri olma özelliğini korumaktadır" şeklinde konuştu.  "Kalp sağlığını olumsuz etkileyen durumlar"  Kalp sağlığını olumsuz etkileyen birçok faktör bulunduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Okşen, şu bilgileri paylaştı:  "Bu faktörler kontrol edilebilen ve edilemeyen riskler olarak ikiye ayrılır. Kontrol edilebilir risk faktörleri, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir veya azaltılabilir. Bunların başında sigara kullanımı gelir. Sigara, damarların daralmasına, kanın pıhtılaşmasına ve kalp krizinin kolaylaşmasına neden olur. Yüksek tansiyon (hipertansiyon), damar iç yüzeyine zarar verir ve kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine zemin hazırlar. Yüksek kolesterol ise damar duvarlarında plak birikimine neden olur ve damarların tıkanmasına yol açar. Diyabet hastalarında damar hasarı daha hızlı geliştiği için kalp hastalığı riski önemli ölçüde artar. Ayrıca fazla kilo ve obezite; kan basıncını, kolesterolü ve insülin direncini artırarak kalp sağlığını tehdit eder. Hareketsiz yaşam tarzı, kalbin dayanıklılığını azaltır ve kilo alımına neden olur. Sağlıksız beslenme (özellikle fazla tuz, şeker ve doymuş yağ tüketimi), kalp-damar sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturur. Aşırı alkol tüketimi ritim bozukluklarına ve kalp kası zayıflığına yol açabilir. Kronik stres ve kötü uyku düzeni de kalp sağlığı üzerinde baskı oluşturur, kortizol düzeylerini artırarak tansiyonu yükseltebilir."  "Aşırı tuz tüketimi kalbin daha fazla çalışmasına neden oluyor"  Beslenmenin, kalp sağlığını korumanın en temel ve etkili yollarından biri olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Okşen, "Ne yediğimiz, kalp-damar sistemimizin nasıl çalışacağını doğrudan etkiler. Sağlıklı bir beslenme düzeni; kan basıncını dengeler, kolesterol seviyelerini kontrol altında tutar, kan şekerini düzenler ve damar sertliğini önler. Buna karşılık, sağlıksız beslenme alışkanlıkları kalp hastalıklarının temel nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Kalp dostu bir diyet; sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, sağlıklı yağlar (özellikle zeytinyağı ve Omega-3 yağ asitleri) ve az miktarda doymuş yağ içeren besinlerden oluşmalıdır. Lif oranı yüksek gıdalar kolesterolün emilimini azaltır. Trans yağlar ve aşırı doymuş yağ içeren işlenmiş gıdalar ise kötü (LDL) kolesterolü artırarak damar tıkanıklığına neden olabilir. Aşırı tuz tüketimi, vücutta sıvı tutulumuna ve yüksek tansiyona yol açar; bu da kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Şekerli içecekler ve yüksek glisemik indeksli gıdalar ise obezite, insülin direnci ve diyabet riskini artırarak kalp hastalıklarına zemin hazırlar. Aynı zamanda fazla kilo, kalbin yükünü artırır ve kalp yetmezliği gelişimini kolaylaştırabilir. Sonuç olarak, dengeli ve bilinçli bir beslenme tarzı; yalnızca kalp hastalıklarını önlemekle kalmaz, mevcut risk faktörlerinin de kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Sağlıklı beslenme bir tedavi değil, bir önleme stratejisidir ve kalp sağlığı açısından vazgeçilmezdir" ifadelerini kullandı.  Dr. Öğr. Üyesi Okşen, kalp krizi riskini azaltacak 10 öneriyi şöyle açıkladı:  "Sigarayı bırakın: Sigara içmek kalp krizi riskini 2–4 kat artırır. Sigarayı bırakmak, riski kısa sürede azaltır.  