On TV ekranlarında yayınlanan ve Uzman Doktor Ali Özeren’in sunduğu On’da Sağlık programına Uzman Veteriner Hekim Hıdır Bayülgen konuk oldu. Programda hayvansal kökenli hastalıklar hakkında konuşuldu.

Duygu AKSAKAL/ÖZEL HABER

Uzman Veteriner Hekim Hıdır Bayülgen, hayvanlardan insanlara geçen zoonotik hastalıkların bakteriyel, viral, paradital ve gıda kaynaklı olduğuna değinirken “Dünya üzerindeki 8 milyar insandan 2 milyarı her yıl bu zoonotik hastalıklara mağruz kalıyor. Her yıl 2 milyon 7 yüz bin insan da bu hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor. Bu mikropların bir kısmı hem hayvanlarda hem de insanlarda hastalık oluşturuyor. Bir kısmı ise hayvanlarda çok önemli belirtiler olmadan insanlarda ağır semptomlarla seyreden hastalıklar oluşturuyor. Bazıları da kene, sivrisinek gibi taşıyıcılar yoluyla insanlara bulaşıyor. Sular, atıklar, kemirgenler yoluyla da bulaşabilen hastalıklar var. Bu şekilde çok değişik bulaşma şekilleri var. Hayvanların kendi yaşam alanlarının dışına itilerek insanlarla iç içe yaşaması zoonoz hastalıkarını artırıyor. İnsanların şehirlerde sıkışık bir şekilde yaşamaları, hijyenik ortamların olmaması, kanalizasyon sularının içme sularına karışması, kirli hava gibi pek çok etken zoonozların artmasına sebep oluyor. Dünya üzerinde her yıl çıkan beş hastalığın üçü hayvansal kökenlidir. Hayvanların, insanların can dostu olduğunu biliyoruz. Onlarla birlikte yaşıyoruz. Onların bakımlarını, aşılarını yaptırdığımız sürece, herhangi bir risk söz konusu değil. Fakat sokakta sahipsiz olarak yaşayan hayvanlara karşı biraz dikkatli olmamızda yarar var. Hayvanlar ve insanlar ne kadar bir arada sıkışık biçimde yaşarlarsa hastalık riski de o kadar artıyor. Eskiden hayvanlar da büyük popülasyonlar halinde değildi. Herkesin üçer-beşer hayvanı vardı. Şimdi birkaç binlerce hayvanın bir araya gelmesi ile yapılan hayvancılıklar, hayvan alışverişlerinin çok olması ile hastalığın bulaşması mümkün. Viral hastalıkların büyük bölümü hayvansal kökenlidir. İnsanların uçaklarla dünyanın başka yerlerine kolay bir şekilde seyahat edebiliyor olması, gittikleri yerlerden hastalık kaparak kendi ülkelerine getirmelerine sebep olabiliyor. Bütün hayvanlarda koronavirüs vardır. Koronavirüs, zaten hayvanlardan bildiğimiz bir virüs. Bilmediğimiz ise covid-19 olarak ilk kez ortaya çıkan insan formu. Koronavirüs kedilerden, köpeklerden insana geçmiyor. Şu ana kadar öyle bir bilimsel veri yok. Ancak Çin’de yapılan araştırmalar sonucu orada bulunan hayvan pazarında birtakım yabani hayvanlardan insanlara bulaştığına dair kanıtlar var ama Çin’in böyle bir şey bulsa bile bunu paylaşacağını zannetmiyorum. Dünya nüfusu çok hızlı artıyor. Bu hız böyle devam ederse 2050 yılında dünya nüfusu 12-13 milyara çıkacak. Dünyanın kaynaklarının bu kadar insanı beslemesi söz konusu değil.  Suyun da bu kadar hızlı bir nüfus artışını karşılaması mümkün değil. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda stratejik silahlar gıda ve su olacak. Hayvansal gıdaların üretiminde çok hızlı gelişmeler var. Hayvanların verimleri daha çok artırılıyor. Tavuklar daha çok yumurta versin isteniyor, inekler daha çok süt versin isteniyor… Bu hızlı artış birtakım genetik faktörlerle sağlandığı gibi genetiğiyle oynanmış hayvansal yemlerle de sağlanıyor. Bunlar insan sağlığını yakından ilgilendiren ve risk oluşturan faktörlerdir. Sağlıklı gıdaya ulaşmak bizim için hayati önem taşıyor” dedi.

