Fatma ÖZTÜRK/ÖZEL


On TV ekranlarında yayınlanan ve Hukukçu Zehra Nur Dalgıç’ın sunduğu Türkiye Gündemi programına Gazeteci İsmail Karakaş, Avukat Türkan Akbaş, Uzman Doktor Ali Özeren, Hukukçu Mehmet Ener ve Gazeteci Hacı Dalgıç konuk oldu.

Programda İngiltere gündemi, İngiltere’de SMA hastaları için yapılan dernek çalışmaları, Türkiye’de Koronavirüste son durum, kısıtlamaların hukuka uygunluğu ve kısıtlamaların Güneydoğu’daki yansımaları hakkında konuşuldu.
Ali Özeren, Koronavirüste son durumla ilgili olarak ‘’Maalesef 58 il kızardı. Hepimiz üstümüze düşeni yapsaydık böyle olmayabilirdi aslında. Artık tekrar hafta sonları kısıtlamalar geliyor. Sağlık açısından bazı şeyleri kurtarma adına yapılan hareketler sosyal hayatı etkiledi, işin psikoloji tarafı, ekonomi tarafı var. Sanki sil baştan ilk günlere döndük gibi oldu. Bursa’da da maalesef artışlar var. Daha çok korunmaya özen göstermemiz lazım. Hastanelerin dolmaya başladığını, hasta yoğunluğunun arttığını, testlerdeki pozitif oranlarının arttığını, hastaneye yatışların arttığını, yoğun bakımların dolmaya başladığını biliyoruz. Yoğun bakımlar yüzde ellilerde doluluk oranlarında. Tüm Türkiye’de artış maalesef kaçınılmazdı ama bu kadar dramatik olacağı düşünülmemişti belki de. Maalesef korona oldukça hızlı ilerliyor. Bunda mutant virüslerin de rolü var. Ondan dolayı bulaşma hızı arttı. Onun için daha dikkatli olmamız lazım. Özellikle maske konusunda daha titiz davranmamız lazım. Bir salgının kontrolünün birkaç mekanizması var. Bir tanesi aşı, bir tanesi sürü bağışıklığı, diğer bir tanesi de ilaçla hastalığın tedavi edilmesi. Yeni bir virüs, gerçekten zor bir hastalık, pandemi zaten tüm dünyayı altüst eden bir şey. Yeni vakalar anlamında maalesef Avrupa’da birinciyiz. Aşılamada birçok ülkeye göre iyiyiz ama daha hızlı olmalıydık. Hız kazanacağımızı düşünüyorum. Pandemi açısından bakarsak zinciri kırabilme adına %65-70’e ulaşan bir bağışıklık oranı elde etmek lazım. Aşı olduktan sonra bir daha hasta olmayacaksınız diye bir garanti yok. Sakın insanlar böyle bir rehavete kapılmasınlar. Bu tedbirler her zaman devam edecek. Bu hastalıkla yaşamayı öğreneceğiz. Bugün pandemi bitti desek bile belki birkaç yıl daha ufak tefek, endemi dediğimiz salgın şeklinde bulaşmalar olabilir yinede. Aşılama bitse bile biz bu hastalıktan kurtulduk diyemeyiz. Biz daha aşılamanın başındayız. Biz 80 milyonluk büyük bir ülkeyiz. En azından 55 milyonun aşılanması lazım. Yüz milyon doz yani 50 milyon kişinin aşılanması da takvim olarak temmuzun sonunu gösteriyor maalesef. Kapanmalar ve kısıtlamalardaki hedef bulaşma hızını azaltmaktır, riskli hastaları korumaktır. Çünkü belli bir yaştan sonra yakalanırsak maalesef çok ağır seyredebiliyor. Artık hem sağlıkçılar hem de halkımız da öğreniyor. Biraz daha bilinç düzeyi artıyor. Artık insanlar virüsün miktarını daha az kapıyor. Yani hastalanma, ağır hastalanma, zatürreye dönme oranına bakarsak ilk başlarda bu yüzde onlarda ama şimdi bu yüzde üç buçuklara gerilemiş. Biraz daha maskenin doğru kullanıldığı anlamına geliyor bu. Tüm toplum olarak korona ile yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.’’ dedi. İngiltere’de Normalleşme Hareketleri İsmail Karakaş, İngiltere gündemi hakkında ‘’İngiltere Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada son 24 saatte 4 bin 654 yeni vaka tespit edildi. Toplam vaka sayısı 4 milyon 341 bin 736’ya yükseldi. İngiltere karantina kurallarının hafifletilmesinin ilk adımını atmış oldu. İngilizler açık alanlarda sosyal mesafe kurallarına uymaları ve altı kişiyi aşmamaları şartıyla başka hanelere ziyaretler yapabilecekler. Hükümetin covid-19 önlemlerinin kaldırılmasına yönelik açıkladığı dört aşamalı yol haritasına göre bugün başlayan normalleşmenin ilk aşamasıyla insanların dışarıda daha fazla zaman geçirmesine izin verilecek. Tenis kortları, golf kulüpleri ve basketbol sahaları dahil açık hava spor tesisleri yeniden açılacak. Açık alanlarda bazı spor müsabakalarına izin verilecek. Düğün ve nikah törenlerinin devam edebileceği açıklanırken cenazeler otuz kişi ile sınırlandırılacak. Paket servisleri dışında barlar, gece kulüpleri ve restoranlar gibi işletmeler kapalı kalmaya devam edecek. Ülke dışına seyahat yasağı iş, eğitim, yasal hükümlüler, oy kullanma, mülklerin taşınması, satılması, kiralanması, ölümle ilgili akraba veya yakın arkadaş ziyareti gibi cenaze töreni, evlenme veya yakın akrabanın düğününe katılmak, tıbbi randevu gibi nedenler dışında ziyaret edemeyecekler. Bu durumu ihlal edenlere 5 bin sterlinlik bir para cezası söz konusu. İkinci aşama 12 Nisan’da devreye girecek ve berberler, mağazalar, kütüphaneler yeniden açılacak. Spor salonları ve yüzme havuzları, hayvanat bahçeleri, eğlence mekanları faaliyete geçmeye başlayacak. Restoran, pub ve barların açık havada müşterilerine servis yapmalarına izin verilecek. İngiltere’de üçüncü ve dördüncü aşamada vatandaşlar açık alanlarda otuz kişiye kadar, kapalı alanlarda ise altı kişiye kadar bir araya gelebilecekler. Restoran ve barlar iç mekanlarda
müşteri almaya başlayacaklar. Müze, tiyatro ve sinema gibi yerler açılacak, katılımcı sayısı sınırlı tutulmak üzere açık hava etkinliklerine izin verilecek. Konaklama sektörü yeniden hizmet verebilecek. Düğünlerde ise katılım otuz kişiye kadar serbest hale gelecek ve en son olarak da 21 Haziran’da dördüncü aşamaya geçilecek. Bu da covid-19 önlemleri çerçevesinde tüm sınırlandırmaların kaldırılacağı şeklinde duyuruldu. Ekonomi ve iş araştırmaları merkezi tarafından yapılan açıklamada covid-19 kısıtlamalarının İngiltere’ye maliyeti 251 milyar sterlin oldu. İngiltere’de bir okulda Hz. Muhammed’e yönelik hakaret içeren karikatürlerin gösterilmesi tepki çekmişti. İngiltere’de bir öğretmenin derste Hz. Muhammed’e yönelik hakaret içeren karikatürleri göstermesi tepki çekerken okul yönetimi, velilerin protesto gösterisinin
ardından özür diledi. Bazı kaynaklar tarafından öğretmenin açığa alındığı söylendi ama şu anda soruşturma devam ediyor.’’ dedi. ‘’1 Pounda Bir Hayat Kurtar’’ Türkan Akbaş, İngiltere’deki SMA hastaları için yapılan dernek çalışmalarıyla ilgili ‘’Bizler Metehan’ın gönüllüleriydik. Aileye destek olmaya çalıştık. Biliyorsunuz son zamanlarda SMA Türkiye’nin
gündemini çok meşgul eden bir konu. Çoğu kişi soruyor bu hastalık önceden yoktu nasıl böyle birden üredi diye. Bu hastalık aslında her zaman vardı ama ilacı yoktu. İlacı olmadığı için çok gündemde değildi, insanların çok araştırdığı bir konu da değildi. Bu hastalığın ilacı Zolgensma denilen ilaç dünyanın en pahalı ilacıdır. 