Düzenli egzersiz yapın: Haftada en az 150 dakika orta düzey (tempolu yürüyüş, bisiklet) egzersiz yapın. Fiziksel aktivite, damar elastikiyetini artırır ve kolesterolü dengeler.  Sağlıklı beslenin: Sebze, meyve, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar içeren Akdeniz tipi beslenmeyi tercih edin. Trans yağ, fazla tuz ve şekerden kaçının.  Tansiyonunuzu kontrol altında tutun: Yüksek tansiyon (hipertansiyon), damar hasarına ve kalp krizine yol açabilir.  Tansiyonunuzu düzenli ölçtürün, gerekirse ilaç tedavisini aksatmayın.  Kolesterol ve trigliserit seviyelerinizi takip edin: Yüksek LDL (kötü kolesterol) ve düşük HDL (iyi kolesterol) düzeyleri risk oluşturur. Doymuş yağları azaltarak ve lifli besinleri artırarak kolesterolünüzü dengeleyin.  Kan şekerinizi kontrol edin: Diyabet hastalarında kalp krizi riski 2–4 kat daha fazladır. Düzenli kan şekeri ölçümü, sağlıklı beslenme ve ilaç kullanımı önemlidir.  Stres yönetimi yapın: Kronik stres, kalp ritmini ve tansiyonu bozarak riski artırabilir. Meditasyon, nefes egzersizleri, hobi edinme gibi yöntemlerle stresle baş edin.  Yeterli ve kaliteli uyuyun: Günde 6–8 saat düzenli uyku, kalp sağlığını destekler. Uyku apnesi gibi rahatsızlıklar varsa mutlaka tedavi edilmelidir.  Aşırı alkol, ritim bozukluğu ve yüksek tansiyon riskini artırabilir.  Düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın: Kalp sağlığı için kan basıncı, kolesterol, EKG ve gerekirse efor testi gibi rutin kontrolleri aksatmayın." 

Kalp Krizinde 7 Adımda İlk Yardım Haber

Kalp Krizinde 7 Adımda İlk Yardım

Türkiye'de her yıl ortalama 300 bin kişi kalp krizi geçiriyor. Bu sessiz ama ölümcül tehlike, her yaş grubundan insanı etkisi altına alıyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Uz. Dr. Nuri Cömert, alınması gereken önlemler ve kalp krizi anında yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.   Dünya Sağlık Örgütü'nün son verilerine göre Avrupa'nın en genç nüfusa sahip ülkelerinden biri olan Türkiye'de kalp krizlerinin beşte biri erken yaşta gerçekleşiyor. Sağlık sorunları arasında yüzde 42'lik oranla kalp krizi ilk sırada yer alıyor. Türkiye'de bir numaralı ölüm sebebi olan hastalıklar söz konusu olduğunda; şu anda herhangi bir kalp ve damar hastalığı olsun ya da olmasın riskin, herkes için geçerli olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nuri Cömert, "14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası" nedeniyle; kalp krizlerine yol açan risk faktörlerine karşı alınması gereken önlemler ve kalp krizi anında yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.  Cömert, kalp damar hastalıklarının herkes için gündem olması gerektiğini ve önlenebilir hastalıklar arasında olduğunu, düzenli kontroller sayesinde kalp krizi ve ölüm oranlarının düşürülebileceğini söyledi. Türkiye'de modern yaşamın insanları aktif bir yaşam sürdürmekten alıkoyduğunu ve bu yaşamın getirdiği hareketsizliğin kalbi doğrudan etkilediğinin altını çizen Cömert, "20 yıl önce sadece 60 yaş üstü hastalarda kalp krizi görülürken; düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve bilgisayar, akıllı telefon gibi elektronik cihazların kullanımının artması nedeniyle artık 45 yaş altı kişiler de kalp krizi geçirebilmektedir. Modern yaşam artık insanları aktif bir yaşam sürmekten alıkoymakta ve bu yaşamın getirdiği hareketsizlik doğrudan kalbi etkilemektedir" dedi.  "Sigaradan uzak durun, kalp krizi riskini yüzde 50 azaltın"  Kalp damar sağlığı konusunda yapılan en büyük yanlışların başında ise hiç kalp hastası olunmayacağının düşünülmesi geldiğini vurgulayan Cömert, "Genetik risk faktörlerinin farkında olmamak ve sigara kullanmak da diğer yanlışların başında gelmektedir. Sadece sigarayı bırakmak bile kalp krizi riski yüzde 50 azaltılabilir. Aktif bir yaşam benimsemek, düzenli ve dengeli beslenmek, sağlık kontrollerini aksatmamak ve iyileştirilmiş bir yaşam tarzını benimsemek ile kalp krizinin sizden uzak durmasını sağlayabilirsiniz. Kalp damar hastalığı riskinizi öğrenmek için şu sorulara cevap verin; 'kötü huylu kolesterol ve kan şekeri seviyeniz nasıl' ve 'tansiyon değerlerinizi biliyor musunuz?' Bu sorulardan herhangi birine yanıtınız 'hayır' ise öncelikle sadece bu değerleri öğrenmek için bir uzmana başvurun" şeklinde konuştu.  "Kalp krizi geliyorum der"  Kalp hastalıklarının önlenebilir hastalıklar grubunda olduğunu söyleyen Uz. Dr. Nuri Cömert, "Temel testler sonrası bulunduğunuz risk grubuna göre doktorunuz muayene ve kontrol sıklığını belirleyecektir. Yüksek riskli gruptaki kişilere yıllık kontroller önerilirken, düşük risk grubundaki kişiler için kontrol aralıkları uzun tutulabilir. Kalp hastalıkları önlenebilir hastalıklar grubundadır. Erken teşhis edilen ve kalbinizin korunmuş olduğu durumdaki tedaviler son derece başarılı sonuçlar vermektedir. İstirahat halinde, göğüs orta hattında huzursuzluk, ezici, baskı veya yanma tarzında bazen sol kola, sırt ve omuza yansıyan ağrı hissediyorsanız kalp krizi geçiriyor olabilirsiniz. Ani gelişen nefes darlığı, soğuk terleme ve ölüm kaygısı da kalp krizi habercisi olabilir. Kimi zaman kalbin alt yüzeyini besleyen damar tıkanıklarında ilk şikayet bulantı, kusma ve baygınlık hissi olabilir" ifadelerini kullandı.  "İlk yardım eğitimi alın"  Kalp krizinin zamana karşı bir yarış olduğunun altını çizen ve ilk 3 dakikanın önemli olduğunu söyleyen Cömert, "Kalp krizinin belirtilerini bilmek ve farkında olmak erken müdahalenin temel esasıdır. Kalp krizi öncesi hissedilen göğüs ağrısının farkında olmak erken tanı ve tedavi açısından bir şans olabilir. Kalp krizinde en önemli durum kalp ve solunum durmasıdır. Ailesinde kalp hastalığı olan bireylerin ilk yardım eğitimi almaları, kalp masajı ve yaşam desteği durumunda müdahaleyi bilmeleri önemlidir. Kalp hastası olan kişiler ilaç listesi yapmalı ve bunu yanında bulundurmalıdır. Kendinizin veya yakınınızdaki birinin kalp krizi geçirdiğini düşünüyorsanız mutlaka hemen 112 Acil çağrı numarasıyla profesyonel destek istenmelidir. Varsa kişiye hemen aspirin verilmeli ve çiğnemesi sağlanmalıdır. Kişi oturtulmalı veya yatar duruma getirilmelidir. Kıyafetler sıkıysa gevşetilmelidir. Kişinin derin ve yavaş nefes alıp vermesi sağlanmalıdır. Kişiyi öksürtmek nabız farklılığı hissedildiğinde faydalı olabilir. Kalp krizi geçiren kişi yalnız bırakılmamalı, aralıklı olarak bilinç ve solunum durumu kontrol edilmelidir" dedi.   