Mezbahalar son derece korunaklı olmalıdır

 İnsanların hijyenik tedbirlerle hayvan hastalıklarından korunmasının mümkün olduğunu belirten Hıdır Bayülgen “Hangi gıdayı yerseniz yiyin temiz olan, kaynağı belli olan gıdalar olmasına dikkat edin. Mezbahalar her ne kadar veteriner hekim kontrolünde olsa da hastalıklı hayvanlar çıkabiliyor. Bu hayvanlar imha ediliyor. Dolayısıyla her hayvan hastalığının Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nda ve Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı genelgede ihbarı mecbur olan birtakım hastalıklar var. Bunların bir kısmı Tarım Bakanlığı’na ihbar ediliyor, bir kısmı Sağlık Bakanlığı’na ihbar ediliyor. Mezbahalar son derece korunaklı olmalı, etrafı tel örgülerle çevrilmeli ve buralara kedi, köpek ve kemirgen hayvanların girmesinin önlenmesi gereklidir. Hastalıklı atıkların mutlaka yakılarak atılması, yakılması mümkün değilse, 3-4 metrelik çukurlara gömülerek üstünün kireçle kapatılarak diğer hayvanlar tarafından yenmesinin ve dolaylı olarak insanlara geçmesinin önüne geçilmesi gerekiyor. Çiftlik hayvanlarında gerek sığırlarda gerek koyun ve keçilerde her türlü hastalık oluyor. Çok sayıda hastalıkla temas etmeleri ve bulaşmaları mümkün. Biz daha çok bunları koruyu hekimlik ve aşılamalar yoluyla gidermeye çalışıyoruz. Fakat her hastalığın aşısı yok. Eğer bu hastalıklardan birisine maruz kaldığında aşılı değilse çok büyük hayvansal kayıplar söz konusu oluyor. Tedavi hekimliği pahalı ve ekonomik değil. Bundan dolayı koruyucu hekimlik ön plana çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Kuduz hastalığı