2 milyon 400 bin dolar civarında sadece ilacın kendisi, bir dozluk bir ilaç bu. Çocukların hayat şartlarını çok çok daha ileri götüren bir ilaçtır. Türkiye’de Spinraza veriliyor. O ilaç da gerçekten çok iyi bir ilaç. Yani çoğu çocuğun şimdiye kadar ölmemesinin sebebi aslında Spinraza gibi bir ilaca erişimi olduğu için. Fakat maalesef bu ilacı almak için kriterler var Türkiye’de. Onun için aileler Zolgensma ilacını almak için büyük bir çaba sarf ediyor. Bunlardan biri de Metehan’dı. Metehan İngiltere’deydi. Onun kampanyası bitti. Kampanya bittikten sonra çok fazla aile bizimle irtibata geçti ve destek olmamızı istedi ama bireysel kampanyalar eskisi kadar ilgi çekmiyor ve çok yavaş ilerliyor. Onun için bireysel bir kampanya yürütmektense bunu bir dernek çatısı altında yürütmeyi düşündük. Bu şekilde aslında bütün çocuklara sahip çıkabiliriz. Derneğimizin ismi £1 to Save a Life, 1 Pounda bir hayat kurtar. İsteğimiz hayırseverlerden sadece aylık talimat vermeleri ve haftalık bir pound, aylık 4 pound. Türk lirası olarak da aylık 50 lira. 2 milyon hayırsevere ulaşmayı hedefliyoruz. Önümüzde süreç
var. Maalesef bu çocukların zamanı yok. Çocukların bu ilacı almak için bir yaş ve kilo kriteri var. 13 buçuk kilonun altında olması gerekiyor çocuklar. Amerika’daki hastane iki yaş ve altını kabul ediyor. Fakat Macaristan ve Dubai gibi ülkelerde iki yaş üstü ve 13 buçuk kilo üstündeki çocukları da kabul ediyor. Yine faydalı olabiliyor ama aynı şekilde değil, belki biraz daha az faydası oluyor. Önemli olan bu çocukları bir an önce tedavilerine ulaştırmak. Devletimiz de bunun için bir
çözüm bulacaktır eminim. İngiltere’de bu ilaç yeni onaylandı. En kısa zamanda Türkiye’de de onaylanmasını temenni ediyoruz. Bu hastalık aslında çok nadir hastalık diye geçiliyor. Dünya genelinde on bin kişiden bir kişi bu hastalığa yakalanabiliyor. Fakat Türkiye’de altı binde bir görülen bir hastalık, yani Türkiye’de daha sık görülüyor. Türkiye’de anladığım kadarıyla Ankara’da başlamış, doğum öncesi, evlilik öncesi testlerle aslında ailelerin taşıyıcı olup olmadığını kan testi ile belirleyebiliyorlar. Bunun olması çok çok önemli.’’ dedi. ‘’Genelge kanunlara uygun’’ Mehmet Ener, ‘’Anayasada özgürlükler noktasında baktığımız zaman toplumun sağlığı esastır. Bu nedenle 1930’lu yıllarda umumi hıfzıssıhha kanunu çıkarılmıştır. Bu çok kapsamlı bir kanundur. Bu kanunda hemen hemen tüm hastalıklar yoruma da tabi olmak üzere konunun içinde vardır. İçişleri Bakanlığı’nın 30 Mart 2021 tarihli genelgesi yayınlandı. Hıfzıssıhha kanunu diyor ki bunu bakanlar kurulu yürütür ama oradaki tedbirleri almakta Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nı yetkili kılmış.
İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi de valilikler ve kaymakamlıklara gönderilmiş. İl ve ilçe hıfzıssıhha kurullarına bazı yetkiler bırakılmış. Bu yetkiler doğrultusunda da malum olan kısıtlamalar konulmuş. Genelge hukuka uygundur. Fakat bir sayın vali çıkıyor ve diyor ki sosyal medyada maskesiz fotoğrafını gördüğüm zaman sana ceza keseceğim. Bu hukuka uygun değildir. Veya geliyorlar evin kapısının önünde ayakkabı sayıp evde kim var kim yok kontrol ediyorlar. Bu özgürlüklere aykırıdır. Valilerin ve kaymakamların denetime çıkıyoruz diyerek vatandaşları hor görme tavırları hoş hareketler değil. Televizyonda görüyoruz, zabıtalar denetime çıkmış, 14 kuralı uyguluyor musun diyorlar ama bir bakıyorsunuz ki zabıtalar arasında bile mesafe yok. Biz buna zabıtadan başladık, mesela partilerin kongreleri yasak değil, daha önce de yasak değildi. Sağlık Bakanımız bir cenazeye katıldığında sosyal mesafeye uyulmadığını görünce vatandaşlarımızdan özür diledi. Sayın Cumhurbaşkanımızın kongrelerdeki tavır ve hareketlerden dolayı en azından vatandaşa güven verebilmesi noktasında vatandaşa, kongrelerde bir hata yaptık özür diliyoruz fakat bu üçüncü seviyede bir gelişme var, buna göre tedbirlerimizi alalım demesinde fayda vardı. Baştaki, bu konuya dikkat etmezse aşağıdaki vatandaş dikkat etmez. Genelge kanunlara uygun ama genelgeyi tatbik edenler, genelgeyi uygulayanlar bu konuda yasalara uygun davranmıyorlar.’’ ifadelerini kullandı. ‘’Halka rağmen halk için dayatmasından geri durulmalı’’ Hacı Dalgıç, kısıtlamaların Güneydoğu’daki yansımalarıyla ilgili ‘’Artık coronanın toplum üzerindeki korkusu yavaş yavaş kırılmış gibi, insanlar normal hayatlarına dönmenin özlemi içerisinde. İnsanlarımız sıcakkanlı, kaynaşmayı seven insanlar. Bu anlamda söz konusu tedbirlerin biraz gevşetildiğini görmek mümkün. Bunun yanı sıra bunu aslında toplum bağışıklığına da bağlamak lazım. İnsanlar korkuyu üzerlerinden attılar. Kısıtlamaların hayatımızdan çıkmasını beklerken yeniden girdiğini görmek, 58 ilin kırmızıya dönmesiyle adete memleketin ateşi yükselmiş gibi bir algıyla özgürlüklerin kısıtlanması noktasında tepki veren insanlarımız da var. Ramazan ayı iki haftaya kadar başlıyor. İnsanlarımızın ibadetlerini daha rahat yerine getirebilmeleri, iftarlar, sahurlar falan derken bunların kısıtlanmasına tepki gösteren bir kesimin de olduğunu belirtmekte fayda var. Geçen sene Ramazan ayını da içine alan o kapanma sürecinde insanlar farz olan ibadetlerini bile yerine getirebilmekte güçlük çektiler. Virüsün nerelerde bulaşıp nerelerde bulaşmadığını gördük. Camilerin yine aynı şekilde kapatılması, ramazanda teravih namazının kılınamaması gibi durumlarla karşılaşmaktan memnun olmayan bir kitleyi de hesaba katmak gerekiyor.
Özgürlüklerin özüne dokunuluyorsa o noktada biraz ne oluyoruz diye bir sorgulamaya gidilmesi gerekiyor. Demokratik hakların özüne dokunulmadan elbette ki kısıtlamalar yapılabileceği anayasada da belirtilmiştir ancak görünen uygulamalarda bazılarının bu işin haddinden aştığını görüyoruz. Bir ilin valisinin çıkıp da artık sosyal medyada maskesiz fotoğraf paylaşanlara işlem yapacağız demesi, bu saçmalık. İşi bu boyuta getirmenin alemi yok. Denetim yapan görevlilerin kendilerinin uymayışı, bu tür uygulamalar işin ciddiyetini sulandırıyor bir yerde. Artık neredeyse bir aç kapa oyunu oynanmaya başlandı. Görevliyi gördüğü yerde maskesini çekip indiriyorsa artık birilerinin düşünmesi lazım bu
insanlar niye bunu yapıyor diye. Bakıyorsunuz ki insanlar sarmaş dolaş olabiliyorlar, kaynaşmayı arzuluyorlar, bu insanlar akıl sahibi insanlar, kendi artısını eksisini hesap edebilecek insanlar. Bu noktada bir gevşeme görülüyorsa halka rağmen halk için dayatmasından bir yerde geri durulmasını gerektiğini düşünüyorum. Herkes kendi canını daha iyi koruyor, ne yapması gerektiğini biliyor. Ona göre davranıyor ama bunu bahane edip de artık özgürlüklere müdahale etmek, insanların
inançlarının gereğini yerine getirmesinde kısıtlamaları yerine getirmek bir yerde tahammül sınırlarının zorlandığı şeklinde yorumlanabiliyor. Özellikle hizmet sektörüne yönelik kısıtlamalar ekonomik olarak çok acı bir reçete olarak uygulandı. Bunun ekonomik boyuttaki yansımaları da olumsuz olarak kendini gösterdi. Çoğu işletme kapanma noktasına geldi.
Sanayinin ağırlıklı olmadığı bir düzen var Diyarbakır’da ve bölgede. Hizmet sektörü ağırlıklı bir düzen mevcut. Kısıtlamalar da kendini hizmet sektörü üzerinden göstermeye başladı. Geçtiğimiz kapanma sürecinde zar zor ayakta duran ve artık dayanma haddini aşan bir durumdayken bu kısıtlamaların kalkmasıyla bir rahatlama, ekonomik anlamda bir ümitlenme ortaya çıkmışken önümüzdeki günlerde Ramazan ayına yönelik kısıtlamaların gelecek olması insanımızı yeniden kara kara düşünmeye itiyor.’’ şeklinde konuştu.