"Sanayi atıkları, tarımsal ilaçlar, kimyasal maddeler ve evsel atıklar, su kaynaklarına karışarak suyun kalitesini bozdu" Haber

"Sanayi atıkları, tarımsal ilaçlar, kimyasal maddeler ve evsel atıklar, su kaynaklarına karışarak suyun kalitesini bozdu"

Tatlı su kaynaklarımızın, artan kirlilik ve yanlış yönetim nedeniyle kritik bir eşikte olduğunu belirten Uluslararası Kriz Araştırmaları Merkezi (USKAM) araştırmacısı Doç. Dr. Uğur Karadurmuş, "Sanayi atıkları, tarımsal kimyasallar ve bilinçsiz tüketim, suyun kalitesini hızla düşürüyor" dedi.   Türkiye’de tatlı su kaynaklarının, ciddi kirlenme tehdidi altında olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Uğur Karadurmuş, sanayi atıkları, tarımsal ilaçlar, kimyasal maddeler ve evsel atıkların, su kaynaklarına karışarak suyun kalitesini bozduğunu söyledi. Bu durumun hem içme suyu olarak kullanılabilirliği azalttığını hem de ekosistem dengesini bozarak biyolojik çeşitliliğin kaybına yol açtığının altını çizen Doç. Dr. Karadurmuş, "Artan nüfus, plansız kentleşme ve yetersiz altyapı ise suyun sürdürülebilir yönetimini zorlaştırmakta, kirlenme riskini daha da artırmaktadır" diye konuştu.  Bu sorunun çözümü ile ilgili bilgi veren USKAM araştırmacısı Doç. Dr. Uğur Karadurmuş şunları söyledi;  "Su kaynaklarının korunması, yalnızca çevresel bir mesele değil, aynı zamanda insan sağlığı ve geleceği açısından hayati bir konudur. Kirlenen su, su kaynaklı hastalıklara yol açarak insan hayatını tehdit ederken, tarım ve sanayide de ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Bu sebeple, su kaynaklarının etkin yönetimi ve kirliliğin önlenmesi, ekosistemlerin korunması ve insanlığın sağlıklı bir hayat sürdürebilmesi için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Tatlı su kaynaklarının tükenmesi ve kirliliği, günümüzde küresel ölçekte giderek büyüyen bir krizdir. Artan nüfus, iklim değişikliği, sanayileşme ve yanlış su yönetimi, tatlı su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırmaktadır. Ne yazık ki Türkiye de bu sorundan muaf değildir. Türkiye, coğrafi çeşitliliğine rağmen tatlı su kapasitesi açısından sınırlı kaynaklara sahiptir. Yıllık kişi başına düşen su tüketimi bin 500 metreküpün üzerindedir ve tatlı su kaynaklarının yüzde 70’ten fazlası tarım sektöründe kullanılmaktadır. Artan nüfusa ek olarak, tarımsal sulama, endüstriyel faaliyetler ve şehirleşme, su kaynaklarının sürdürülebilirliğini tehdit ederken gelir ve tüketim düzeylerindeki artış ve gıda ürünlerine olan talebin artması da her geçen gün su kaynakları üzerinde ek baskı oluşturuyor. Endüstriyel, kentsel ve tarımsal atıklar sebebiyle bir zamanlar hayati öneme sahip olan Ergene, Büyük Menderes ve Nilüfer gibi nehirler toksik su yollarına dönüştürmüştür. Bazıları, en ciddi kirlilik seviyesi olan 4. derece kirli olarak sınıflandırılmıştır. Örneğin Ergene Nehri, sanayi atıklarıyla aşırı yüklenirken, Uludağ’ın temiz sularından doğan Nilüfer Çayı, Bursa’dan geçtikten sonra çözünmüş oksijen seviyesini neredeyse tamamen kaybederek balıklar dahil sucul yaşam için elverişsiz hale gelmiştir."  