Kuduzun Zoonoz hastalıkların başında geldiğini ifade eden Hıdır Bayülgen “Diğer hastalıklara yakalananların bir ölçüde kurtulma şansı var ama kuduzda hiç yok. Dolayısıyla çok önemli bir hastalık. Hayvanlardan sadece yarasalar kuduz hastalığını taşıyorlar ama hastalanmıyorlar. Isırma yoluyla bütün diğer hayvanlara ve insanlara bulaştırabiliyorlar. Özellikle kurt, çakal, tilki gibi yabani hayvanlarda ve onların ısırması suretiyle kedilere, köpeklere bulaşıyor. Dolayısıyla ısırma yoluyla insanlara da bulaşabiliyor. Köpekte kuduzun üç aşaması vardır. Birincisi sakinlik aşamasıdır. Bu aşamada hayvan durgunlaşıyor, sahibini tanımıyor, boş boş bakıyor, sahibinin komutlarına riayet etmiyor ve evden uzaklaşıyor. İkinci aşama saldırganlık dönemidir. Bu iki-üç gün sürüyor. İki-üç gün sonra hayvanda dengesiz yürüme, saldırma, gıda niteliğinde olmayan tahta, taş gibi şeyleri yeme gibi birtakım anormal hareketleri oluyor. Üçüncü aşama ise felç dönemi oluyor. Bu dönemde hayvanın arka ayaklarından başlamak üzere hayvanda sallantılı yürüyüş, çene felci, yutak felci, bu nedenle çenenin aşağı düşmesi, salyanın akması, boğuk bir uluma, bunların hepsi kuduz belirtileridir. Böyle bir hayvan görüldüğünde çok dikkat edilmesi gerekiyor. Kuduz hastalığı büyük oranda ısırma yoluyla ya da tırmalama yoluyla bulaşıyor. Kuduz virüsü aslında son derece dayanıksız bir virüs. Yüksek ısıda, hatta güneş ışığında bile çok fazla yaşayabilen bir virüs değil. Bulaşması da birtakım koşullar gerektiriyor. Isırık olacak, ısırık yarası derin olacak, ısırıktaki salya virüsü o yarada kalacak, uzun süre kalacak, ısırılan yerdeki sinir dokusu tahrip olacak, virüs orada tutunacak. Oradan sonra ancak sinir yoluyla virüs beyne ulaşıyor. Kuduz bir beyin hastalığıdır. Beyinde sinirsel semptomlarla karakterize olan bir hastalık. Mesela kuduz virüsünü damara enjekte ettiğiniz zaman bulaşmıyor. O yüzden kafaya yakın olan kısımdan ısırılan bir insanda belirtiler hemen ortaya çıkarken ayaktan ısırılan bir insanda virüsün sinir yoluyla beyne ulaşması için gereken süre bir yıla kadar uzayabiliyor. Her hayvanda kuduz belirtileri farklıdır. Hayvanda öyle bir belirti olduğu zaman mutlaka ihbarı zorunlu bir hastalıktır. Tarım Bakanlığı’na bildiriliyor. O hayvan müşahede altına alınıyor. Zaten kuduz belirtileri gösteren bir hayvan 3-4 gün içerisinde ölüyor. Fakat belirtiler başlamadan önce de salyada kuduz virüsü bulunabilir. Öyle bir hayvanla temas etmiş insanların risk altında olduğunu bilmek gerekiyor. Dolayısıyla o insanların en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna gidip kuduz aşısı olmaları gerekiyor. Ölen hayvanın da kafası resmi yetkililer tarafından alınarak bir veteriner viral virüs laboratuvarına gönderiliyor. Orada virüsün izolasyonu yapılarak kuduz olduğu kesinleşiyor. Öyle bir durumda sadece o hayvanla temas eden aile değil, tüm köy karantinaya alınıyor.  Bazı insanlar kuduz konusunda fazl a paniğe kapılıyor. Her ısıran ya da tırmalayan hayvanın kuduz olması söz konusu değildir” şeklinde konuştu.

Brusella hastalığı

Brusellanın bakteriyel bir hastalık olduğunu söyleyen Hıdır Bayülgen “Bütün hayvan türlerinde olmakla birlikte daha çok çift tırnaklı hayvanlarda bizim için sorun oluyor. Ağırlıklı olarak koyunlarda ve keçilerde salgın yapıyor. Hayvanlarda durgunluk, iştahsızlık, zayıflama gibi genel semptomların yanında gebe hayvanlarda yavru atma ve ölü doğumlar gibi kayıplara yol açıyor. Bir sürüde brusella olduğu zaman o sürünün sahipleri, o hayvanın sütünü sağan, sütünü içen, peynir yapan, yoğurt yapan herkes tehlikede. Özellikle kırsal kesimde hayvancılık yapanlarda oldukça sık rastlanan bir hastalık. Peynir ne kadar taze ise risk o kadar büyük ya da süt ne kadar az kaynatılmışsa risk o kadar büyüktür. Brusella zaten iyice kaynatılmış bir sütte ölüyor. Peynirler de yeterince olgunlaşmış ise brusella ölüyor. Vatandaşlar taze peynirlerden uzak dursunlar. Mümkün olduğu kadar kaynağı belli olmayan yerlerden peynir almasınlar” şeklinde konuştu.