İklim değişikliği yağış düzenlerini değiştirmekte, kuraklık sıklığını artırmakta ve genel su kullanılabilirliğini azaltmakta olduğunu ifade eden Karadurmuş, "Sıcaklıkların yükselmesi ve hava şartlarının daha öngörülemez hale gelmesi, Türkiye’nin zaten kıt olan su kaynaklarını yönetme konusunda daha büyük zorluklarla karşılaşmasına neden olmaktadır. En acil endişelerden biri tarım sektöründeki su talebinin artmasıdır. Küresel nüfus büyümeye devam ettikçe, gıda üretimine olan talep de artmaktadır. Araştırmalar, 2050 yılına kadar tarımsal su kullanımının iki katına çıkması gerekebileceğini öne sürmektedir. Ancak, verimsiz sulama teknikleri gereksiz su tüketimine ve israfa yol açmaktadır. Ancak, kriz ne kadar ciddi olursa olsun, kontrol edilemez değildir. Stratejik müdahalelerle teknolojik yenilikler, politika reformları ve sürdürülebilir uygulamalarla kriz hafifletilebilir. Asıl mesele, bu krizin yönetilebilir olup olmadığı değil, harekete geçme ihtiyacının ne kadar hızlı fark edileceğidir. Şayet gerekli önlemler ne kadar hızlı alınırsa, Türkiye ve dünya genelinde tatlı su kaynaklarının daha sürdürülebilir ve güvenli bir geleceğe taşınması sağlanabilir" dedi.  Su kirliliğiyle mücadelede başarının anahtarı, devlet, özel sektör ve bireylerin ortak sorumluluk üstlenmesi olduğunu belirten Karadurmuş, "Bu sorun, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Ancak, koordineli ve kararlı bir yaklaşımla bu gidişatı tersine çevirmek mümkündür. Su kirliliği yalnızca bir çevre sorunu değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal sürdürülebilirliğin de temel taşlarından biridir. Bu nedenle, devletin öncülüğünde, özel sektörün desteğiyle ve bireylerin bilinçli katılımıyla bir dönüşüm sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde su kaynaklarımızı koruyabilir ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz. Su kirliliğinin önlenmesinde güçlü ve kararlı devlet politikaları şarttır. Ancak yalnızca yasalar çıkarmak yeterli değildir; bu yasaların etkin bir şekilde uygulanması ve caydırıcı yaptırımlarla desteklenmesi gerekir. Endüstriyel atıkların sıkı denetimi, tarımsal kimyasalların kontrollü kullanımı ve atık su arıtma tesislerinin yaygınlaştırılması, su kirliliğiyle mücadelenin temel taşlarıdır" şeklinde konuştu.  Su kaynaklarının korunmasına yönelik uzun vadeli sürdürülebilir yönetim stratejileri oluşturulması gerektiğini ifade eden Karadurmuş, "Bu stratejiler toplumun tüm kesimleriyle paylaşılmalıdır. Diğer taraftan sanayi ve tarım sektörlerini de kapsayan özel sektör büyük ölçüde gerek sorunun ortaya çıkmasında gerekse sorunun çözümünde sorumludur. Bu nedenle özel sektör, üretim süreçlerini çevre dostu hale getirmek, su tasarrufunu teşvik eden teknolojilere yatırım yapmak ve atık yönetimi konusunda sorumluluk almak zorundadır. Sürdürülebilir üretim anlayışı sadece çevreye katkı sağlamakla kalmaz, uzun vadede ekonomik faydalar da sunar. Ayrıca, büyük şirketler sosyal sorumluluk projeleri aracılığıyla toplumu bilinçlendirmeli ve su kirliliği konusunda farkındalık oluşturmalıdır. Toplumsal bilinç olmadan su kaynaklarını korumak mümkün değildir. Günlük yaşamda bilinçli su kullanımı, geri dönüşüm alışkanlıkları ve doğaya zarar vermeyen temizlik ürünlerinin tercih edilmesi gibi basit ama etkili adımlar, su kirliliğinin önlenmesine büyük katkı sağlar. Aynı zamanda bireyler, kamu politikalarının daha sıkı uygulanmasını ve çevre dostu uygulamaların teşvik edilmesini sağlamak için toplumsal baskı unsuru olmalıdır" diye konuştu. 

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.